Q7 tam bir baş belası!
29 Haziran 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Turgay Demir
Beşiktaş geçen sezon en çok kanat akını yapan takım. Aynı zamanda en çok korner kullanan ekip. Bu demektir ki rakip kale civarına bolca gidilmiş. Yani Denizli’nin takımında da oraya gidene kadar sorun yoktu. Asıl sorun rakip kale önünde oyalanmaktı. Kartal gider, kapıyı tıklatıp geri dönerdi. Zorlayamazdı. İkinci bindirmeyi dahi yapamazdı, üçüncüyü hak getire. Hal böyle olunca sayısız kanat akınına rağmen geçen sezon ciddi bir gol sorunu yaşadı Beşiktaş. Bu manzaraya rağmen transferde kanatların takviye edilmesi ve golcü alınmaması ilginç tabii. Savunmanın sağına Hilbert, ortanın soluna (duruma göre sağda da oynayabilir) ise Quaresma geldi. Yani güçlü olan kanatlar daha da güçlendirildi. Golcüler cephesinde yeni bir şey yok. ‘Herhalde yönetimin bir bildiği vardır’ diyeceğim ama görünen köy kılavuz istemez. Durum gayet açıkt; Beşiktaş’ın, Bobo ve Nobre’den daha yüksek bir gol yüzdesi olan ve sırtı kaleye dönük de oynayabilen bir golcü alması şart. Bunu şimdilik ben söylüyorum ama ilk hazırlık maçından sonra Schuster’in de aynı türküyü söyleyeceğine eminim. Hazır Quaresma gibi bir yıldız alınmışken iyi bir golcüyle bu iş taçlandırılmalı derim ben. Bu arada madem sözü Quaresma’ya getirdik ordan devam edelim. Antrenmandaki çift kalede hem sağ, hem sol kanattan etkili hücumlar yaptı. Kolay adam geçiyor ve kısa mesafede çok etkili. Rüştü’ye attığı gol tam usta işiydi. Sağ ayağıyla uzak köşeye vuracakmış gibi yaptı ve son anda ayağını tam kepçeleyip topu Rüştü’nün kapattığı köşeden ağlara gönderdi. Üstelik bunlar henüz ısınma hareketleri. Bu adam gerçek bir baş belası (!) benden söylemesi. Bundan önce gelen birçok yıldızı unutturacağına şüphe yok. Dostlar alışverişte görsün misali takılmıyor. İyi çalışıyor. Hangi kanatta oynarsa oynasın Beşiktaş’a katkı sağlayacaktır önemli olan bu katkıların tabelaya yazılıp yazılmayacağı… O noktada da yukarıda anlattığımız golcü sorunu çıkıyor karşımıza. Schuster ya Nobre, Bobo ve Nihat gibi silahlarını partalıp patlatacak ya da yeni bir golcü isteyecek. İki kere iki dört!
* * *
Soğuk melek!
Beşiktaş ve Milli Takım’ın bütün kamplarını takip eden biri olarak Schuster’in ilk iki antrenmandaki tavrı garibime gitti. Alman hoca; Tigana, Çalımbay, Sağlam, Denizli, Lucescu, Terim ve Hiddink gibi antrenmanı yaşayan bir teknik adam değil. Daha çok kenardan seyrediyor. Heyecansız, donuk. Hep böyle midir yoksa zamanla açılır mı bilinmez ama ben daha hırslı olan ve bunu takıma da aşılayan bir Schuster bekliyordum. Bizim Sarışın Melek biraz soğuk galiba. Del Bosque de Real’den geldi ama o böyle değildi. Yani mevcut manzarayı Real Madrid havasına bağlamak da mümkün değil. Antrenmanlar konusunda medyanın yaşadığı sıkıntı da hocanın soğukluğunun bir kanıtı. Önce sadece yarım saat açık olan çalışmalar, medya ordusunun ortak isteklerini iletmeleri sonucu araya giren Serdal Adalı vasıtasıyla “Sabahları açık, akşamları kapalı” şeklinde dönüştü. Yarın akşamlar da mı açılır, yoksa sabahlarda mı kapanır onu şimdilik biz de bilmiyoruz. Sabah ola hayrola…
* * *
İspanyol zulmü!
Beşiktaş’ın İspanyol kondisyoneri Carlos daha ilk antrenmanda futbolcuların pestilini çıkardı. Öylesine ki kondisyon çalışması bittiği anda tüm futbolcular ‘ole’ çekip alkışlamaya başladılar. Zaten o tempo biraz daha sürseydi muhtemelen takımın yarısı bayılırdı. Gerçekten çok zorluyor İspanyol. Takım çalıştırmıyor adeta zulüm yapıyor! Eee sezon başı yüklemesi dediğin de böyle olur zaten. Schuster’le ilgili düşüncelerimizi kısa bir süre sonra sizlerle paylaşacağız, sistemi nedir, ne yapar, ne yapmaz hepsini analiz edeceğiz ama izlediğim iki antrenman sonrasında kondisyoner ve yardımcının benden geçer not aldığının altını çizmeliyim. Bu tempoyla 10 gün sonra bu futbolcular uykularında bile koşmaya başlarlar ve kolay kolay da yorulmazlar.
* * *
Dünyalı Kartal!
Hoca Alman, yardımcıları İspanyol, futbolcular karışık. İki Çek, bir İtalyan, üç Brezilyalı, bir Portekizli, bir Arjantinli, bir Şilili, üç Alman, bir de Slovak… Dil konusu tam bir curcuna… Bu durum özellikle antrenmanlarda futbolcuları zorluyor. Şimdilik Tayfur Almanlar’ın, Nihat ise yardımcı hocaların can simidi konumunda. Futbolun dili ortaktır, bir süre sonra bu sorun çözülür ama çözülene kadar da Nihat ile Tayfur biraz hırpalanırlar gibi görünüyor.
* * *
Jabulani yuvarlak mı?
Hani hep söyleriz; top yuvarlaktır! Peki Dünya Kupası topu için bunu söylemek mümkün mü? Tamam görünüşte yuvarlak ama bu nasıl yuvarlak ki, atan başka, tutan başka şeyler söylüyor. Kalecilere göre, berbat, sinir bozucu, hiç icat edilmemeliydi? Forvetlere göre (En azından bazıları ısrarla böyle söylüyor) ise nereye vurursan oraya giden harika bir top. Gel de çık işin içinden. Vuvuzela tartışmaları bile “jabulani” tartışmasının gerisinde kaldı. Son kararı final maçında verebiliriz belki! Kazanana göre harika bir top olarak tarihe geçecek bu alet. Kaybeden için ise sanırım mazeret şimdiden hazır; jabulani. İşin doğrusu şu: Dünya Kupası ya da Avrupa Şampiyonası için özel topu üretmek yanlış. Oyuncular alışana kadar turnuva bitiyor zaten. Bence FIFA’nın kendi kendisine sorması gereken soru şu: Futbolculara yeni topa alışacak zamanı neden vermiyoruz?
* * *
Denizli Lig TV’de…
Hayırlı olsun… Şansal ağabeyin karşısında Mustafa Denizli’yi görecek olmak beni ayrıca mutlu etti. Diyeceksiniz ki sana ne oluyor? Şu oluyor: İki sezondur hocanın sahada göremediğini yazdık, o tersini yaptı. Şimdi o tribünde gördüğü hataları dile getirecek ve bizi anlamış olacak.
* * *
Günün sözü
Kendine bir anlam arayan tek varlık insandır.
Albert Camus
Q7 çatlaması mı?
28 Haziran 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Turgay Demir
Sen ne yazarsan yaz, okuyan ne anlıyorsa gerçek odur? Geçen hafta “Q7 çatlatıyor” dedim, bazı Fenerbahçeli ve Galatasaraylı okurlarım “Az bekle bu Q7′den bir şey olmaz sen de yazdıklarını yemek zorunda kalırsın” türünden saldırıya geçtiler.
Bazı okurlar kusura bakmasınlar ama ya işlerine öyle geliyor ya da gerçekten beni yanlış anlıyorlar. İyi niyetle bakıp yanlış anladıklarına varsayarak bir kez daha bu konuyu gündemime aldım.
Şimdi gelelim ne demek istediğimize. Dediğim şu; Q7 büyük bir transferdir ve bir sürü sıkıntıyla boğuşan Beşiktaş’ın bu işi bitirmesi büyük olaydır. Bunu anlamak için iki ezeli rakibinin ne yaptığına bakmak yeterli olur.
Misal kasası dolu (!), hiçbir sorunu olmayan sözde dünya kulübü Fenerbahçe, Daum’a 2-3 milyon euro daha az vermek için yaklaşık bir ay kaybetti. Çok değerli günleri böyle harcadı. Dolayısıyla transfere ayırması gereken enerjiyi böyle bir sorunla tüketti. En sonunda yaşanan bunca tiyatronun ardından Daum’dan kurtuldu ve şimdi ya görevi Aykut’a verecekler ya da yeni bir teknik adam bulacaklar.
İkisi de kendi içinde sıkıntılar barındıran seçeneklerdir. Aykut hoca bu takımın yükünü taşıyamaz. Yeni teknik adam geldiğinde ise herşeyi sil baştan yapacaklar. Oysa Fenerbahçe şu anda transferlerini bile yapmış olmalıydı.
Bunun acısı çıkar!
Galatasaray’ın maddi problemleri malum.
O nedenle Aslan almıyor, satıyor! Emre Güngör Gaziantep’e, Uğur Ankaragücü’ne vs derken iki milyon euro oradan, bir milyon euro buradan toplamaya çalışıyor.
Benim karaladığım resim bu. Ezeli rakipleri düşmüş kendi derdine, Beşiktaş ise tüm dertlerini bir yana bırakıp yıldız avına çıkmış.
Bana kalırsa alkışı çoktan hak etti Beşiktaş yönetimi, benim yaptığım da hak ettiklerini vermek.
Hepsi bu.
Yoksa Quaresma çok faydalı olmayabilir de!
İnter ya da Chelsea’de olduğu gibi yedek kalması da mümkün! Ama bu onun bir yıldız olduğu gerçeğini değiştirmez. Beşiktaş yönetimi iyi bir iş yaptı, Fenerbahçe ve Galatasaray yönetimleri (kendilerine göre haklı sebeplerle) patinaj yapıyorlar. Büyük hata ediyorlar. Çok değerli zamanı boşa harcıyorlar. Bunun acısı yeni sezonda çıkar. Benden söylemesi.
Bu da kapak olsun!
26 Nisan 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Turgay Demir
Derbi sonrası gözü dönmüş fanatiklerden gelen onca mesajın içi bomboştu. Hep kendilerine yontmuşlar. Sayıları çok az olsa da bazı okurlarım da inanılmaz duyarlıydılar. Onlardaki bu duyarlılığı ne yazık ki Fenerbahçe yönetimi bile gösteremedi. Hiç utanmadan Bilica’ya sahip çıktılar. Yazıklar olsun. Şu gerçeği fark ettim ki sportmenlik anlamında bazı okurlar, yöneticilerden çok daha önde. Ne mutlu bana, güzel insanlar okuyor köşemi. İşte o mesajlardan bazılar. Gönderenlerin hepsinin yüreğine sağlık.
ALİ ÇETİN: “Abi, yarın ki yazınızı okumadan göndermek istedim mesajı. Tekrar hatırlatayım ben Fenerbahçe taraftarıyım. Bu akşam oynanan maçta aldığımız galibiyete sevinemedim bile. Fenerbahçe’ye böyle çalışan hakem görmedim. Özellikle sizin üzerinde durduğunuz Serkan Gençerler Fenerbahçe’ye leke düşürdü! Yazık çok yazık, tek bir pozisyon vermeden lehimize geçen maçı katletti! Hakemin üç metreden görmediğini Serkan Gençerler 40 metreden nasıl gördü anlayamadım. Orta hakemin yanlış üç kırmızı kart göstermesine neden oldu. Türkiye Kupası’ndaki Selçuk Dereli gibi berbattı.
Sağduyulu taraftarlar
MUSTAFA HALICI: Her maçta bir sürü hakem hatası oluyor. Kızıyoruz, bağırıp isyan ediyoruz. Zamanla geçiyor. Bu öyle geçiştirilecek bir şey değil. Galibiyeti, olası şampiyonluğu mundar etti. Neyi değiştirir bilmem ama tanıdığım bütün Beşiktaşlı arkadaşlardan özür diledim. Umarım kulüp bugün Bilica’nın ilişiğini keser onunla. Bunu hemen şimdi şampiyonluğa koşarken yaparsa anlamlı olur. Sezon sonu gönderirsen geçmiş ola.
ÖMER HAN: Bir Fenerbahçeli olarak tarafsızlığınızdan ve eleştirilerinizi yaparken kimseye yaranma güdüsü içerisinde olmadığınızdan ötürü sizi tebrik etmek isterim.
MEHMET EMİN KAYA: Bir Fenerbahçeli olarak Bilica’nın hareketi sonunda kendimden utandım. O hareket tuttuğum takımdan soğuttu beni yönetim derhal o futbolcuyu göndermeli. Not: Bu okurların düşünceleri, bazı yöneticilerin yazdığı ve kalemşörlerin de her gün sayfa sayfa “okutmaya” çalıştıkları “Eyyam” kitabına “KAPAK” olacak cinstendir.
Utanmaz adam!
19 Nisan 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Turgay Demir

İlk yarıda ne yaptığını bilen ve bir an önce gole ulaşmak isteyen bir Fenerbahçe vardı. Beşiktaşlı oyuncuların panik halinde üst üste yaptıkları hatayı Alex de Souza paketleyip kaleye gönderdi. O anda kalede Rüştü değil Leo Franco vardı sanki ve top filelerle buluştu. İlk 45 dakikada hiçbir şey yapamayan Beşiktaş şansı sayesinde soyunma odasına sadece bir golle gitti. İkinci yarıda ise işin şekli değişti. Fenerbahçe skoru koruma telaşına düşünce Beşiktaş yüklendi. Pozisyonlar buldu ama son vuruşlarda etkisiz kaldılar. Futbol bu içinde her sonuç var ve kazanmak için gol atmak lazım. Fenerbahçe attı ve kazandı. Kutlarım. Maçın hakemi Hüseyin Göçek kötü bir yönetim gösterdi. Sarı kartlarını yanlış kullandı. Lugano’nun kayarak yaptığı müdahalede kolu açık olduğu için pozisyon net penaltıydı. Hüseyin Göçek burada beyaz noktayı göstermemekle hata yaptı.
Beşiktaş’ı yaktı
Buna karşılık Bilica’nın kontrolsüz girişine verdiği penaltı kararı doğruydu. Bobo bu penaltıyı atamadı ama ben orasında değilim. O penaltı atışı öncesi tüm Türkiye bir çirkinliğe şahit oldu. Penaltı noktasını ayağıyla çukur haline getiren Bilica ise ne kadar çirkef bir futbolcu olduğunu bir kez daha kanıtladı. Komik, acınası bir durumdu. Bu adam Turkcell Süper Lig’de forma giyiyor. Varın gerisini siz düşünün. Futbolcu değil kuyucu! Sahanın ortasında, milyonlarca insanın gözü önünde ayağıyla kuyu kazıyor. Yuh diyorum, daha ne diyeyim. Göçek burada centilmenliğe aykırı hareketten ikinci sarıyı gösterip derbiyi bu çirkef oyuncudan kurtarmalıydı. Yapamadı. Ernst’e gösterdiği kırmızı kart da tartışılır. Ernst vücudunu Emre’nin önüne koyuyor ama dirsek atmıyor. Göçek bu yönetimiyle İsviçreli mentörü Andreas’tan nasıl bir not alacak çok merak ediyorum. Bana kalırsa Beşiktaş’la birlikte kendini de yaktı.
Fazlası olmazdı!
09 Nisan 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Turgay Demir
Tello, Ernst, Tabata, Ferrari, Nobre, Nihat. Takımın yarısı yok. Denizli bu şartlarda ortayı beşleyip arkayı Sivok, Toraman ve Kaş’a emanet etti. Riskli bir tercihti bu. Ortadaki beş oyuncu hem savunmaya takviye olacaklar, hem de hücuma. Bu çok kolay olmazdı. Çünkü aralarında oyunun iki yönünü oynayabilen yoktu. İlk 45′te Beşiktaş’ın etkisiz kalışı bundan. Ortadaki beşli “Kararsız Kasımlardan” oluşuyordu. Ne hücuma tam destek verebildiler, ne de geriye. Mustafa hoca savunmayı dörtleyip, farklılığı ortada ve önde yaratsa belki bazı şeyler değişebilirdi. Bu taktirde Beşiktaş’ın üçüncü bölgede çoğalması da mümkün hale gelirdi. Bu olmayınca siyah-beyazlı takımın gol atabilme ihtimali duran toplara ve şansa kaldı. Buna karşılık Ankaragücü ilk yarıda altı oyuncusuyla savunma güvenliğini alırken Vassell ve Vittek ile Beşiktaş kalesini yokladı. İkinci yarıda ise çok daha etkiliydiler. Bulabilecekleri kadar pozisyon da buldular. Haftalardır Kartal’ı kurtaran Rüştü’nün yine gününde olması ve dönen topları genellikle Beşiktaşlı oyuncuların alması baskının şiddetini azalttı.
Son hamle yetmedi
Denizli baktı olmayacak, ikinci yarının başlarında Serdar Özkan’ı oyuna alarak sistemi de değiştirdi ve 3-4-1-2′ye döndü. Uğur İnceman öne çıktı ve Tello’nun görevini üstlenmeye çalıştı. Bu görev ona bir gömlek büyük geldi. Beşiktaş yine üçüncü bölgede etkisiz kaldı. Bir hamle daha yapan Mustafa Denizli, Uğur’u kenara, Yusuf’u da forvet arkasına aldı. Beşiktaş, Yusuf’un etkili olduğu bölgede meşin yuvarlağı dolaştırmayı başaramadı. Bobo, Holosko, Yusuf birbirlerine yaklaşıp arkadan Serdar Özkan ve Ekrem bindirme yapabilse işin şekli değişecek ama bir türlü senkron tutturamadılar. Hep işin bir tarafı eksik kaldı. Üzülmez’i çıkarıp daha ofansif oynayabilen Köybaşı’nı oyuna alan Denizli son kozunu oynamış oldu ama bu hamle de bir şeyi değiştirmedi. Golsüz beraberlik şampiyonluk yolunda alınmış bir yara olsa da daha fazlası bu şartlarda mümkün değildi.
Yanlışlar düzelince
30 Mart 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Turgay Demir
Beşiktaş ilk yarıda berbattı. Öz güvenini yitirmiş bir Nihat’la oyuna başlarsanız nasıl iyi oynayabilirsiniz ki? Eskişehirspor ilk dakikalarda sahanın her bölgesinde üstündü. Nihat’ın geriye gelmeyi hiç düşünmemesi (her zamanki gibi) Beşiktaş sağ kanadını çökertirken, orta sahayı da eksik bıraktı. Denizli çare olarak Toraman’ı ön liberoya, Ekrem’i sağ beke, Tello’yu da sol kanata çekti. Tüm bu fedakarlıklar Nihat içindi. Oysa Necip ve Holosko’yla başlamış olsa, bu varyetelerin hiçbirine gerek kalmaz, Ekrem de en etkili olduğu yerde yani sol önde oynayabilirdi. Orta sahada eksik kalan Beşiktaş savunmasında da açık verdi. Ferrari ve Sivok (Çok kötüydü) inanılmaz uyumsuzdular. Ferrari sakatlanıp yerine Uğur girince yabancı kontenjanı açılmış oldu, Toraman üçüncü kez yer değiştirip stopere geçti. Orada da aslanlar gibi oynadı. Helal olsun. Kontenjan açılınca Nihat çıkıp, Holosko girdi. Denizli’nin gönülle yapmadığını kader zorla yaptırdı adeta. On bir düzelince işler de düzeldi.
Önemli bir avantaj
Toraman savunmayı toparlarken önde Tello kıpırdadı, Holosko savunmayı meşgul edince Bobo hareket alanı buldu ve kale kapısı görünümlü Vucko’nun altında ezilmekten kurtuldu. Ekrem ve Tello sağdan bindirdikçe bindirdiler. İbrahim Üzülmez de solun hakkını verdi. Eskişehir’in iki kanadını da çökertiler. İlk yarıda tüm dengeleri altüst olan takım kendine geldi özetle. Şu maçta yaşananlardan ders alsa Denizli bir daha böyle arayışlara girmez diyeceğim ama ders almak kim, Denizli kim? Her neyse Beşiktaş çok zor bir maçı çevirdi. Bursa’nın puan kaybettiği, Fenerbahçe ve G.Saray’dan da en az birinin puan kaybedeceği haftada çok önemli bir avantaj yakalamış oldu. Darısı gelecek haftaların başına.
Kader anı!
23 Mart 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Turgay Demir
Kasımpaşa savunması kontrolsüz ve uyumsuz… Beşiktaş önde baskı kurmayı başarabilse golü de bulacak ama olmuyor. Bobo, Tello, Holosko ve Yusuf hep ayrı telden çalıyorlar. Dört bir yana dağılıp beklemeye geçmişler. Yusuf solda bekliyor, Holosko sağda… Tello bir yandan ikili sıkıştırmadan kurtulmaya çalışırken diğer yandan zeminle boğuşuyor. Kopuk kopuk bir futbol. Buna rağmen savunmanın iki büyük hatası Holosko’ya iki net gol şansı sundu ama Slovak oyuncu ikisini de değerlendiremedi. Yusuf ve Tello’nun yerlerini değiştirmek üçüncü bölgedeki sıkıntıların bir bölümüne çözüm olabilirdi. Denizli bunu yapmadı ve arıza devam etti. Savunmanın önündeki Ernst’le birlikte beş kişi kendi yarı sahasında bekliyor, Necip’le birlikte beş kişi de önde beklemede. Al gözüm seyreyle. Sivok’un rahatsızlanıp çıkması dengeleri Beşiktaş aleyhine bozdu. Yerine giren İbrahim Kaş, Gökhan Güleç’i marke etmek yerine refakatçilik yaptı ve geliyorum diyen gol sonunda geldi.
44.40′ta bitiren ilk hakem
Öne geçince ligimizin her güzide takımı gibi geri yaslanan Kasımpaşa kontrataklarla ikiyi aradı. Bulabilirdi de ama önce Cenk ardından Murat Erdoğan iki net fırsatı harcadılar. Atamayana atarlar kuralı burada girdi devreye. Denizli baktı rakip geriye yaslanmış, öne çıkamayan Ernst ile yerinden kıpırdamayan Holosko’yu çıkarıp, Nihat-Tabata ikilisini sahaya sürerek son kozunu kullandı. Bu değişiklik işe yaradı. Tabata ilk buluştuğu topla Tello’ya harika bir pas verince beraberlik golü geldi. Ardından da Bobo çıktı sahneye. Giden maç geri geldi derken İbrahim Kaş’ın uyuduğu pozisyonda bu kez Şahin eşitliği sağladı. Maçın kader adamı oldu vesselam. Kaybedilen iki puanda büyük payı var. Umarım Denizli artık bu konuda ısrarcı olmaz. İyi futbol olmasa bile bol pozisyonlu, bol gollü, keyifli bir maç izledik. Beşiktaş adına gecenin en iyisi ise neredeyse sıfır hatayla oynayan Ferrari’ydi. Not: Bugüne kadar ekstra zamanı eksik ya da fazla oynatan çok hakem gördüm ama ilk yarıyı 44.40′ta bitiren bir hakemi ilk kez görüyorum.
Maceranın tadına bak!
17 Mart 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Turgay Demir
Mustafa Denizli sezon başından beri macera arıyor… Kadrosunu Beşiktaş gerçeklerine göre kurduğu maçların sayısı yok denecek kadar az… Hatırlayın, bir dönem Nihat diye tutturmuştu… Serdar Özkan’ı inatla oynatıyordu… Son yarım saatin prensi Yusuf’u ilk 11′e koyup futbolun gerçeklerine kurşun sıkıyordu… Çok şükür tüm bunlardan sıyrıldı derken bu kez İbrahim Kaş inadı tuttu hocanın… Geçen haftanın gül gibi onbirini bozma pahasına Kaş’ı oynattı son maçta. Maşallah o da çifte telli oynadı. Bu konuda çok yazdım, çizdim o nedenle uzatmayacağım. Ancak ligin dibi görünmüşken bundan sonra macera aramanın ne büyük riskler taşıdığını anlamalı Denizli. Şu son maçta bir kaza golüne kurban gitse “skor yazarları” tarafından ipe çekilmişti. Ben testi kırılmadan yol gösteriyorum. Hoca eski maçlarda sahaya çıkardığı kadroları bir incelesin. Tello, Nihat, Tabata ve Yusuf’tan üçünün birlikte 11′de oynadığı maçlarda kazanamadığını görecektir. Manzara böylesine ortadayken gerçeklerle dalga geçmek macera aramanın da ötesinde hayalperestlik olur. Beşiktaş yarışın içinde olacaksa akıl Denizli aklın yolunu takıp ettiği için olur, macera aradığı için değil.
Kaş yaparken!
17 Mart 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Turgay Demir
Belediye maçında Beşiktaş’ın dörtlü savunması (Toraman, Sivok, Ferrari, Üzülmez) mükemmel oynamıştı. Onların önündeki Necip ve Fink de öyle. Aynı şekilde sağ kanadı kullanan Holosko, sol kanadı kullanan Ekrem ve ortadaki Tello da görevlerini layıkıyla yapmıştı. Manzara aynen böyleydi. Peki ne oldu da Mustafa hoca, Denizli’de garip değişiklikler yaparak takımın eksenini kaydırdı? İşte onu anlamak mümkün değil. Kadroya bir baktık, Toraman öne gelmiş, İbrahim Kaş sağ bek. Tello ve Fink Toraman’ın önünde ikili oynuyorlar, Holosko-Bobo ve Ekrem ise ileri üçlüde. Bu defaki dahiyane taktik (!) 4-1-2-3 şeklindeydi. Savunmanın önünde Toraman, onun önünde ise Fink ve Tello. Sağ kanattan bindirmesi gereken Holosko ise en uçta bekliyor. Holosko geri gelmiyor, Kaş ileri gitmiyor sağ kanat tek kelimeyle felç. Bir teknik adam bu İbrahim Kaş’a nasıl tahammül eder anlamak mümkün değil. Hücumda yok, savunma da yok. Az kalsın kendi kalesi gol atmayı da başarıyordu. Acaba Mustafa hoca Kaş’ta ne gibi bir cevher görüyor bilmem ama o şunu bilsin ki Kaş yaparken göz çıkarıyor! Ekrem’in müthiş oyunu, iyi niyetli gayreti, enerjisi ve Üzülmez’in ona destek vermesi sol kanadı çalıştırdı ama orta alan tam komediydi. Toraman ve Fink ne yapacaklarını şaşırdılar. Yan yana oynasalar o bölgeyi tam anlamıyla kapatacaklar ama önlü arkalı oynayınca senkron tutturamadılar.
Kazandı ya haklısınız
Buna rağmen son derece gayretliydiler ve mücadele anlamında takıma büyük katkı yaptılar. Top kullanma konusunda büyük sıkıntı yaşadılar. O sorunu çözmeye çalışan Tello da bir süre sonra yorulunca bu bölgede üstünlük sağlayan ev sahibi Denizlispor üç net pozisyon buldu. Denizli atamadı, Beşiktaş karambolde Holosko’nun fırsatçılığıyla öne geçti. Klasik bir atamayana atarlar hikayesi. Eğer Mustafa hocanın şanslı biri olacağını söyleyecekseniz şimdi tam sırasıdır. Denizli (hoca olan) ikinci yarıda hatasını anlayıp Fink’i, Toraman’ın, Holosko ve Ekrem’i de Tello’nun yanına çekince kaos biraz olsun ortadan kalktı. Kaş’ı çıkarıp, Toraman’ı savunmanın sağına çekip Necip’i orta alana koysa tüm hatalarını telafi -ama aynı zamanda da- kabul etmiş olurdu. O kadarını da yapmadı artık. Diyeceksiniz, öyle ya da böyle kazandı ya sen ona bak. Haklısınız!
Egoyu unutunca!
11 Mart 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Turgay Demir
Beşiktaş’ın toplam 14 puan kaybettiği G.Saray, G.Birliği, G.Antep, Belediye, Kayseri ve Diyarbakır maçlarında Tello, Tabata, Nihat, Holosko ve Yusuf’tan en az üçü (meraklısı arşive bakabilir tek tek kontrol ettim) sahadaydı. Puan kaybedilen diğer maçlarda da bu dörtlüden en az ikisi ilk 11′deydi. Rakibe pozisyon dahi vermeden kazanılan maçlarda ise hem orta saha üçlü veya dörtlüydü hem de durarak oynayan “yıldızlardan” sadece biri sahadaydı. Fenerbahçe, Trabzon, Kayseri ve dünkü Belediye maçları en somut örneklerdir. Çıplak gerçek şu; Mustafa Denizli fanteziye kaçmasa bu takım şimdi beş-altı puan farkla liderdi. Ne inatmış ama 4-2-3-1 diye tutturdu ve öyle gitti. Her maçta orta sahayı rakibe bıraktı. Hasbelkader kazanınca doğru yaptığını düşünüp ısrar etti. Kaybedince sistemini sorgulamak yerine oyuncuların bireysel performanslarına bakıp mazeret üretti. Ne zaman ligden kopma noktasına geldiyse (Bkz: Fener, Trabzon ve dünkü Belediye maçları), o gün Turgay Demir’in altını çizdiği gerçeklere göre kurdu kadrosunu. Benim “Beşiktaş’ın kırımızı çizgileri” dediğim her şeyin o da farkındaydı ama yine de saçma sisteminde ısrar etti. Beşiktaş’ı değil egosunu düşündü.
Ya delidir, ya da…
Dün egosunu evde bırakmıştı! Şovmenleri değil görev adamlarını sürdü sahaya. Kayseri’deki gibi ortayı kalabalık tuttu. Önce üçledi, sonra Toraman’la Ekrem’i değiştirip dörtledi. Yapması gereken de buydu. Sabırla oynayan Beşiktaş hem maçı istediği gibi kontrol etti, hem de pozisyon vermedi. Bilen bilir klasik Denizli tüm bunları yapmazdı. “Yıldızı” bol bir kadro sahaya çıkarır ve maç sonrasında da şöyle derdi: “Kapanan rakibimizi teknik kapasitesi yüksek oyuncularımızla açmayı denedik ama falancanın hataları nedeniyle başaramadık.” İşin ilginç tarafı, kendisi dahil birçok kişi de inanırdı bu söyleme. Bir tek bana yutturamazdı. Hiç yutturamadı ki. Son söz: Bundan sonra bu orta sahayı iki kişiye bırakıp tekrar 4-2-3-1′e dönerse Denizli ya delidir ya da…




