PLATİNİ TRİBÜNDE OLSAYDI!..
09 Kasım 2009 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Taraftarın Sesi
Futbol gerçekten enteresan bir oyun. Ve bu enteresanlıklar içerisinde Mustafa Denizli’nin kafasından neler geçtiğini anlamak imkânsız. Sahaya nasıl bir takım çıkaracağını, nasıl bir şablonla oynayacağını kimse kestiremiyor. Sanki merdiven kurup aya çıkmak istiyormuş gibi bir görüntü sergiliyor. İlk yarım saat geride kalıp, Trabzonspor kalesine bir şut bile çekememiş Beşiktaş’ı gördüğümde, acaba sahada siyah – beyaz forma ile mücadele eden takım gerçekten Beşiktaş’mı diye düşünmeye başlamıştım…
Oyunu tamamen kendi yarı sahasında kabül edip kaleci dahil dokuz kişi ile defans yapan, hatta bir kişi eksik oynayan (Tabata’nın varlığı hissedilmedi bile) Beşiktaş’ın, şansı kalede Hakan Arıkan olmasıydı. Hakan yaptığı kritik hamlelerle sadece Beşiktaş’ın 3 puan almasına katkı sağlamadı. Aynı zamanda Mustafa Denizli’nin “iki maçta yapmadım” dediği kariyerini de kurtardı. Karşılaşmayı izleyenler muhtemelen Trabzonspor’un mükemmel oyunundan bahsedecekler. Aslında Trabzonspor mükemmel oynamadı. Mustafa Denizli’nin ne olduğu kestirilemeyen ilginç sistemi onların bu kadar cesur ataklar geliştirmesini sağladı. İkinci yarının hemen başında Beşiktaş’ın Beşiktaş olduğunu hatırlayıp beş dakikalık da olsa yaptığı küçük baskı, uzaktan çekilen bir şutla da olsa golü getirdi. Fakat, enteresanlıklar kaldığı yerden devam etmeyi sürdürdü. Trabzonspor, kendi seyircisi önünde uzun zamandır böyle bir baskı ile oynamamıştır. Hani tribünde UEFA Başkanı Platini oturuyor olsa idi, Şampiyonlar Liginde oynayan takımın Beşiktaş olduğuna onu kimse inandıramazdı. Mustafa Denizli’nin stratejisi “önce durdur, sonra vur” olabilir, ama ben şampiyonluğa oynuyorum diyen bir takımın bu kadar aciz kalması, TFF 2. Lig takımı hüviyetinde olması yadırganacak bir durum. Trabzonspor defansının maçın büyük bölümünü orta çizgide geçirmeleri durumu daha güzel özetliyor. Beşiktaş savunma dahi yapamadı. İyi savunma yapan bir takım kalesinde bu kadar çok pozisyon verip, kalecisini maçın adamı yapmazdı…
Ernst, İsmail ve Ferrari’nin olağanüstü gayretleri olmasaydı, Hakan Arıkan’da bir noktadan sonra teslim bayrağını çekerdi. Mustafa Denizli, bir daha böyle çılgınlık yapar mı? Hiç sanmıyorum. Zira her takımda bir Umut Bulut yok…
Mustafa Denizli’ye Sorular!..
07 Kasım 2009 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Taraftarın Sesi
Sayın Mustafa Denizli;
Belki bu yazıdan hiç haberiniz olmayacak. Ya da birileri okuyup sizi bilgilendirecek. Eğer yazıyı okumaya niyetlenirseniz “Sen de kimsin kardeşim?” diye bir soru ile başlayacaksınız muhtemelen. Benim kim olduğumun çok da önemi yok aslında. Öncelikle belirtmeliyim ki, “Kılavuz ya da leş kargası” değilim. Sokakta her gün rastladığınız binlerce futbolseverden birisiyim sadece. Okul bahçelerinde ya da sokak aralarında gazozuna oynadığımız mahalle maçları hariç ayağıma hiç top değmedi. Yani sizin gibi futbolun içinden gelen bir insan değilim. Ne bir kulüp başkanı, ne teknik direktör, ne de futbolcu tanıdığım yok. Ama sokaktaki vatandaşın Beşiktaş’ın oynadığı daha doğrusu oynayamadığı futbolla ilgili rahatsızlıklar var. Bunları aslında sizde çok iyi biliyorsunuz. Ama tekrarda fayda var.
İşte sokaktaki “mutsuz Beşiktaşlının” kafasındaki sorular…
1- İki sezondur oynadığı bütün karşılaşmalarda vasatı aşamayan, ayakta duramayan aldığı her topu ezen Serdar Özkan’da bu kadar çok ısrar etmenizin özel bir sebebi var mıdır?…
2- Erhan karşılığında Ankaraspor’a verdiğiniz Ümit Milli Takımın yıldızı iken yüzüne bile bakmadığınız Aydın Karabulut’a, üstelik kanatlarda bu kadar çok sıkıntı yaşanırken Serdar Özkan’a verdiğiniz şansın yarısını vermeyi düşündünüz mü hiç?…
3- Rakip takım Teknik Direktörlerinin bile şaşkınlıklarını gizleyemedikleri rotasyonlardan (daha doğrusu maçın önüne geçme sevdanızdan) vazgeçip, kadroda istikrar yakalamak gibi bir düşünceniz var mı?…
4- Nobre iki buçuk milyon alırken, geçen sezonki kupaların mimarlarından Tello’nun “tamamen duygusal” sebeplerden kaynaklanan mutsuzluğunu çözüme kavuşturmak için yönetimle ya da oyuncuyla konuşmayı denediniz mi?…
5- Geçen sezon devre arasında kiraladığınız sezon sonunda da bonservisini aldığınız Erkan Zengin’i üstelik oynattığınız sistemde en çok ihtiyacınız olacak isimlerden birisi iken neden 18’e dahi almıyorsunuz? Eğer performansından memnun değilseniz sezon başında gönderip neden yerine oyuncu transferi istemediniz?…
6- Rakip takımların ellerini kollarını sallayarak geçtikleri orta sahadaki “Harran Ovasını andıran” boşluğu gidermek ve Ernst’in yükünü hafifletmek için oyun şablonunuzda bir değişiklik yapmayı düşünmüyor musunuz hala?…
7- Oyuncu değişikliklerini adet yerini bulsun diye mi, oyuna müdahale etmek için mi yapıyorsunuz? Eğer cevabınız oyuna müdahale etmek içinse, İnönü’deki Wolfsburg karşılaşmasında rakip 1 – 0 önde ve gole ihtiyacınız varken sol bek çıkarıp sol bek almayı hangi ruh hali ile yaptınız?…
8- Oyuncuların yüzüne yansıyan mutsuzluklarının ve vurdumduymazlıklarının sebebini araştırıp, sorunlarını çözüme kavuşturmak için her hangi bir girişimde bulundunuz mu?…
9- Dördüncü karşılaşmaları geride bıraktığımız Şampiyonlar Ligi’nde henüz üç pozisyonuna girmiş, (biri gol oldu) gol atmakta büyük sıkıntı yaşayan ve bu sezon taraftarı rahat maç izleyememiş bir takımın Teknik Direktörü olarak “transferlerde hata yaptım” dediniz mi?…
10- Deplasmanda da evindeki sisteminden taviz vermeden oynayan, Manchaster’e Old Trafford’da büyük sıkıntı yaşatan Wolfsburg’un hücumdaki gücünü ve defanstaki dağınıklığını iyi etüt ettiğinizden emin misiniz? Zira, bu takıma gol atamayan iki takım var. Birisi Beşiktaş diğeri Bundesliga’nın son sırasındaki Hertha Berlin…
Ve son soru: Beşiktaş’ın bu kadro yapısı ve bu sistem ile şampiyon olacağına ya da UEFA’ya kalacağına inancınız var mı?…
Yazan:Mert KOMİTGAN
Meslek:Üniversite Öğrencisi
Yaş:19
Denizli’nin Psikolojisi 3 Puanı Engelledi!
23 Ekim 2009 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Taraftarın Sesi
Beşiktaş Almanya’nın en golcü ikinci takımı olan rakibi karşısında gol yemedi belki ama defansında fazlaca açık veren, liginin en çok gol yiyen üçüncü takımı karşısında gol atamadan tamamladı maçı. Üstelik rakip on kişi kalmışken bile bunu çok fazla düşünmediler…
Görünürde deplasmanda alınan 1 puan çok iyi olabilir belki ama, rakip 10 kişi kaldıktan sonra bile gol atmayı çok fazla düşünmemeleri Şampiyonlar Liginde oynayan bir takım için yadırganacak bir durum. Wolfsburg 10 kişi kalana kadar Beşiktaş’ı adeta kendi yarı sahasına hapsetti. Beşiktaş’ın yumuşak karnı olan kanatları etkili bir şekilde kullandılar. İlk yarı sağ, ikinci yarı sol kanadı adeta felç ettiler. Rakibin bu baskılarını kırmakta Ferrari’ye düştü. Hem Dzeko, hem de Grafite’nin ceza sahasındaki etkinliklerini pasifize edip, Rüştü’nün dahi açıklarını kapatarak büyük efor kaydeden İtalyan oyuncu gecede soy ismine yakışır bir performans sergiledi. Sivok’la birlikte Wolfsburg tehlikelerini adeta can siperane bir şekilde savunan ikili alınan bir puanın finansörlüğünü üstlendiler.
Defansın bu performansına karşılık, orta sahada yine top çevirmekte zorlanan ve pas yapamayan bir Beşiktaş vardı sahada. Fizik gücü yüksek oyunculardan oluşan Wolfsburg’un orta saha ve dafansının aynı orandaki dağınıklığını kullanıp, üstelik bir önceki sezon performansını aratır haldeki çok gol yeme handikaplarını bir kişi fazla mücadele edilmesine rağmen değerlendiremediler…
Mustafa Denizli’nin oyuna müdahale etmekte geç kalması, kalıplaşmış bir anlayış ile oyuncu değişikliklerinde bile aynı stratejiyi izlemesi, onun psikolojik olarak yaşadığı zorlukların kanıtıdır. Daha önce çıktığı sekiz Şampiyonlar Ligi müsabakasında henüz puanla tanışmamış olması bir puan iyidir mantığını gütmesine neden oldu. Yaptığı oyuncu değişikliklerinde bile bu stratejisinden ödün vermedi. Rakip on kişi kaldıktan sonra bilinçaltına yerleşen “Sıfırcı Mustafa” psikolojisi ile değil de, mantığı ile hareket edebilseydi İstanbul’a bir değil üç puanla dönerdi…
Yazan:Mert KOMİTGAN
Meslek:Üniversite Öğrencisi
Yaş:19
Armir Veh’e Gidecek Rapor!.
19 Ekim 2009 Yazan Barış Kahraman
Kategori Taraftarın Sesi

Wolfsburg Teknik Direktörü Armin Veh, Kasımpaşa karşılaşmasını izlemesi için bir yetkiliyi İnönü’ye göndermişse önüne gelecek raporda muhtemelen şöyle yazıyordur…
- Geçen sezonun Turkcell Süper Lig ve Kupa Şampiyonu olan rakibimizin nasıl bir dizilişle sahada mücadele ettiğini çözemedim. Yayıncı kuruluştan maçın kasetini alıp bir kez daha izlemek gerek. Ama, size çok iyi haberlerim var…
- Defansları Türk’lerin deyimi ile evlere şenlik. Dzeko ve Grafite’nin arayıp da bulamayacakları türden. Göbekteki iki oyuncuları Sivok ve Ferrari araya atılan toplarda yavaş kalıyorlar. Çok fazla pozisyon hatası yapıyorlar. Aynı defans hattı ile karşımıza çıkarlarsa (başka alternatifleri yok), Volkswagen Arena’yı dolduracak olan taraftarımız güzel bir akşam geçirecek demektir…
- Orta sahalarında öyle bir boşluk var ki, fazladan beş oyuncu daha sahaya sürsek kimse fark edemez inanın. Bizim gariban Ernst tek başına bir şeyler yapmaya çalışıyor ama, oda bir noktadan sonra tıkanıp kalıyor. Halini görseniz acırdınız. Çok koşmaktan harap ve bitap düşmüş. Sanki biraz zayıflamış gibi geldi bana. Büyük ihtimalle çarşamba akşamı partneri Fink olacak. Onu anlatmaya gerek yok, siz benden daha iyi tanıyorsunuz…
- Beşiktaş’ın sembolü Kartal. Benim bildiğim Kartal’lar kanatsız uçamazlar. Ama, Beşiktaş’ın kanatları kırık. Kanatlardan atak geliştiremiyorlar. Zaten gerçek mevkisi o bölge olmayan oyuncuları kullanıyorlar. Özellikle sol kanatlarında sıkıntı yaşıyorlar. UEFA’nın bu yıl Avrupa’da sıçrama yapmasını beklediği 20 yaş altı 10 oyuncudan birisi olarak gösterdiği İsmail Köybaşı, hemen önünde oynayan Yusuf’un geriye dönmemesi ve 30. dakikadan sonra performansının düşmesi sebebiyle çok fazla efor sarf etmek zorunda kalıyor. Bu kanadı kullanmakta fayda var…
-Defansları ağır, orta sahaları bu kadar boş olunca haliyle forvet oyuncuları pozisyon kısırlığı yaşıyor. İkinci gollerini atan Bobo biraz sinsi sanki. Dikkatli olmakta fayda var. Yakalarsa affetmez…
-Teknik Direktörleri Mustafa Denizli’nin futbol mantalitesi çok enteresan. Daha önce Alemannia Aachen’i çalıştırmış. Alman futbolunu yakından tanıyan birisi ama kendi futbolcularını pek tanıdığı söylenemez. Bu yüzden taraftarlarla da arasında soğuk rüzgârlar esiyor. Sahaya sürdüğü kadro ve yaptığı oyuncu değişiklikleri, tribünlerde homurdanmalara sebebiyet veriyor…
Yani Sevgili Veh, gerçek oyunumuzu sahaya yansıtırsak 3 puan cepte, bir üst tur garanti demektir. Tek sıkıntımız, Türk’lerin bazen aşırı motive olmaları. İşte o zaman inanılmaz sonuçlara imza atabiliyorlar. Dünya önlerinde duramıyor…
Bu takımın hiç mi iyi yönü yok diye bir soru aklınıza gelmiştir mutlaka. Evet, harika bir statları var. Ve bu stat taraftarlarla dolunca ortaya çıkan atmosfer kelimelerle anlatılamayacak kadar mükemmel…
Not: İstanbul’a geldiğimizde mutlaka boğaz turu yapalım. Balık ekmek yemeden de dönmeyelim…
Yazan: Mert Komitgan
Meslek:Üniversite Öğrencisi
Yaş:19
Yeter Yıldırım Demirören
06 Ekim 2009 Yazan Barış Kahraman
Kategori Taraftarın Sesi
Mahalle takımını yönetecek yeteneği olmayan ama malesef beşiktaş kulübü gibi ülkenin en köklü spor kulübünü yöneten konumunda olan kişi. o başkan olduğu zaman çok sevindik ama sevinenlerin bazıları zengin olduğu için, aziz yıldırım gibi kulübe para harcayacağını düşündüğünden sevindi. malesef zengin yönetici anlayışı var bizde. yönetenin ne kadar iyi yönettiği önemli değil. hal böyle olunca para harcasa da yönetemeyen adam beşiktaş’ ın başında. kulübün ona milyonlarca dolar borcu var. bu borcu ödeyecek bir başka cengaver olmadığı için yıldırım demirören maalesef parasını almadan kulübü bırakmaz. yıldırım demirören başta bu kadar destek almışken şimdi neden böyle oldu peki? onu hala savunanlar bile neden onun bu kulübü iyi yönetemediğini itiraf ediyor? yıldırım demirören iyi bir beşiktaşlı. ama kulübün kendi dışındaki yönetim kadrosunu güçlü kuramadı.
Rakamlar vererek sıkmak istemem ama boşa milyonlarca euro harcamıştır, hep günü kurtarmaya oynamıştır, futbolun ‘ f ‘ sinden anlamamaktadır, etrafında sürekli başkanım şöyle iyisin böyle güzelsin beşiktaşlılık duruşu budur işte diye dolanan yalakalardan dolayı gerçek dünyayla bağları kesilmiştir, onlarca menajeri zengin etmiştir, nice genç yeteneği harcamıştır, beşiktaşa kamuoyunda bir antipati ve karizma kaybı yaşatmıştır.
Demirören başkan olunca herkes sevindi ama beşiktaşın birçok değerinin kaybolacağından korkanlar haklı çıktı. kompleksli açıklamalarla beşiktaşın hakkını korumak isterken daha küçük düşüren bir başkan vardı artık. lig galatasaray ve fenerbahçeden ibaret değil. biz de büyüğüz gibi kompleks kokan açıklamalar dalga unsuru oldu. beşiktaşlıların, başkanlarının olgunluğuna olan inancı bu ve benzeri açıklamalarla kaybolmaya başladı. paf takımla maça çıkacağız gibi talihsiz bir açıklamanın ardından A takım ile maça çıkıldı. beşiktaş başkanı iyice tüpçü ünvanını hak etmeye başladı. beşiktaşın paraları yanlış transferlerle bitip tükenmeye başladı sonrasında. kısa sürede alınan 50 transfer de 4 senenin sonunda beşiktaş kadrosunda yoktu. yabancılar tamamen beşiktaş’a yakışmayan futbolculardı. taraftar hep büyük umutlarla yıldız beklereken adı sanı duyulmamış adamlarla yetinmek zorunda kaldı. akıl almaz transferler yapıldı. adını bile doğru telafuz edilemeyen gordon shildenfield denilen adam onca para verildi. şimdi başka bir takımda kiralık oynuyor ve parasını halen biz veriyoruz. bu adama 4-5 milyon dolar bonservis verildi. transfer komiteleri hep futbol meraklısı büyük bebeklerden kuruldu. profesyonel bir transfer takibi yapılmadı. genç yetenekler bulunmadı. bulunanlar elden bedava kaçtı.
Güncel kısmına gelecek olursak; mesela gökhan zan her nekadar iyi bir futbolcu olmasada sonuçta milli takımda oynayan, yerli statüsünde bir futbolcudur sen nasıl bedavaya ezeli rakiplerinden birine kaptırırsın bunu ve daha sonra yerine senelik 500 bin tl. istediği icin yine bedavaya getafe’ye yolladığın ibrahim kaş’ı 850 bin euro kiralama bedeli ve yine kendisine 1 milyon euroya yakın para verip kiralarsın? maksimum 1.5 milyon euroya alabilecekken 4.6 milyon euroya aldığın zapotocny’i bursaspora kiralık gönderip hava toplarına biraz daha hakim olması dışında zapotocyn’den fazlası olmayan ferrari’yi nasıl 4.5 milyon euroya alırsın? aydın karabulut gibi bir yeteneği nasıl erhan güven’le takas edersin? ismail köybaşı ve tabata’ya nasıl bu kadar astronomik bonservis ücretleri ödersin? futbolcuların yıllık ücretleri arasında uçurumlar oluşturup nasıl takımda huzursuzluk yaratırsın? bu kadar köklü bir kulübe football manager oynarmışcasına başarısız oldukça save-restart yapar gibi nasıl ambargo koyarsın ve daha bunun gibi onlarca soru.
İşi bitmiş futbolcular son deminde iyi para götüreceğini bildiği beşiktaşı düşlüyor artık. 35 yaşına gelmiş eski futbolcu menajeri kaynıyor kulüp kapısı. üzerimizde düşeni yapacağız, iş başa düştü, ne gerekiyorsa yapılacak gibi büyük laflar söylendi alına alına tabata alındı.ronaldo transferini gölge bırakacağız dediler. tüm beşiktaşlılar güldü ve inanmadı. daha önce çok kez enayi yerine konan taraftar artık akıllandı. inanmıyor ve haklı çıkıyor. yaşanan son şampiyonluk herkese her şeyi unutturdu. denizli yönetti beşiktaşı ve şampiyon olduk. şimdi formaya reklam parası bile verilmiyor. demirören sosyal sorumluluk ayağı yapsa da kimse istediği parayı vermediği için çark edip azıcık para için uğraşmayayım, kızılayı bedava sponsor yapayım. böylece duyarlı başkan olurum diye düşündü. o reklam parasına ihtiyaç var demirören. bu kulüp formasına en yüksek parayı almaya müsait ama siz 3 kuruşa muhtaç ettiniz beşiktaşı. pazarlık gücü bırakmadınız beşiktaşta.
bursa spora yusuf transferinden doğan parayı vermemişler. ayıp. beşiktaşı bitirdiler. bu sezon ligde ve şampiyonlar liginde hiçbir şey beklemiyoruz. rezil olmayın yeter.
Yazan: Nuray Kurt



