Beşiktaş’tan takım olma dersi
28 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Sergen Yalçın
Beşiktaş muhteşem bir galibiyet aldı.
Tek tek, bireysel olarak baktığınızda fark yaratan oyuncu yok, ancak ekip olarak müthiş mücadele eden, alan kapatan, iyi yer tutan bir takım vardı. Çok zor görünen mücadelede Tello’nun golü Beşiktaş’ı rahatlatan en önemli faktördü. Çok erken öne geçmek Beşiktaş’ı rahatlatırken, Kayseri’nin bildik oyun karakterini terketmesine neden oldu.
Denizli’nin başarılı tercihi
Katı defans yapıp, kendi yarı alanını kapatan Kayseri, geriye düşünce kendine ait olmayan bir tarz benimsemeye çalıştı. Rakibe önde basıp, pres yapmaya, topu rakip alanda tutmaya çalıştılar ancak çok fazla başarılı olamadılar. Hücum hattında Cangele ve Makukula’nın bireysel yeteneklerine bel bağlayan Kayseri, Cangele’nin oynamadığı dün gece sadece Makukula’dan medet umar hale geldi.
Tam bu noktada Mustafa Denizli’nin kadro tercihindeki başarı ortaya çıktı. Dörtlü savunmanın önünde Toraman, Ernst ve Fink’i görevlendiren Denizli, Kayseri’ye pozisyon şansı tanımadı. İleride Bobo’nun bırakılıp, onun arkasında Tello ve Ekrem gibi seri, hızlı, çabuk oynayan ikilinin tercih edilmesi de akıllıcaydı. Bu üçlünün güzel oyunu da galibiyetin şifrelerindendi. Yine de Mustafa hocaya sormadan edemeyeceğim. Madem Bobo bu kadar iyiydi, geçen haftaki Galatasaray derbisinde neden oynamadı?
Sadece Makukula yetmedi
Oyuna dönelim… İkinci yarıda oyunun hakimiyeti Kayseri’de gibi gözüktü ancak bu flu görüntü, doğal olarak yeterli pozisyon sağlamadı ev sahibine… Bunun en büyük nedeni, yukarıda az da olsa değindiğim oyun planı. Makukula dışında bireysel yetenekleri fazla oyuncularının olmaması, hücum etkinliklerini kısıtlı tuttu. Dün geceki mücadele Kayseri için bir ayna gibiydi aynı zamanda. Kayseri’nin oyun karakteri tamamen gözler önüne serildi. Geriye düşüp, kazanmak zorunda oldukları anlarda yeterli hücum alternatiflerinin olmadığı ortaya çıktı.
Beşiktaş farkı kapatabilir
Beşiktaş biraz daha akıllı oynayabilseydi, daha farklı kazanabilirdi. Oyuncular maça inanılmaz başladı. Fizik ve kafa olarak çok hazırdılar. Oyun başlar başlamaz golü bulup, sonrasında yedi oyuncuyla geriye yaslanınca, oyunun kontrolünü hep ellerinde tuttular. Genelde hakem yazmam ancak dün İlker Meral’in Kayserili oyuncuların sertliklerine çok fazla prim tanıdığını da eklemeliyim. Bundan sonraki süreç Beşiktaş için ne getirir? Bu galibiyetle şampiyonluk şansı devam ediyor. Dün alınan üç puan büyük moral olacaktır. Bu mantalite, bu oyun değişikliğiyle devam edilirse, Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın iyi olmadığı dönemde farkı kapatıp, zirveye yaklaşır, hatta mutlu sona ulaşabilir.
Bobo-Nobre niye ilk 11′de oynatılmaz!
22 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Sergen Yalçın
Derbide ortaya konan futbol beni fazla şaşırtmadı ama doğrusunu söylemek gerekirse skor biraz şaşırttı. Bana göre, 90 dakikanın büyük bir bölümünde çok üstün oynayan Beşiktaş’ın kazanması gerekirdi. Ancak Kartal, fırsatları harcadı. Bunda futbolcuların beceriksizlikleri ön plandaydı.
Galatasaray’ın taktiği değişmedi
Kadrolara baktığımızda dikkat çeken, Galatasaray’ın, Atletico karşısındaki sistemle, önce beraberliği hedefleyen, sonra “atarsam kazanırım” mantığı içinde olmasıydı. Buna karşın, taraftarının büyük desteğini arkasına alan, inanılmaz hırslı, agresif oynayan bir Beşiktaş vardı. Bu noktada Denizli’yi eleştirmek gerek. Kazanması gereken bir maçta neden Bobo-Nobre çift forvetiyle başlamaz, bunu anlamakta zorlanıyorum. Tek santrfor mantığını anlamak zor. Özellikle böyle maçlarda ihtiyaç duyulacak birinci oyuncu bana göre Bobo. Beşiktaş kanatları çok iyi kullandı. Holosko çıkana kadar iyi oynadı. Diğer kenarda Ekrem çok iyiydi. Burada bir parantez açalım. Ekrem çok çabuk bir oyuncu. Ama işi bir yere kadar yapıyor, sonra tıkanıyor ve son hamleyi yapamıyor. Çünkü son hamle, biraz beceri istiyor. Ne yazık ki, bu da Ekrem’de yok. Ortada Ernst ve Fink, rakibe boş alan bırakmadı. Beşiktaş’ta ön plana çıkan isimse Nobre’ydi. Brezilyalı, ilk kez gözüme bu kadar battı.
‘Derbilerde önemli olan sonuca gitmektir’
‘Dün gece kazanmak Beşiktaş’ın hakkıydı’ demek yanlış olmaz ama derbilerde önemli olan sonuca gitmektir. Maalesef Beşiktaş bunu yapamadı. Böyle fırsatları değerlendiremezsen, ileride sıkıntı yaşarsın. Yarın deplasmana gittiğinde büyük zorluklar çekersin.
Galatasaray, dün gece Beşiktaş’a fazla sıkıntı vermedi. Atılan gol tamamen tesadüf ve Sivok’un büyük hatasından. Yanlış anlaşılmasın, Galatasaray’ın dün geceki sistemi son derece doğruydu. Çok önemli sakatları olan bir takımın, bu şekilde oynaması çok normal. Şuna da vurgu yapalım, Atletico ve Beşiktaş maçlarındaki şans, her zaman yanında olmaz. Madrid’in 3-4, Beşiktaş’ın 4-5 net pozisyonu vardı.
Arda gol dışında yoktu
Arda, Keita, Elano’dan daha tempolu, becerikli olmalarını bekliyordum. Arda, attığı gol dışında yoktu. Keita da öyle. Galatasaray’ın özellikle sol kanadı hiç işlemedi. Caner çok kötüydü. Savunmadan Emre, Neill, Balta çok iyiydi. Ama aynı şeyleri Uğur için söyleyemeyeceğim. Ancak hatalı olan Uğur değil. Keita kendisine hiç yardımcı olmayınca, Uğur yalnız kaldı. Rakip bu kanattan yüklenince, Galatasaray sıkıntı yaşadı. Beraberlik Beşiktaş’a bir şey kazandırmadı. Galatasaray ise büyük moral buldu.
Kendi düşen ağlamaz
15 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Sergen Yalçın
Futbol maçları sahada kazanılır. Sanal olarak kafada oynanır ama iş sahada biter. Beşiktaş, ikisini de yapamadı. Bana göre Mustafa Denizli’nin çıkardığı kadro çok doğru değil. Özellikle sol kanatta önlü arkalı oynayan İbrahim Üzülmez ve İsmail Köybaşı seçimi sıkıntılı, yanlış bir tercihti. Bu tek santfor oynama işi de yeni çıktı. Beşiktaş’ın çift santrfor oynayacak kadrosu var ama maalesef birçok oyuncusu formsuz. Formsuz demek de çok doğru değil. Artık futbolcu olarak miladını tamamlamışlar. Üretken olması beklenen oyuncular Bobo, Tabata, Holosko’ydu. Sonra bunlara Nobre ve Tello da dahil oldu. Ancak maça başlayanlar da bitirenler de pek fazla üretken değildi.
Bir takım, bu kadar isteksiz olur
Beşiktaş kanatları hiç kullanamadı. Holosko-Ekrem kanadının iyi işlemesi gerekirdi. Ama beklenti boşa çıktı. Beşiktaş’ı heyecansız gördüm. Bir takım neden bu kadar isteksiz olur. Çok daha heyecanlı, istekli, arzulu olmaları gerekirdi oysa.
Beşiktaş’ın bu görüntüsüne karşılık çok daha istekli, arzulu, kazanmaya inanmış, haddini bilerek oynayan bir Antep vardı. Oyunu kendi alanında kabul edip Beşiktaş’a çok fazla pozisyon vermedi, kazanılan toplarla çok çabuk kontratağa çıktı. Hücumda Olcan, Beto ve Julio Souza gibi çok etkili oyuncuları vardı. Bu üç oyuncu bence Beşiktaş’ın işini bitirdi.
Beşiktaş, emekliler takımı gibi
Bu Beşiktaş, Mustafa Denizli ve Yıldırım Demirören’in yarattığı bir takım. Sezon başından beri bunu yazıyorum. Bu takım çok ağır oynuyor. Emekliler takımı gibi. Gaziantep sezon boyunca giremediği kadar pozisyona girdi. İnşallah yeni yönetimde etkili isimler vardır da bir şeyler yapılır. Çünkü bu takım bu sezonu götüremez. Hamleler yapılmazsa Beşiktaş, önümüzdeki seneyi de kaybedecek. Bir an önce yabancıların değiştirilmesi şart. En az 5’i gönderilmeli. Bunların yanında bir iki de yerli var yollanacak.
Denizli, hocalık hayatının sonuna gelmiş
Geçen haftaki Gençlerbirliği galibiyeti insanları kandırdı. Oysa o maçta da 75’e kadar birşey yoktu. Kartal, çok tempolu, müthiş bir maç oynamadı geçen hafta. Beşiktaş’ın gerçeği bu. Çok fazla abartmamak lazım. Beşiktaş bu kadar. Bundan daha ileri gidemez. Şampiyon olması zor. Avrupa ve kupaya zaten veda etmiş. Önemli olan önümüzdeki sezonu kurtarmak. Mustafa Denizli artık antrenörlük hayatının sonuna gelmiş. Sezon başında “yoruldum, bırakacağım” diyen hocayı zorla takımın başında bıraktılar. Teknik direktörlüğüne birşey söylemek istemiyorum ama Denizli doymuş bir hoca. Seneye bu takımın başında olmaz. O yüzden radikal kararlar alıp uygulamak lazım. Başarıya aç bir antrenör gerekiyor.
Mahşerin üç atlısı
30 Ocak 2010 Yazan Barış Kahraman
Kategori Sergen Yalçın
Başta zor gibi görünen bir mücadeleydi. Gerçekten de Beşiktaş için zor geçti. Nihat, Tello ve Tabata üçlüsüyle başlayan Beşiktaş bütün gol umutlarını bu oyunculara bağlamıştı. Mahşerin üç atlısı gibi maça üç formsuz oyuncuyla başlayan Denizli tabii ki beklediğinin karşılığını alamadı. Bu oyuncuların birlikte oynaması da aslında çok zor.
Yerden oynamalıydı
Sahada tamamen kontra atak oynayan ve bütün umutlarını yan toplara bağlayan bir Antalyaspor vardı. Yan topların haricinde Antalyaspor’un gol bulma şansı çok azdı. Beşiktaş’ın yapması gerekense bir tek şey verdı, topu yere indirip, çabuk pas yapmak. Bu şekilde gol bulması çok zor değildi Siyah-Beyazlılar’ın. Ama bunun aksine Beşiktaş penaltı pozisyonuna kadar havadan oynamayı tercih etti. Hava hakimiyeti iyi olan Antalyaspor karşısında bu şekilde pozisyon bulmak kolay değildi. Gole kadar mücadele Ernst-Fink ve Korhan-Erhan arasında geçen bir orta saha mücadelesi oldu. Beşiktaş’ın umut bağladığı oyuncular yine oyuna ağırlığını koyamadı. Nihat, Tello ve Tabata’nın üretken olması gerekirdi ancak bu üretkenliği gösteremediler. Mustafa Denizli’nin ısrarla bu üçlüyle başlamasına bir anlam veremedim.
Ekrem ve Bobo’ya alkış
Sahada görevini fazlasıyla yerine getiren iki isim vardı: Bobo ve Ekrem. Bu iki oyuncu gerçekten iyi bir performans sergiledi. Aslında penaltıya kadar çok fazla yorum yapılması gereken bir pozisyon olmadı. Bu dakikaya kadar karşılaşma vasat bir şekilde seyretti. Hakemin verdiği ağır penaltı kararı Antalyaspor için ümitleri tüketti. Penaltıdan sonra hareketlenen oyun Siyah-Beyazlılar’ın cömertçe harcardığı gol pozisyonları inanılır gibi değildi. Tabii bunun yanında Antalyaspor’un yakaladığı bir iki pozisyon da affedilir cinsten değildi. Mustafa Denizli’nin yaptığı hamleler çok yerindeydi. Necip ve Holosko’nun girmesi tam isabetti.
Şifo hamle yapamadı
Bunun karşılığında Şifo Mehmet ise gereken hamleleri yapamadı. Golden sonra Şifo Mehmet’in acil bir takım değişikler yapması gerekiyordu. Ancak bu değişiklikler gelmeyince yenilgi kaçınılmaz oldu. Gece için söylenecek en önemli şey Beşiktaş’ın sahadan üç puanla ayrılmasıydı. Bunun yanında futbol vasatın üzerine çıkmadı ve Beşiktaşlılar’ı da tatmin etmedi. Mustafa Denizli’nin takımı hem kimlik hem motivasyon olarak çok daha yukarılara taşıması lazım. Yoksa bu takımın işi bu şekilde çok zor.
Mustafa Denizli’nin kehanetleri!
19 Aralık 2009 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Sergen Yalçın

Aslında sonuç çok fazla sürpriz değil. Neden? Çünkü iki teknik direktör de maça çıkarttıkları kadrolarla bir anlamda oyunun kaderini belirlediler. Özellikle böyle bir zeminde oynanacak oyun açık ve net. Yerden oynamayacaksın, havadan uzun topları tercih edeceksin.
Maçı analiz etmek gerekirse; iki takım açısından da çok iyi bir mücadele oldu. Ağır zemine rağmen takımlar iyi bir futbol sergiledi. Oyuna baktığımızda Mustafa Denizli iki tane yanlış hamle yaptı ki maçı kaybetmesindeki en büyük etken buydu. Böyle bir zeminde formsuz bir Nihat ile başlamak son derece yanlıştı. Denizli aslında maça Nobre ile başlayabilirdi. Oyun çok fazla yerden oynanamayacağı için hava hakimiyeti yüksek olan Nobre tercih edilmeliydi. Denizli’nin ikinci en büyük yanlışı ki, bu maçı kaybetmesine etki etti bence; Ferrari’nin yerine Yusuf’u oyuna sokmasıydı. Yusuf tercihi son derece yanlıştı. Denizli bu dakikalarda takımı daha fazla ayakta tutabilecek birini almalıydı. Mustafa Denizli yaptığı hamlelerle Beşiktaş’a maçı kaybettirdi.
Sıkıntılı süreç
Beşiktaş artık yavaş yavaş sıkıntılı bir dönemin içine girmeye başladı. Denizli bundan sonra şu haftayı bu haftayı bekleyin diyerek insanları avutmaya devam edecektir. Çok akıllı bir teknik direktör. Zaman kazanmasını bilen biri.
Geçen sene Beşiktaş’ın rakipleri Sivas ve Trabzonspor’du. Bu sene Fenherbahçe, Galatasaray ve Kayserispor. Buna dikkat edilmeli.
Beşiktaş kazanması gereken maçları kazanamıyor. Neden? Bobo’nun haricinde ön tarafta üretken oyuncusu yok. Kartal dişe diş oynayan, defansı iyi olan takımlar karşısında sıknıtı yaşıyor. Bugün Mustafa Denizli’nin 1,5 senelik dönemine baktığınınz zaman yapılan transferler Siyah-Beyazlı camiayı sıkıntıya sokmuştur. Alınan oyuncular ve maliyetleri çok fazla. Bu kadar maliyetli oyuncuların alınması son derece yanlıştır. Çok fazla olayın ayrıntısına girmek istemiyorum. Oyuna baktığınız zaman maçı iki üç yönlü değerlendirmemiz lazım. Beşiktaş’ın yaptığı yanlışlarla oyunu Bursaspor’a vermesi gecenin en iyi özetidir.
Bursa’nın hakkını yemeyelim
Bursaspor’un da hakkını yememek lazım. Özellikle Sağlam’ın çıkardığı 11 ve sonda Sercan’ı çıkarıp Ömer Erdoğan’ı sokması Bursa’nın maçı çevirmesinde en büyük etkendi. Hüseyin Cimşir de orta sahada takımını ayakta tutan ismiydi. Bence gecenin adamı Ertuğrul Sağlam’dır.
Not: Beşiktaş camiasını bundan sonnraki dönemde çok zorlu bir süreç beklemekte. Alınan sonuçlar bunu göstermekte. Bunları hem yönetime hem hocayı söylüyorum. Bu takım bu kadroyla hem ligi hem kupayı götüremez.
Bu takıma acil transfer lazım!
14 Aralık 2009 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Sergen Yalçın

Bu oyuncularla Beşiktaş’ın maç kazanması, tempo yapması neredeyse imkansız.
Rakiplerinin kazandığı haftada mutlak galip gelmesi gereken Beşiktaş maalesef o kazanma becerisini ve oyun üstünlüğünü 90 dakikaya yayamadı. Çok tempolu başlayan karşılaşmada, özellikle ölü toplarla pozisyon bulan Beşiktaş, fırsatları değerlendiremedi. Bu nedenle kontratak oynamayı benimseyen, mücadele eden Manisa daha da cesaretlendi.
Beşiktaş, kanatları daha fazla kullanabilse, daha fazla pozisyon bulabilirdi. Uzun toplarla Bobo’yu kullanmaya çalışınca, sıkıntı yaşadı. Nihat ve Tello gibi dün üretkenliği olmayan iki oyuncu da eklenince, Beşiktaş pozisyona giremedi. Tamam arkadakiler iyi. Savunma az hata yapıyor, Ernst-Fink ikilisi uyumlu oynuyor. Ancak Beşiktaş’ın ileride ciddi şekilde üretkenlik sorunu var.
Nihat’ın kredisi bitmiyor
Beşiktaş, kazanmak zorunda olduğu maçları kazanamayan bir ekip olarak çıkıyor karşımıza! 1-0’ı bulduktan sonra, 2., 3. golleri bulması lazım ama Manisa iki kontratak oyuncusuyla skoru dengeliyor. Bu kadar kötüyken Nihat’ın 90 dakika oyunda kalmasına şaşırdım. Yüzde 100’lük pozisyonları gole çeviremedi. Sezon başından bu yana kötü futboluna rağmen, kredisini bir türlü tüketmedi! Kulübeye de bakıyorum, skoru değiştirebilecek oyuncu yok! Berabere giden maçta Uğur İnceman’ın oyuna girmesi çok mantıksız. Mustafa Denizli neyi düşünerek Uğur’u sahaya sürdü anlamadım. Serdar Özkan oynatılamaz mıydı? İbrahim Toraman sağda çok yalnız kaldı, onun önünde Serdar kullanılabilirdi.
Kurtarıcı Tabata nerede?
Bu oyuncuların performansı yükselmedikçe, takım agresif oynamadıkça Beşiktaş’ın böylesi kritik maçları kazanması zor.
Tabii bir de transfer konusu var… ‘Kurtarıcı’ diye alınan Tabata kenarda oturuyor, oyuna bile girmiyor. 8 milyon Euro verdiğin oyuncu, sahaya bile girmiyor. Sen bu futbolcuyu sonradan bile oyuna almıyorsun, demek ki bu adam çok vasat bir oyuncu.
Peki Yusuf nerede? Ortalarda yok. Yusuf, Tello, Nihat… Hep aynı oyuncular. Bobo iyi oynamaya başladı ama arkasındaki isimler bu oyuncular, haliyle gerekli desteği alamıyor. Ernst ve Fink’ten Bobo’ya destek olması da beklenemez.
Bu takımın santrforu yok!
Beşiktaş; Trabzon, Fenerbahçe ve Manchester galibiyetleriyle bir ivme yakalamıştı ama eski temposuna dönmeye başladı. Üretken olmayan bu oyuncularla Beşiktaş’ın maç kazanması, tempo yapması neredeyse imkansız. Acil takviye lazım. Bu takımın santrforu yok! Nobre’yle bu iş olmaz. Bobo’nun yanına etkili bir santrfor lazım. 90 dakikayı özetleyelim; Beşiktaş, Manisa’ya üstünlüğünü kabul ettiremiyor. Maçı kazanamasa bile oyun üstünlüğünü kabul ettiremiyor, rakibine diş geçiremiyor. Demek ki neymiş? Küçük oyuncularla, büyük takım olunmuyor!
Tello o golü atsana be kardeşim
09 Aralık 2009 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Sergen Yalçın
Yine Mustafa Denizli’den anlamsız bir kadro!.. Maalesef bir Beşiktaş maçının kritiğine daha kadro seçimiyle başlıyorum. Böyle bir maçta 5 savunmacıyla başlamak neyin nesi! Bu 11 bana çok acayip geldi. Beşiktaş’ın koruması gereken bir şey yok ki… Aksine yoluna devam edebilmesi için kazanması gereken bir maç. Kazanması gereken bir maçta 5 savunmacı var sahada, hücumcusu ise çok az. Biraz Bobo biraz Tello, o da çok cılız…
Tello o golü atsana kardeşim
Tello demişken, ona da dokunmadan edemeyeceğim. Kardeşim, sen bir Şampiyonlar Ligi maçı oynuyorsun. Bu tür maçlarda 10 tane pozisyon bulamazsın. Maçın zorluk derecesine göre birkaç pozisyon bulursun, onları da atmak zorundasın. Daha karşılaşmanın başında o kadar uygun pozisyonda topu ağlara yollayamazsan, bu durumlara düşersin. Oysa, o topu gol yapsa, Beşiktaş’ın savunma ağırlıklı bu kadrosunun işi kolaylaşacaktı. Beşiktaş’ın istediği gibi bir oyun olacaktı. Ama atamayıp, yiyince sıkıntı yaşadı. Yine dizilişe dönelim… Üstüne basa basa soruyorum, neden 5’li defans? Dün gece Toraman, Kaş ya da Sivok’tan biri kenarda oturacak, klasik 4-4-2’yle sahaya çıkacak, rakibinle kora kor mücadele edeceksin. Çünkü kaybedecek bir şeyin yok.
1.5 adamla hücum edersen…
Bu yanlış kadroda Ernst de sırıttı. Bakıyorsun tüm hücum organizasyonlarında Ernst’i görüyoruz. Ama bunun nedeni sahaya çıkan 11. İleride bir buçuk adamla hücum etmeye kalkarsan, mecburen Ernst de hücum organizasyonlarında yer alır. Arka taraf çok kalabalık olunca Bobo yalnız kaldı, Tello gereken desteği veremedi. Rakipten bu kadar çekinmenin anlamı ne? Yahu Barcelona’yla oynamıyorsun ki! CSKA öyle ahım şahım bir takım değil. Baktığın zaman elle tutulur, iki oyuncu var. Onları da marke etmek zor değil.
Bu kadronun olumsuz yönlerinden biri de, oyunun kanatlara yayılmamasıydı. Zaten bir kanadı Tello kapattı, İbrahim Üzülmez’in kanadını da çok kullanamadılar.
Kazanma hırsı da yoktu
Özetlemek lazım… Gecenin en büyük yanlışı, Beşiktaş’ın defansif başlamasıydı. Oyunda organize olamadı. Nihat’ın girişi sonrası biraz canlandı ama hücumların tadı yoktu. Beşiktaş maalesef beklediğim oyun tarzını yansıtamadı sahaya. Kazanma hırsı da yoktu. Şampiyonlar Ligi’nden elenebilirsin, Avrupa Kupaları’na veda edebilirsin, ama bu şekilde elenmeyeceksin… Yazık…
Beşiktaş kazanabileceği bir maçı rakibine hediye etti.
Öyleyse, balon patlar işte böyle
05 Aralık 2009 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Sergen Yalçın
Sen gereken her şeyi sahaya yansıtmazsan, balon böyle patlar. Kendi düşen ağlamaz.
Liderlik şansını böylesine elinin tersiyle iten bir Beşiktaş olamaz, olmamalı da, o tribünleri dolduran, 90 dakika boyunca takımını yürekten destekleyen taraftara yazık öncelikle… Karşındaki rakibin gücü belli zaten… Diyarbakırspor’un hem puan olarak, hem de kadro kalitesi bakımından oyunu kendi sahasında kabul etmesi ve kontrataklarla araya bir de gol sıkıştırmayı düşünmesinden daha normal bir şey olamazdı. Buna karşılık sen büyük Beşiktaş olarak ne yapıyorsun, önemli olun bu. Cevap; hiçbir şey…
Beşiktaş takımının erken bir gol atarak maçı koparma adına daha istekli, arzulu olması gerekiyordu, ama nafile… Savunması tamam, onların önündeki ikiliye de kimse bir söz söyleyemez. Ama o forvet hattının hali neydi öyle… Bitikler ordusu adeta… Nihat olsun, Yusuf olsun, Nobre olsun, ayakta duracak mecalleri yok, hepsi sınırsız formsuz. Bobo nerede, Ekrem’le neden başlanmıyor maça? Bunu anlamak mümkün değil. Dikkat edin, Beşiktaş’ın en net pozisyonu, maçın 87. dakikasında bu ikilinin katkılarıyla yaşandı. Kaldı ki Beşiktaş’ın şöyle bir lüksü de yok; İyi oynayanları bir maç sonrasına saklayayım düşüncesi, Beşiktaş için geçerli olmamalı. En iyi, en sağlıklı, en formda, en güçlü kimlerse, onları sürmelisin ki sahaya, istediğini koparıp alabilesin. Sen bir Barcelona, bir Manchester United değilsin ki kadro olarak… Savaşarak, mücadele ederek kazanabilirsin ancak, onun için de formda isimleri süreceksin sahaya…
Sürekli yan orta saçmalığı
Tamamen kontrolün altında geçen ilk 45 dakika boyunca Beşiktaş’ın forvetinde yer alan isimlerin çok daha gayretli, agresif ve üretmek olması gerekirdi. Ekstra bir şey yapan yoktu. Sıradan oyuncu gibilerdi. Siyah-Beyazlılar, oyunu tamamen rakip 18’e yıkıp, pozisyon zenginliği ve organizasyon çeşitliliği üretmesi gerekirken, ısrarla yan ortalara yüklenmesi şaşırtıcıydı. Çünkü duran toplar dışındaki böylesi yan toplarda etkili olabilen sahada Nobre’den başka bir ismin yok ki senin…
Bu ne rahatlık öyle beyler
Ayrıca son dönemde alınan galibiyetlerin getirdiği bir rehavet söz konusuydu sanki. ‘Nasıl olsa bu maçı da bir şekilde kazanırım’ rahatlığı şaşırtıcı biçimde kendini belli ediyordu. Sen erken bir gol bulamazsan rakibini cesaretlenirsin, direncini artırırsın, sonra da ‘ah’lar, ‘vah’lar arasında işte böyle 1 puana razı olursun. Artık kazanmak öyle kolay değil. Herkes savaşıyor. Buna karşın sen gereken her şeyi sahaya yansıtmazsan, balon böyle patlar. Kendi düşen ağlamaz.
Psikolojik darbe
30 Kasım 2009 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Sergen Yalçın
BEŞİKTAŞ açısından psikolojik olarak zor bir maçtı. Çünkü ben bu tür maçları çok yaşadım, iyi bilirim. Avrupa’da eğer üst düzey bir mücadele göstermişseniz sonraki lig maçı işkence gibi gelir. Bazen rahat geçer, bazen de zor. Bir kere hedef takım olarak görülürsünüz. Üzerinizde kazanma baskısı olur. Üstelik F.Bahçe ve G.Saray da kaybetmiş…
EĞER 3 puan almazsanız moraliniz bozulur, bu durum gelecek haftalara yansır. İşte bu şartlarda Beşiktaş, Sivas’ta rahat kazandı.. Fakat tabela 1-0 değil 5-0 olabilirdi.. Ama ne ilginçtir ki, son dakikalardaki abartılı bir şekilde geriye çekilme yüzünden Sivas şans golü atıp maçı beraberliğe de bağlayabilirdi. Ben sözü fazla uzatmadan maçtan mesajlara geçeyim…
1 BEŞİKTAŞ formda… Bunun nedeni de ailece hücum edip ailece savunma yapmaları. Gerçekten çok disiplinli bir taktikle ve akıllıca oynuyorlar. Beton gibi defans yapıyorlar.. Nitekim 3 puana ihtiyacı olan Sivas sadece 2 tane pozisyon-cuk bulabildi. O kadar.. Ama Beşiktaş’ın final pasları iyi olsa maç tarihi bir farka giderdi.
2 BUNDAN önce Beşiktaş deplasman maçlarında özellikle ilk yarılarda oyunu hep tutuyordu. Hatta dış bekler hiç çıkmıyordu. Bu kez İbrahim Kaş ve İbrahim Üzülmez ileri-geri motor gibi çalıştı.. Bunda karşılarındaki Musa ile Cihan’ın içeri dalarak oynamaları da önemli etkendi. Onlar boş olan bıraktıkça ileri gittiler. Hatta orta sahayı geçmez denen İbrahim Kaş, mükemmel bir asist yaptı. Diz altı orta tam da Bobo’luktu…
3 MUSTAFA Denizli, tıpkı F.Bahçe maçındaki gibi Sivas’ın kenardan atak yapmasını engelledi. Nihat’ı Faruk, Ekrem’i de Abdurrahman’ın üzerine verdi.. Abdurrahman ve Faruk bu ligin en hücumcu bekleri. Ancak Nihat ve Ekrem’i düşünmekten ortayı geçemediler. Böylece de Sivas hücumda hiç çoğalamadı.
4 SİVAS, tam da Sivok ve Ferrari’ye göre top oynadı. Beşiktaş’ın 3’lü hücum hattı (Nihat-Bobo-Ekrem) önde koştular ve Sivas genellikle top şişirmek zorunda kaldı. Bir muz ortaya dönüşen etkisiz topları da Ferrari ve Sivok ile yine stoper kökenli Kaş armut gibi topladılar.. Zaten Kamanan, Anelka tarzı açık alanda etkili olan bir forvet, havadan iyi değil. Ferrari havadan kuş uçurtmadı. Sivok yerde ise kötüydü, rakibi pozisyona sokan 2 tane ciddi hata yaptı…
5 BİREYSEL olarak baktığımda hem hücumda hem savunmada müthiş çalışan Ernst’e bayıldım fakat Tabata ve Nihat’ı beğenmedim. Nihat’ın ismi belki adamını çıkartmadı ama bariz gözüküyor ki maç eksiği var. Tabata aldığı paranın altında eziliyor. Dikkat ettim, çoğu topu bireysel olarak davranıp ezdi. Takımın oyununa ayak uyduramadı. ‘Gol atıp kahraman olayım’ fikrinden vazgeçsin…
6 SON bölümde Rüştü’nün zaman geçirmekten sarı kart görmesi doğru değil… Beşiktaş gibi bir takım 2. golü bulmalıydı. M.United maçının yorgunluğunu hissettiler diyeceğim ama şu da var ki; 90+’larda 4-5 adamla hücum ettiler…
7 BEŞİKTAŞ’A artık özgüven geldi. Daha önemlisi G.Saray F.Bahçe’nin yaptığı çifte asisti ‘gol’ yapıp 9 puanlık bir galibiyet aldılar, psikolojik darbe vurdular.
Küçümsenmez!
26 Kasım 2009 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Sergen Yalçın
SAKIN kimse karşıma çıkıp “Manchester United maça yedekleriyle çıktı, liderliği garantilemişti, kendini zorlamadı” filan demeye kalkmasın.. Beşiktaş’ın aldığı sonuca karşı resmen ayıp etmiş olur.. Çünkü ister A takımı olsun, ister B veya C; sonuçta karşındaki Manchester United.. Stat da Avrupa’nın bütün devlerinin titreye titreye geldikleri Old Trafford.. Burada oynamak, hele de kazanmak hiç kolay değil.. Öncelikle bunun altını çizelim..
MUSTAFA Denizli, böyle bir deplasmanda kazanmak için en ideal kadroyu sahaya sürdü.. Özellikle ön tarafta görev alan Tello ile Bobo’nun performanslarını beğendim.. Bu tip arkayı sağlam tuttuğun ve gol yememeye çalıştığın maçlarda öndeki adamlar topu tutarsa; takım öne çıkma, defans ise bir an olsun nefes alma şansı bulur.. Bobo ilerde bunu başardığı gibi, indirdiği her topun arkasından Tello ile alışverişi iyi yaptı.. Onlar topa sahip olunca, sağdan Ekrem soldan İsmail’in de katılımıyla oyun genişledi..
TAKIM halinde beğendim Beşiktaş’ı.. Ama eğer en iyiyi soracaksanız İsmail ile Ekrem’i gösteririm.. İleri-geri çalıştılar.. Onlar çok koşunca arkalarındaki Kaş ile Üzülmez de rahatladı.. Ee, Ferrari ile Toraman’da ve Ernst ile Fink’te zaten problem yok.. Kalesini iyi savunan bir takım Beşiktaş.. Rüştü de kötü başladığı sezonda kendisini affettirecek bir performans sergiledi.. Uzatmalarda çıkardığı yüzde 100 gollük 2 topu, Türkiye’de ondan başka kurtaracak kaleci yok.. Bu 2 kurtarış, 1 ay önce çocuğa yumurta atmak isteyen Beşiktaş seyircisinin onu affetmesini sağlamıştır..
BEŞİKTAŞ’IN müthiş yeteneklerden oluşan bir kadrosu yok.. Takım halinde iyi koşmaları, mücadele etmeleri, herkesin kendi görevini bilmesi ve yapması şart.. Denizli de takımla gerekli-gereksiz oynamayı bırakıp herkesi doğru mevkide kullanınca Beşiktaş’a gol atmak haliyle zorlaşıyor..
BU pozitif futbolun bir sebebi de takımın moralinin yükselmesi.. Sahaya rahat çıktılar.. Zaten M.United’a yenilseler çok şey kaybetmeyeceklerinin farkındaydılar.. Kötü oynadıkları E.Şehir ve A.Gücü maçlarını kazandıktan sonra, Trabzon ve F.Bahçe’ye karşı iyi oynayarak galip gelmek herkesi havaya sokmuş.. Takımın ahengi artmış, herkes birbiriyle iletişimde.. Zaten bütün futbolcular birbirlerine yakın oynuyor ve komşusuna yardım ediyor.. Böyle takım halinde ileri-geri oynarsanız kazanmak normal oluyor..
BİRKAÇ tesbitim daha var..
1. İSMAİL çok verimliydi.. Ama kazanmak zorunda olduğun ve saldırdığın maçlarda İsmail sol açık için güdük kalabilir..
2. M.UNITED uzatmadaki 2 topu saymazsak, 2. yarıda Carrick, Evra, Owen gibi asları da sokmasına karşın neredeyse pozisyon bulamadı.. Takım savunmasının ne kadar iyi olduğunu belgeleyen bir örnek bu..
3. MAÇIN kırılma anı 41’de Fink’in direkten dönen topuydu.. O da gol olsa, Beşiktaş kontrolü tamamen eline alır, ortaya daha da beklenmedik bir skor çıkabilirdi..



