Nereden nereye

11 Mart 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Sanlı Sarıalioğlu


Sanlı Sarıalioğlu

Beşiktaş’ın on biri, savunma ağırlıklı gibi görünüyordu. Geri dörtlünün önüne bir de İbrahim Toraman konulmuştu. Necip ve Fink de rakip hücumlarda rol üstleniyorlardı. Karşı kaleye gitmek için üç oyuncu vardı: Holosko, Bobo ve Tello. İlk 25 dakika oyun kısır bir çekişme içerisinde geçti. Bu bölümde Beşiktaş 11. dakikada Bobo ile ancak tek pozisyona girebildi.

25′ten sonra Denizli takım içerisinde görev değişikliği yaptı. Toraman’ı defansın sağına Ekrem’i orta alanın soluna aldı. Tello da santrfor arkasında görev yapmaya başladı. Bu değişiklikler Beşiktaş’a hareket getirdi. Büyükşehir Belediye kendi yarı alanından çıkamamaya başladı. Ekrem ve Holosko biraz dikkatli olsalardı, gol için devrenin sonuna kadar beklemeye gerek kalmazdı.

İlk yarının özeti şöyle: Her iki takım da göğüs göğüse mücadele etti. Beşiktaş dört pozisyona girdi, birini golle sonuçlandırdı. Ve de en önemlisi rakibine hiç pozisyon şansı tanımadı. Ferrari-Sivok ikilisi hiç riske girmediler. İki İbrahim’in orta alan görevlilerine katkısı da Beşiktaş’ı rahatlatan faktörler oldu. Rüştü, kurtarış yapmadan ilk 45 dakikayı tamamladı.

İkinci yarıda Beşiktaş, “Önceliğim gol yememek” dedi. Geri dörtlü bu yönde son derece dikkatliydi. Ve Beşiktaş takım halinde kapanıyor, Büyükşehir’e boş alan bırakmıyordu. Topu kazandıktan sonra da çabuk ataklarla gol arıyordu.

NECİP UMUT VAAT EDİYOR

Büyükşehir, yenik durumdan kurtulmak için ister istemez oyunu Beşiktaş yarı alanına taşıdı. Beşiktaş için bu bulunmaz fırsattı. Biraz daha cesur, biraz daha yürekli olsalardı gol sayısını daha da artırarak 90 dakikanın sonunu çok rahat getirebilirlerdi. Fakat belliydi ki Mustafa Denizli savunma önlemlerinin azalmasına katiyen izin vermemişti. İlk hedef 3 puandı. Top Büyükşehir Belediye’ye geçtiğinde Beşiktaş takım halinde topun arkasında yer alıyordu. Genelde saha markajı yapıyorlardı. Oyun kendi ceza alanlarına yaklaştığında hemen adam adama markaja geçiyorlardı. Büyükşehir Belediye’nin boy üstünlüğünü, rakibin tehlikeli adamlarını ikişer kişiyle tutarak bertaraf ediyorlardı.

Beşiktaş defansı tümüyle başarılıydı. Maçın tamamında Belediye’ye tek pozisyon verdiler. Orta alanda genç Necip ilerisi için büyük umut vaat etti. Bu çocuk hem topu iyi kullanıyor hem de rakibiyle dişe diş mücadele ediyor. Ernst’i fazla aratmadı. Oyundan çıkarken de haklı olarak tribünlerin alkışını aldı. Bobo, Fenerbahçe’ye attığı golün benzerini sergiledi. Tello yavaş yavaş toparlanıyor. Zaman zaman iyi işler yaptı. Holosko takıma hareketlilik getiriyor. Fuleleriyle rakip defansı yıpratıyor ve yoruyor.

Nereden nereye… Beşiktaş tekrar potaya girdi. Artık bunun kıymetini bilmeli. Bundan sonra yapılacak hataların telafisi olmaz.

Kartal dereyi geçti

28 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Sanlı Sarıalioğlu


Sanlı Sarıalioğlu

İki takım arasında çok büyük kalite farkı vardı. Buna karşın Beşiktaş, yoğun savunma önlemleriyle sahadaydı. Geri dörtlünün önünde İbrahim Toraman, onun önünde Fink ve Ernst ve bunlara ilave olarak da Ekrem’in defansif katkıları. Yani Beşiktaş tam 8 oyuncuyla kalesini koruma telaşındaydı. İlginçtir; bu Beşiktaş maçın hemen başında iki farklı öne geçti. Artık statta herkes siyah-beyazlıların skoru artıracağını düşünüyordu. Bu düşüncenin bir nedeni de Kayserispor’da banko oynayan 6 oyuncunun sakatlık nedeniyle olmayışıydı. Özellikle de Cangele ve Saidou’nun bulunmayışı Kayserispor için çok önemli aleyhte faktördü.

Şimdi diyeceksiniz ki peki Beşiktaş iki farklı öne geçtikten sonra ne yaptı? Hemen yanıtlayayım “Yattı, uyudu” Sözüm ona skoru korumaya çalıştı. Skoru korumaya çalışırken de topun kendisinde kalmasını hiç düşünmedi. Top kimin ayağına geldiyse gelişi güzel uzun vuruşlar yaptı. Her giden top çok kısa süre sonra tekrar geri döndü. Kayserispor’un ofansif etkinliğinin çok zayıf oluşu, Beşiktaş’ın ekmeğine yağ sürdü.

Mustafa Denizli, saha kenarından tehlikeyi görüp oyuncularını uyarmalıydı. Bu şekilde oynayarak işi riske soktuklarını futbolcularına anlatmalıydı. Bilmiyorum belki de Kayserispor’un pasif oyunu Mustafa Denizli’yi yanılttı. 81. dakikada gelen Kayserispor golünde Beşiktaş nihayet tehlikenin farkına varmıştı.

ESKİ TELLO’DAN BAZI PASAJLAR

Ferrari, Sivok, Toraman üçlüsü uzunca süre Kayserispor’a göz açtırmadı ancak Makukula’yı tutmak da öyle kolay iş değildi. Bu üçlü, defansif anlamda görevlerini yaptılar. Ancak işin topu oyuna sokma kısmında sınıfta kaldılar. Özellikle de İbrahim Toraman çok pas hatası yaptı. İbrahim Kaş, hantallaşmış. Üç maçlık ceza fizik gücünden pek çok şeyi alıp götürmüş. Umarım bundan sonra benzer aptallıklar yapıp ceza almaz. İbrahim Üzülmez kendi bölgesinde hiç zorlanmadı ancak her zaman övgüyle söz ettiğimiz o sol kanat bindirmelerini de yapmadı. Fink ve Ernst, düz adamlar. Ne etliye ne sütlüye karışıyorlar. “Sadece ve sadece gözlerimizi kaparız, görevimizi yaparız” diyorlar. 2-3 pas da şöyle ileriye dönük atsanız günaha mı girersiniz… Kaleyi 3-4 kez şutlarınızla yoklasanız fena mı olur… Yok, bu ikilinin karşı kaleyle ilgisi yok. Ernst çıktı, Necip girdi. Beşiktaş daha iyi pas yapmaya çalıştı. Tello, çok güzel bir vuruşla bu sezonki ikinci golünü attı. Bu arada Beşiktaş’ın diğer golünde de pay sahibiydi. Öyle ağam şaham değildi fakat eski Tello’dan bazı pasajlar sundu. Umarım artık bu çizgisini daha da yukarılara taşır. Ekrem çok koşuyor, çok çalışıyor ancak bal yapmayan arı. Be kardeşim iki de güzel pas at. Takımının hücum zenginliğine ortak ol. Evet ikinci gol onun ama yine soruyorum daha başka ne yaptı?

Kayserispor’un eksikleri bellerini bükmüştü. O kadroyla daha fazlasını yapabilecek çapta değillerdi. İster istemez skora boyun eğdiler fazla direnç gösteremediler. Yedikleri erken goller de morallerini bozdu. Beşiktaş, çok önemli bir maçını kayıpsız atlattı, dereyi güç bela da olsa geçmesini bildi. Ancak şunu çok iyi bilmeli. Bu futbolla her zaman 3 puan alınmaz.

Olmuyor, yürümüyor

22 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Sanlı Sarıalioğlu

Sanlı Sarıalioğlu

Nokta santrforu olmayan G.Saray karşısına ofansif yönü yetersiz iki ön liberoyla çıkmak acaba ne kadar doğruydu? Maç öncesi 8 yabancıdan Fink ve Tello’nun kulübede oturacağını düşünüyordum. Bobo, Tabata sürpriziyle karşılaştım. İlk yarıda Fink ve Tello’nun yerine Bobo ve Tabata olsaydı Beşiktaş için hücum gücü ve pozisyon sayısı ikiye katlanmaz mıydı?

Denizli sürpriz yapmayı seviyor. Bilemiyorum, belki de futbolun savunma güvenliğini biraz abartıyor. İlk yarıdaki lig maçlarında toplam 21 gol atan Nonda, Baros, Kewell yok. Arda ileride tek başına pranga mahkumu. Ve Beşiktaş tek Arda’yı iki stoper (Sivok, Ferrari) ile bekliyor. Defansif yönü iyi olmayan Barış ve Mehmet Topal’ı da sözüm ona Fink ve Ernst ile pasifize etmek istiyor.

Galatasaray’da Barış ve Mehmet Topal’ın yerine oynayacak ofansif yönü güçlü bir oyuncu yok. Ancak Beşiktaş’ta var. Oynat Tabata’yı olsun bitsin. Bobo’yu da Nobre’nin yanına koydun mu yeme de yanında yat.

DENİZLİ ŞAŞIRTMAYI SEVİYOR

Denizli zaman zaman bizleri şaşırtmayı seviyor. 61. dakikada da bunu gördük. Beşiktaş’ın kötüleri Ekrem ve Tello idi. Hocamız tuttu Nobre ve Holosko’ya kemendi attı. Gerçekten olacak iş değil. Yusuf gibi gole yakın, yaratıcı bir ayağı da oyuna almak 74. dakikada aklına geldi.

Beşiktaş mutlak galibiyeti düşünen ve isteyen taraf değil miydi? Oyun felsefesinin buna göre olması gerekmiyor muydu? İki ön libero, tek santrfor ile etkinlik sağlanamadığı görülemiyor mu?

Fink ve Ernst aynen beklediğimiz gibiydiler. Rakibi durdurmaya çalıştılar. Top çalmak için çaba harcadılar. Defanslarına yardım ettiler. Peki bu işin bir de ofansif yönü yok mu? Soruyorum bu iki oyuncu bununla ilgili ne yaptı? Karşı kaleciyi hiç tehdit ettiler mi? Kaç şut attılar? Hangi pozisyonu yarattılar? Eh o zaman neden bir işi iki kişiye yaptırıyorsun?

Nobre oynadığı süre içerisinde hava toplarında son derece etkiliydi. Pozisyonlara da girdi, şanssızdı. Gol kısırlığı apaçık ortadayken sen Nobre’yi kenara alamazsın? Nihat sevdası da Beşiktaş’ı yedi bitirdi. Bu çocuk oynayamıyor. Sebebi ne olursa olsun hiçbir Beşiktaşlıyı ilgilendirmez.

CİMBOM İSTEDİĞİNİ ALDI

Galatasaray istediğini aldı. En önemli oyuncularından noksan olduğu bir maçta neredeyse galip bile gelecekti. Defansta Emre Güngör her geçen gün daha iyi oynuyor. Gökhan Zan zaten şansını yitirdi. Servet dikkat etmezse o da kulübeden maçları izler. Leo Franco, Atletico Madrid maçında olduğu gibi yine çok başarılıydı. Orta alanda Mehmet Topal ve Barış savaşçı kimlikleriyle sivrildiler. Elano’dan ekstra işler bekleniyor dün orta şekerliydi. Atletico Madrid maçının kahramanı Keita, bu kez kayıptı. Üzülmez’e şapka çıkartalım. Kaptan, Keita’ya nefes aldırmadı.

Maç berabere bitti sevinen Fenerbahçe oldu. Beşiktaş bu kafada giderse Türkiye Kupası, Şampiyonlar Ligi gibi lige de havlu atar. Denizli bu formatı kesinlikle değiştirmeli. Olmuyor, yürümüyor.

Yüzünü gözüne bulaştırdı

15 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Sanlı Sarıalioğlu

 

Sanlı Sarıalioğlu

Maçın kahramanı Rüştü. Bunun anlamı şu: Beşiktaş maçı ucuz kurtardı. Beşiktaş, şampiyonluğa oynuyor, Beşiktaş’ın puan kaybına tahammülü yok ve Kara Kartal’ı ara ki bulasın. Ne defansta var ne de hücumda. Rakip kale önünde beceriksiz ve zor bela pozisyon bulan bir kimlikte. Kendi kalesinin önünde ise acemiler mangası. Yediği ilk golde Ekrem ve Sivok’un hataları çok büyük. İkinci golde de en büyük sıkıntı, boy fakiri olmaları. Takımda hava toplarına yükselen sadece 3 oyuncu var. Diğer 7’sinin hava raporundan haberi yok. Böyle birtakım elbette hem duran toptan gol yiyecek hem de kazandığı duran toplarda hiçbir şey yapamayacaktır.

İlk yarıda Rüştü’nün kurtardığı iki top rakip defans ve orta alan oyuncularının şutları sonucu. Demek ki Beşiktaş orta alanı ve ileri ucu rakibini hiç kovalamamış. Onlar da yürüyerek gelip şutlarını atmışlar. Oh ne güzel! Hem ileride iş yapmayacaksın hem de geriye dönüp şöyle bir bakmayacaksın!

İsmail verilen şansı kötü kullandı. Hayret hiçbir şey yapamadı! Haklı olarak da devre arasında soyunma odasında kaldı. Aslında devre arasında Fink de soyunma odasında kalmalı ve yerine Nobre girmeliydi. Böylece hava toplarında biraz olsun üstünlük sağlanır, ofansif yönde de etkinlik kurulabilirdi.

NOBRE HAMLESİ GECİKTİ

İkinci yarıda oyuna giren Yusuf sol kanadı canlandırdı. Ancak diğer bölgeler yine hayatiyet yoktu. Maçın sonlarına doğru Nobre’nin girişiyle Beşiktaş karşı kalede etkili oldu. Fakat bu kez de savunma güvenliğinden uzaklaştı. Pozisyona girdiği kadar pozisyon da verdi. Ancak golcü Nobre’nin değerlendiremediği iki pozisyon var ki ne anlatılır ne de anlaşılır gibi. Boş kale yerine dağlara, taşlara vurdu.

Gaziantepspor’u gönülden kutluyorum. Hocaları Beşiktaş’ı iyi etüt etmiş. Defanslarında mükemmel kapandılar, kontrataklarla da kolay pozisyonlar buldular. Güçlerini bilerek oynadılar. Hak ettiler, kazandılar.

Beşiktaş bir kadar maçına çıktı ve yüzüne gözüne bulaştırdı. Hem de Galatasaray’la oynayacakları çok önemli bir derbi öncesinde.

Kartal, gol, gol, gol, gol

07 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Sanlı Sarıalioğlu

Sanlı Sarıalioğlu

Beşiktaş, Antalya’daki ilk on birle maça başladı. Böylece bu sezon bir ilke imza atılmış oldu. Operasyon geçiren Mustafa Denizli, evinde istirahatteydi. Ancak belliydi ki bu on bir onun. Tello, dökülmeye devam ediyor. Nihat da bir iki pozisyon dışında var mı, yok mu belli değil. Bu nedenle de Beşiktaş iki eksikle oynuyor. Diğer 9 oyuncu süpermen olsa faydasız. İki eksiği telafi etmek çok zor.

İlk yarıda Gençlerbirliği ofansif aksiyonlarda hiç yok. Pozisyona giremiyor. Sadece pas yapıyor. Amaçtan uzak. Öylesine dolanıyorlar sahada. Beşiktaş’ın bu 45 dakikada iki çok organize atağı var. 31. dakikadaki sonuç getirmedi. Ancak 32′de Beşiktaş golü buldu. Bobo’nun çok güzel pası, Sivok’un tek vuruşu Beşiktaş’ı öne geçirmeye yetti. Bu arada Tabata’nın birkaç mükemmel pası da dikkat çekti. Özellikle de 7. dakikada Nihat’a verdiği pas çok akıllıcaydı. Bu pozisyonda Nihat, Gençlerbirliği kalecisi Serdar’a takıldı.

İkinci yarıda Beşiktaş’ın hiçbir oyuncu değişikliği yapmadan oyuna başlaması çok yanlıştı. En azından Nihat-Tello’dan biri çıkartılmalıydı. Bunu Lig TV’nin canlı yayınında da belirttim. 60′ta Beşiktaş’ın değişikliklere gideceğini, Tello ve Nihat’ı çıkartarak hamle yapacağını özellikle vurguladım.

Holosko ve Yusuf, Beşiktaş’ın ofansif gücünü epeyce artırdı. Doğru olan gecikmeli de olsa yapıldı. Beşiktaş defansında açık vermiyordu. 25 metreden bir şutun gol olacağını da herhalde hiç düşünmemişti. Hurşut’un golünde Rüştü de hazırlıksız yakalandı. Rüştü deneyimindeki bir kaleci o golü yememeli. Ancak ilginçtir aynı Rüştü daha sonra olağanüstü iki kurtarış yaptı.

OLUMLU SİNYALLER

Beşiktaş defansında zorlanmıyordu ancak hücum geliştirme yönünde problemler yaşıyordu. Topu son çizgiye indiremediği için net pozisyonlar yakalayamıyordu. Ayrıca yapılan ortalarda da Bobo, yalnız kalıyordu. Orta alanda Fink ve Ernst’in katkısının yetersiz oluşu da Beşiktaş’ı zorlayan faktörlerden biriydi. Ancak Beşiktaş gol atma yönünde kararlıydı. İnanılmaz bir hırs ve istekle saldırıyordu.

İbrahim Üzülmez’e bin defa bravo! Delikanlılara taş çıkartıyor. Sol kulvarda durmadan gidip geliyor. Toraman, Fink ve Ekrem’e de söz söyleyemeyiz.

Tabata her geçen gün biraz daha iyiye doğru gidiyor. Dün oldukça iyi işler yaptı. İkinci golde katkısı çok büyüktü. Attığı gol ise muhteşemdi. Demek ki Tabata da ısrar edilecek. Bu arada Yusuf ve Holosko ile Beşiktaş’ta yaratıcı oyuncu sayısı artınca işin rengi de bir anda değişti. Gençlerbirliği sadece Beşiktaş ataklarına karşı koymaya çalıştı. Beşiktaş’ın presi ve baskısı karşısında ister istemez dağıldı. Ve pozisyonlar peş peşe gelmeye başladı. Beşiktaş son 30 dakikadaki oyunuyla rakibine havlu attırdı.

Kongreden mesajlar

03 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Sanlı Sarıalioğlu

Sanlı Sarıalioğlu

Kötü söz yok. Hakaret yok. Kavga dövüş yok. Bölünme yok. Demirören ve Aksu taraftarlarının birlikte gerçekleştirdikleri Beşiktaş tezahüratları var. Alkış, saygı, zerafet var. Sportmenlik var.

Önce Murat Aksu’yu kutluyorum. Ciddi bir rakip olduğunu gösterdi, çıtayı hemen yükseltti. “Profesyonel birimler ve kurumsallaşma” diyerek çok önemli bir hamlenin zorunluluğunu vurguladı. “Kemerlerimizi sıkacağız” sözüyle borcun azaltılmasını hedef aldıklarını belirtti. “Beşiktaş’a hizmet için göreve talibim” dedi ve büyük ilgi gördü. Keşke kongreyi erken terk etmese ve yeniden seçilen Yıldırım Demirören’i kucaklayarak kutlayabilseydi. Neyse bunu da moral bozukluğuna verelim.

Şimdi gelelim kazanan tarafa… Demirören ailesini göğsüm kabararak izlemeye devam ediyorum. Baba Demirören, anne Demirören, Başkan Demirören, çocuklar ve “İnönü’deki maçlara gidecek misiniz?” sorusuna, “Orası benim evim” diyen Beşiktaşlıların First Leydisi Revna Demirören.

Görkemli bir aile tablosu. Bağlılık, dayanışma, birliktelik. 15 saatlik nöbet. Yenilenen güven oyu. Paylaşılan mutluluk. Demirören ailesi bizlere gerçekten çok özel ve de örnek sahneler sunuyor. Dileğimiz tribünlerde de benzer görüntülere tanık olmamız.

4506, yüksek çok yüksek bir rakam. Her yaş grubundan çoğunluğu sağlayarak 20-0′lık bir sandık başarısı da büyük olay. Ancak karşıda da tam 2837 oy var. Ciddi bir uyarı. Güçlü bir sesleniş. Dikkat mesajları. Demirören, “Yanlışlarımız, hatalarımız oldu. Dersimizi aldık. Bundan sonra profesyonellerle çalışacağız” açıklamasını kongre öncesinde sık sık tekrarladı. Evet, yanlışlar oldu, hatalar oldu. Bunların tespit edilmesi sevindirici. Artık dönüş yapmak şart.

Öncelikli konuları şu şekilde sıralayabiliriz:

1-) Metin Tekin’in genel koordinatör olarak işin başına geçeceği söyleniyor. İsim önemli değil. Ancak düşünce mükemmel. Şu da unutulmamalı, bu koordinatör, geniş yetkilerle donatılmaz ve altında profesyonel birimler bulunmazsa hiçbir işe yaramaz.

2-) Transfer furyası artık bitmeli. Hemen 12 ay çalışacak geniş bir profesyonel ekip oluşturulup faaliyete geçirilmeli. Bu ekip, Mustafa Denizli ile en kısa sürede bir toplantı yapıp gelecek sezonun stratejisini belirlemeli.

3-) Amatör şubelere sponsorlar bulunacağı söyleniyordu. Borcu azaltmak için çarelerden biri de bu. Hemen girişimlere başlanılmalı. Derneklerin de desteği sağlanmalı.

4-) Asbaşkan Ertunç Soğancıoğlu’nun söylediği gibi, ‘mali disiplin’e daha çok dikkat edilmeli. Masraflarda kısıtlamaya gidilmeli. Kadro şişkinliğinden söz ediliyor. Doğru ise önlemler alınmalı.

5-) Bedava bilet ve bedava seyahat devri tamamen bitmeli.

6-) İnönü Stadı’nın yapımı, yılan hikayesine dönmeden bir an önce çözüme kavuşturulmalı.

7-) Her gruba, her derneğe eşit mesafede durulmalı. Ayrımcılık, kayırmacılık yapılmamalı. Böylece tribünlerdeki bölünmenin de önüne geçilmiş olur.

Evet, 3. Demirören devri başlamış bulunuyor. Umarım, Demirören’in de söylediği gibi gereken dersler alınmıştır. Umarım, seçimden önce de belirttiğim gibi tüm camia kazananın etrafında bütünleşir. Tribün protestoları artık sona ermeli. Şimdi artık tek ses, tek nefes olma zamanı.

Fener’de kadro sefası

Kadro zenginliğinin ne denli önemli olduğunu Fenerbahçe bir kez daha vurguladı. Sivas’a korku senaryoları eşliğinde gittiler. 4 sarı kart cezalısı, (Emre, Cristian, Santos, Lugano) pek çok Fenerbahçeli’nin ağzını yüreğine getirdi. Ancak gördük ki sarı-lacivertliler antrenman rahatlığında bir maç oynayarak güle oynaya İstanbul’a döndüler. Kulübe kıdemlilerinden Semih ve Uğur ikişer golle ‘merhaba’ dediler. Deniz, defansın göbeğinde mükemmel oynadı.

Demek ki Daum, futbolcuları istim üstünde tutmuş ve iyi motive etmiş. Futbolcular da kendilerini iyi hazırlamışlar.

Galatasaray transfer üzerine transfer yaparken, Fenerbahçe’nin sessiz kalması elbette sarı-lacivertli camiayı endişelendiriyordu. Ocak ayında Fenerbahçe’nin eksikleri şöyleydi:

1-) Savunmanın sağ kanadında ve göbeğinde oynayabilecek bir alternatif oyuncu.

2-) Güiza ve Semih’e alternatif bir golcü.

3-) Orta alanın hem sağında hem de solunda banko oynayabilecek kaliteli bir yabancı.

Önder affedilerek birinci madde saf dışı bırakıldı. Deniz’in son maçtaki formu da defanstaki problemi bitirdi. Gökhan Ünal transferi alternatif golcü gereksinimini karşıladı. Uğur, Sivas karşısında, “Beni unutmayın” mesajını çok net verdi. Santos, Vederson, Uğur hatta Özer bu bölgedeki soru işaretlerini kaldırdı.

Fenerbahçe’nin şu anda tek problemi orta alanın sağı. Mehmet Topuz bu bölgede başarılı olamıyor. Deivid çok sık sakatlanıyor. Fenerbahçe Deivid’i gönderip buraya kaliteli birini almalıydı. Eh ne yapalım bu kadarcık kusur da olsun.

Jo, Neill, Santos çözüm mü?

Galatasaray’ın savunmanın göbeğinde topu iyi kullanan bir oyuncuya gereksinimi vardı. Bu gereksinim Neill ile giderildi. Avustralyalı oyuncu elbette bir Popescu değil. Ancak o bölgedeki görevlilerin (Servet, Gökhan Zan, Emre Güngör, Emre Aşık) hepsinden topu çok daha iyi kullandığı kesin. Neill’deki soru işareti, güçlü forvetler karşısındaki sağlamlığı ve de İngiltere’den daha çok kulübede oturarak Galatasaray’a gelmesi. Her şeye karşın Neill doğru transfer. Sakatlık ceza olmadığı sürece, Neill-Servet ikilisini diğer stoperler yerlerinden oynatamazlar.

Jo, elbette iyi bir oyuncu. Adamın kalitesi belli. Ancak o da geldiği takımda fazla forma şansı bulamadı. Ayrıca Galatasaray’ın UEFA maçlarında oynayamayacak. Bir başka sorun da Jo’nun şu anda alternatifsiz olması. Boşuna aramayın yok yok yok. Baros, sakatlıktan kurtulup dönmediği sürece oraya nasıl bir yama yaparsanız yapın tutmaz. Ne Arda, ne Dos Santos ne de Keita çare olmaz. Baros’un da ne zaman oynayabileceği meçhul. Yani Galatasaray’ın kendi ligimizde kaderi Jo’nun sakatlanmamasına, ceza almamasına; UEFA’da ise meleklerin katkısına bağlı.

İşte o nedenle Nonda, kesinlikle bırakılmamalıydı. Kewell yakın sürede dönecekse, hiçbir özelliği olmayan kaleci Leo Franco gönderilmeliydi. Yanlış iş yapıldı.

Gelelim Dos Santos’a… Oynadığı tüm kulüplerde daha çok yedekte kaldı. Çabuk, kıvrak, tekniği iyi. Fakat öyle süper biri değil. Fazla aceleci olmayalım. Durun bakalım bekleyelim görelim.

Evet bu üç oyuncu geldi ama, Nonda gitti ve Baros ile Kewell da sağlık molasında. Acaba gelenler gidenlerin yerini doldurabilecek mi? Nonda-Baros ikilisinin yokluğunu tek başına Jo ile doldurmak çok zor. Santos da Kewell’ın katkısına ulaşamaz. Neill öyle veya böyle yararlı olacaktır. Baros ile Kewell ne kadar çabuk dönerse Galatasaray o oranda rahatlar… Ve tabi bir de defansif hataların devam ettiği, bu bölgenin açıklar verdiği de unutulmamalı. Denizlispor maçında da bunu net bir biçimde gördük. Bakalım ilerleyen haftalarda bu bölgeye Neill ne kadar ilaç olabilecek?

Güneş farkı

Şenol Güneş, “Son haftalardaki futbolumuz heyecan verici” dedi. Doğru söze ne söylenir. Gerçekten Trabzonspor son haftalarda Şenol Güneş ile adeta kabuk değiştirdi. Bundan önceki hocanın hiç verim alamadığı oyuncular birden bire canavar kesildi. İşte Umut, işte Alanzinho, işte Engin ve diğerleri…

O süklüm püklüm takım gitti yerine, “Ben futbolu güzelleştirmek, gol atmak için sahadayım” diyen oyuncular topluluğu geldi. Daha maçın başında rakiplerini boğuyorlar. Sivasspor ve Diyarbakırspor maçlarında bu çok net bir biçimde görüldü. Bitmek bilmeyen bir hırs, inanç ve bunun yanında müthiş pres. Aç kurtlar gibi saldıran, durmadan pozisyon yaratan oyuncular.

Hocaların takıma katkısı yüzde 15-20 dir. Bazen bu oran acayip şaşıyor, aynen Trabzon’da olduğu gibi. Bakalım Şenol Hoca bu çizgiyi ne kadar devam ettirebilecek?

İki sülaleyi kurtardık

03 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Sanlı Sarıalioğlu

Sanlı Sarıalioğlu

Bilindiği gibi Fenerbahçe, Aragones’le yıllığı 3 milyon eurodan 2 yıllık sözleşme yapmıştı. İlk yılın sonunda gönderince de hocasının cebine bir 3 milyon euro daha koydu.

Geçenlerde Aragoes doğduğu yer olan Alcobendas’taki bir yerel gazeteye bizi müthiş (!) sevindiren açıklamalar yapmış. “Para sorunum yok. Fenerbahçe’den aldığım para torunlarımın bile geleceğini kurtarır. Geziyorum yürüyorum hayatımdan çok memnunum” demiş.

Dedeciğim biz işte böyle bonkör bir milletiz (!). Senin mutlu olman bizi de ne kadar sevindiriyor bilemezsin. Bol bol gez, eğlen. Gördün mü Fenerbahçe seni düşündüğü gibi torunlarını da düşündü(!) Bizim kulüplerimiz büyüktür, çok büyüktür(!) Büyüklüğüne yakışır ödemelerde bulunur(!)

Taa İspanya’lardan kalkıp gelmişsin. Seni mağdur eder mi? Gelirken de cebini doldurur, giderken de.(!) Yaşıtlarından muhtaç olan başkaları varsa, ne olur onları da gönder(!) Biz geleni boş döndürmeyiz(!) Bu yönde kimse elimize su dökemez(!) Parayı adamın alnına yapıştırırız(!) Misafirperverlikte üstümüze yoktur(!)

Bir dakika, sadece Fenerbahçe mi… Beşiktaş’ın Del Bosque’yi yedirip içirip, en iyi yerlerde ağırladıktan kısa süre sonra memleketine postalayınca 8 milyon euroluk bir hediye paketini eline sıkıştırdığını nasıl unutabiliriz(!) Bence Beşiktaş Fenerbahçe’den daha büyük(!) Onlar 8 milyon euro ile rekor kırdılar(!) Kara Kartal adamı işte böyle sollar(!) Ne muhteşem(!) bir yarış değil mi? Del Bosque’nin sülalesi kalabalık mı değil mi bilemem. Ancak onların da yedi ceddinin artık parasal yönden sırtı yere gelmez(!)

Hey gidi hey, Anadolu kulüplerimizdeki yerli teknik direktörlerimiz aklıma geldi. Çoğu, maaşlarını zor bela alıyorlar. Olsun onlar bizim çocuklarımız(!) Aman yabancılara en ufak bir yamuk yapmayalım(!)


Yıktı perdeyi eyledi viran

“Maddiyatçı yönümün olduğunu söyleyen, Allah’tan korksun. Yönetim kurulumuzda benim kadar Trabzonsporlu var mıdır? Buna Ünal Karaman da dahil. Çok zarar vereceğini düşündüğüm bazı tehlikeli şeyler var. Farklı gelişmeler olursa onları da konuşmak zorunda kalırım”

Bu sözler Fatih Tekke’ye ait. Esmiş, gürlemiş kendince. Ağzına geleni söylemiş. Sözüm ona savunmasını yapmış.

Fatih, işin içine Trabzonspor yönetimini ve hatta Ünal Karamanı da dahil ederek sınırı fazlasıyla aşmış. Hele hele “Açtırmayın ağzımı, dökerim kirli çamaşırları” şeklindeki tehdidi korkunç. Tekke, açıklamalarıyla her şeyi bitirmiş. Yıkmış perdeyi eylemiş viran. Şenol Güneş’in, “Kapıyı sert kapatan bir daha açamaz” sözüne ben de katılıyorum. Fatih, talihsiz bir konuşma yapmış, hiç yakışık almamış,

Öyle zannediyorum ki Trabzonsporlu taraftarlar da Fatih’in bu sözlerini sıcak karşılamamıştır. Nitekim tribünler Sivasspor maçında hiçbir şekilde Tekke tezahüratı yapmadı ve de maçın başında net gol pozisyonlarını değerlendiremeyen Umut’a dört elle sarıldı. Doğru olan işte bu. Gol atanı, iyi oynayanı herkes alkışlar. Taraftarı taraftar yapan, kötü oynayanın, hata yapanın, gol kaçıranın, şanssız gol yiyenin yanında olmaktır.

Umut o golleri kaçırdıktan sonra protesto edilseydi, hele hele “Fatih Tekke” sloganları atılsaydı çökerdi ve daha sonraki o 2 golü gerçekleştiremezdi. Bravo Trabzonspor taraftarına.

Tribündeki virüsler

Nonda penaltıyı golle sonuçlandıramadı, 3-5 dakika sonra da kötü bir vuruş yaptı ve tribünler hemen ayağa kalktı.Yuuuh(!) Ben Nonda’ya değil, bu şekilde bağıranlara “Yuuh” diyorum. Dünyanın en gözde oyuncuları da penaltı kaçırıyor, boş kaleye topu yuvarlayamıyor. Gol atmayı, futbolcu tribünlerdekilerden bin kat daha fazla ister. Kendi taraftarının protestosu futbolcuyu öldürür bitirir. Bunu defalarca yazdık. Sen söyle, sen işit. Bu şekilde davrananları, takımı çökertmek için tribünleri işgal eden virüsler olarak değerlendiriyorum. Her şeyin ötesinde Nonda’nın özel bir durumu var. Son günlerde “Gitti gidiyor” lafları ortada cirit atıyor. Nonda’da moral sıfır. Psikolojik olarak kırılma noktasında… Ve bir de tribünden darbe. Bu ne insafsızlık, bu ne gaddarlık, bu ne hainlik böyle.

Nonda iki dizinden büyük ameliyatlar geçirdi. Galatasaray, her şeyi bilerek bu oyuncuyu transfer etti. Nonda Cimbom’a silah çekerek gelmedi… Ve Nonda özellikle bu sezon son derece başarılı. UEFA’da 7 maçta 7 gol, Türkiye Kupası’nda 3 maçta 2 gol, Süper Lig’de de 13 maçta 7 gol. Daha ne istiyorsunuz? Ayrıca bu Nonda, mükemmel bir profesyonel. Oyna diyorlar oynuyor, otur diyorlar oturuyor, gıkı çıkmıyor. Hem Nonda hem de protestoyu yapan Galatasaraylı taraftarlar adına üzüldüm. Diğer kulüplerimizde de benzer görüntülere sıkça tanık oluyoruz. Lütfen artık bu çirkinliği terk edelim.


Ah Burak, ah Emreciksin…

Dünyanın en kolay işi suçlamak. Burak Yılmaz, Fenerbahçe’deki günleri için Aragones’i suçlamış da suçlamış. “Guiza’nın yarısı kadar şans verilseydi, Fenerbahçe’de oynardım. Aragones, Alex’i bile oynatamadı” şeklinde konuşmuş.

Gökhan Emreciksin de “Fenerbahçe’ye transfer olduğumda Aziz Yıldırım ‘hayırlı olsun’ bile demedi. Aragones de çok soğuk davrandı” savunmasını yapmış. Hep teknik direktörler suçlu, hep yönetimler suçlu. Peki be çocuklar şöyle dönüp aynada bir de kendinize bakmaz mısınız? “Acaba biz Fenerbahçe’de neden tutunamadık?” diye kendinizi sorgulamaz mısınız? Bazı yanlışlarınızın olduğunu kabullenmez misiniz? “Gökhan Gönül nasıl takıma yerleşti de biz neden dışlandık?” demez misiniz? Aahh aahh ahh !.

MAÇ VARMIŞ(!)

Vay be Beşiktaş’ın bugün (dün) Ziraat Türkiye Kupası maçı varmış. Gazetem son anda arayıp söylemeseydi haberim bile olmayacaktı. “Maç ile ilgili bir şeyler yazmak ister misin?” diye sordular. “Teşekkür ederim almayayım” dedim.

Beşiktaş, 3′te 0. Kara Kartal yıllar sonra rekor kırdı. Peki, bu ne maçı? İster misiniz biri çıkıp da “para maçı” desin. Haa, tamam kazanan 100 bin dolar götürecek. Oh be ne para ama(!) bozdur bozdur harca(!)

Özak bu işi bitirir

25 Ocak 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Sanlı Sarıalioğlu

Sanlı Sarıalioğlu
Şike, teşvik ve bahis dedikoduları yıllardır bitmek bilmiyor. Ve ne acıdır ki ceza kanunumuzda bu ahlaksızlıkların cezası yok. Düşünebiliyor musunuz, adam sahtekar ve siz ona dokunamıyorsunuz. Ne dehşet verici bir durum. Adamlar her türlü rezilliği yapıyor ve sonra ellerini kollarını sallayarak aramızda dolaşıyor. Ne hapis ne de para cezası. Oh gel keyfim gel!

Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız Faruk Özak’ın geçtiğimiz günlerde verdiği bir söz var: “Bunun kökünü kazıyacağız.” Özak’ı yıllar öncesinden futbolculuk döneminden çok iyi tanırım. Bir dürüstlük abidesidir. Sportmenlik, onun olmazsa olmazıdır. O nedenle yüzde yüz inanıyorum ki Özak bu kanunu en kısa sürede çıkarır ve pislikleri futbolumuzdan silip atar.

Elbette bir de şiddet olayları var. Tribünler anarşist yuvası olmaya başladı. İğrenç küfürler, koltuk parçalamalar, sahanın içine yabancı madde fırlatmalar, gırtlak gırtlağa kavgalar, ayrımcı sloganlar… Ne ararsan hepsi dört dörtlük! Baksanıza Yıldırım Demirören geçen gün, “Tribünlerde kanunsuz işlere karışanlar var” ihbarında bulundu.

Son birkaç aydır bazı kimselerin statlara girmesi yasaklandı. Bunun ne kadar denetlendiğini de doğrusu merak ediyorum. Faruk Özak’ın ve Futbol, Basketbol, Voleybol Federasyonu başkanlarımızın bu konuda da çok hassas olduklarını biliyoruz. Yeni yasa taslağının bir an önce çıkarılmasını sabırsızlıkla bekliyoruz.

Şike, teşvik, bahis düzenbazlığı ve şiddetin tamamen biteceğini elbette düşünemeyiz. Ancak caydırıcı yasalarla, ağır hükümlerle asgariye indirilebilir. Yakalananlar tesellimiz olur. En azından herkes meydanın boş olmadığını ve yaptığının yanına kar olarak kalmayacağını anlar.

Kalksın bu sınır

Son günlerde “Yabancı futbolcu serbest bırakılsın” rüzgarı esiyor. Harika, nihayet kulüplerimizin büyük çoğunluğu uyandı. Yıllardır bunu yazıyor ve söylüyorum.

Neymiş, sınırlamanın kalkmasından öncelikle ulusal takımımız etkilenirmiş. Genç yeteneklerimiz forma şansı bulamazmış. Onların önü tıkanırmış. Türk futbolu ölürmüş. Vay be ne görüşler!

Avrupa’nın en ileri ülkelerinde hiçbir yasaklama yok. Peki onların futbolu nasıl oluyor da her geçen yıl daha da keyif veriyor ve ulusal takımları güçlerinden hiçbir şey kaybetmiyor.

Bırakın bu masalları. Kulüpler düzeyinde Avrupa ile başa baş mücadele etmek istiyorsak, önce onlarla eşit silahlara sahip olmalıyız. Adamların kadrolarında 10-15 yabancı var. Biz 8′de demir atmış durumdayız. Kaleşnikof’a karşı Kırıkkale işler mi?

Efendim bir sakınca da şuymuş; yabancı futbolcu serbest bırakılırsa paralar boşa harcanır, ülkemiz Avrupa’nın çürükleriyle dolup taşar ve kulüplerimiz iyice batarmış. Seçmesini, iyiyi transfer etmesini bilmeyen, aptal yöneticilerin, aptal teknik adamların kulüpleri batsın, yok olsun gitsin. Zaten onlara hangi uygulama ile yaklaşırsanız yaklaşın boşuna. Onlar, bu işin uzmanı olmadıkları ve uzmanlara bırakmayı da düşünmedikleri için her durumda dibe vurmaya mahkumlar. Bilgisizlerin yönettiği kulüpler yüzünden, parayı kullanmasını bilen kulüplerimize kısıtlama getirmek saçmalık değil de nedir?

Kısıtlamanın bir başka sakıncası da, kulüplerimizin transfer edip beğenmedikleri oyuncuları kontenjanı boşaltmak için bedava, hatta cebine para koyarak göndermeleri. Alırken ver, yetmiyormuş gibi gönderirken de cebini doldur. Oh ne güzel!

Sınırlamanın kalkması ayrıca yerli futbolcularımızın piyasasını da normale indirir. Nedir o, 7, 8, 10 milyon eurolar. Hadi canım sen de! Ülkemizde bu paraları edecek futbolcu yok (Arda dışında). Herkes havalarda uçuyor. Kontenjan konusu ortadan kalkarsa yerli oyuncularımızın da ayakları yere basar. Astronomik rakamlar artık telaffuz edilmez.

“Sınırlandırma kalksın ancak bazı kriterler getirilsin” görüşüne de karşıyım. Futbolcunun yaşı olmaz. Öyle 35 yaşında futbolcu vardır ki değme gençlere taş çıkartır. Kendi milli takımında oynama şartı da bana göre saçma. Dedim ya, seçmesini bilmeyen kulüp batsın, işini bilen de ayakta kalsın. Kalan sağlar bize yeter.

ARTIK DEĞİŞİM ZAMANI

Mustafa Denizli, kupaya el salladıkları Büyükşehir Belediye maçından sonra öfkesini şu sözlerle dile getirdi: “Sorunlarımızı bertaraf edemezsek, bazı futbolcularımızı bertaraf edeceğiz.”

Oh be nihayet… Doğru olan işte bu. Acırsan, acınacak duruma düşersin. Kazanmaya çalışmanın da bir sınırı var. Dönüş yapmayı bilmek hünerdir. İşler yolunda gitmiyor. Başka uygulamaları denemek gerekir. Sanırım artık o gün gelmiştir. Geri sayım tüm hızıyla devam ediyor.

Acaba sistemde bir değişiklik düşünülemez mi? İşte hep beraber görüyoruz, şu ana kadarki diziliş ve oyun anlayışı, ne futbolu güzelleştiriyor ne de skora yansıyor.

Sevgili hocam, vazgeçemediğin bazı futbolcuların bekleneni veremiyor. Fazla ısrar hem sana hem de kulübüne kaybettiriyor. Artık değişme zamanı. Artık yeni isimlere, yeni arayışlara yönelme zamanı. Avrupa ve kupadan sonra elde tek kuş kaldı. Bu da uçar giderse tüm sezon boşa kürek çekilmiş olur.

Hocam, önce şu Delgado işini lütfen bir an önce bitir. Bıktık artık. Kalacaksa kalsın, gidecekse gitsin. Delgado kaldığında da gidecek tek isim herhalde Tabata olacak. Neden Tabata diyorum, çünkü bu oyuncuyu genellikle oynatmıyorsun. Son Büyükşehir Belediye maçından sonradan bile oyuna sokmadın. Demek ki hiç düşünmüyorsun. Sadece bonservisine 8 milyon euro verilen bir oyuncuyu 5 ayda postalamak elbette tiraji-komik bir olay. Ancak başka çözüm de görünmüyor. Aslında Tabata gönderilse de dert gönderilmese de. Yukarı tükürsen bıyık aşşağı tükürsen sakal.

Çok ama çok yanlış işler yapıldı. Bu sezon transfer edilen 9 oyuncudan sadece Ferrari dikkatleri çekti. İbrahim Kaş ve Fink de eh işte. Diğerleri figüran bile olamadılar. “Beşiktaş neden kötü durumda?” sorusunu bu durum gayet net bir biçimde açıklıyor. Gelenleri Mustafa Denizli takıma motive etmeye çalıştı, olmadı. Fazla ısrar edilince de dişliler ister istemez kırıldı. Ve ortaya bu tablo çıktı. Şimdi yapılacak tek iş “Silbaştan.”

OFLUYUM YA! (2)

Dört büyük kulübümüzün ilk yarı karnelerini inceledim ve içlerinden bir karma yaptım. İşte o karma:

Volkan-Gökhan Gönül, Sivok, Ferrari, İbrahim Üzülmez-Ernst, Emre Belözoğlu-Arda, Alex, Kewell-Nonda (Güiza).

Çok uğraşmama, çok istememe rağmen ne yazık ki bu karmaya gördüğünüz gibi Trabzonspor’dan tek oyuncuyu alamadım. Biliyorum, Trabzonlular bana yine, “Sen ne biçim Oflu’sun?” diyecekler.

Ne yapayım, kimi alabilirdim ki? Haydi söyleyin, bana bir isim önerin. Doğruya doğru demez ve yanlışları objektif bir biçimde ortaya getirmezsek her şey daha da kötüye gider. Ne yazık ki durum aynen böyle sevgili hemşehrilerim.

A’dan Z’ye yanlış!

Baros yanlış ameliyat edilmiş. 2 ay daha sahalarda yok. Mehmet Yıldız yanlış ameliyat edilmiş ve ağrıları varken dinlenmemiş, süre bundan dolayı uzamış. Delgado için de çeşitli söylentiler var. “Yanlış ameliyat deniyor” deniyor. “Geç ameliyat” deniyor. Ameliyat sonrası iyi bir rehabilitasyon dönemi geçirmediği söyleniyor. Deniyor da deniyor.

Bu oyuncuların maliyetleri milyon eurolar. Böylesine yüksek paraların döndüğü trilyonluk bir endüstride bu tür hatalar nasıl yapılabiliyor? Organ nakli olanların bile kısa sürede ayağa kalktığı, tıbbın hızla geliştiği bir dönemde nasıl oluyor da iyileşmeler bu denli uzayabiliyor. Burada suç ya kulüplerimizin doktorlarında ya da futbolcularda. Demek ki bu yönde de çağın çok gerisindeyiz.

Yılda 2,2.5 milyon euro verdiğin oyuncu, hatalar nedeniyle istirahatte. Dünyanın hiçbir tarafında böyle bir sorumsuzluk görülmez. A’dan Z’ye hepsi yanlış. Böyle gelmiş peki böyle mi gidecek?

Oh kebap!

18 Ocak 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Sanlı Sarıalioğlu

Sanlı Sarıalioğlu

İlk 40 dakikada sıkıldım, patladım, sinirlendim. Futbol diye bize sunulan orta oyunu bile değildi. Gazetemde bu maç için bana ayrılan bir yer var. Ve ben bu yeri dolduracağım. Büyükşehir Belediye’nin üstün mücadele gücü dışında ne yazabilirim? Hep olumsuzlukları yazmaktan bıktım. O kötü, şu kötü, bu rezalet. Ne yazık ki başka çarem de yok. İzlediğimi allandıra pullandıra mı sizlere aktaracağız.

Beşiktaş’a bakıyorum, öyle kombine ataklardan falan vazgeçtim, doğru dürüst 3-4 pas bile yapamıyorlar. Takım halinde berbatlar. Tek tek de maçın kaderini etkileyebilecek görüntüde değiller.

Beşiktaş, sağ kanatta biraz iyi gibi… Holosko-Ekrem ikilisi daha hareketli. Ancak sol tamamen kayıp. Tello dökülmeye devam ediyor. Faydası hiç yok, zararı pek çok. İsmail de havalanmış gibi. Futbolu sadece çalım olarak mı değerlendiriyor. Bobo oynuyor mu yoksa oynamıyor mu belli değil. Tek olumlu 39. dakikada sol çarprazdan attığı ve kaleci Hasagiç’in kurtardığı şut. Onun dışında ara ki bulasın…

Ernst-Fink-Necip üçlüsü ortada şaşkın şaşkın dolaşıyor. O hep övgüyle söz ettiğimiz Ernst bile piyasada yok. Necip ne yapsın, çocuk ağabeylerinden en ufak bir yardım alamıyor ki… 40-50 dakikaları arasında birden bire tempo kazanan bir futbol, beraberinde de her iki takımın girdiği 3′er pozisyon… Ve İskender’in golü. Olimpiyat Stadı’nda futbol adına sergilenen sadece işte bu 10 dakikalık bölüm. Bunun dışında yerlerde sürünen bir futbol. Yediği golden sonra Beşiktaş daha da berbat, en ufak bir etkinliği yok. Yürüyerek oynayan futbolcular… Adeta “Maç bitse de bir an önce eve gitsek” der gibi bir halleri var. Sanki lütfen çıkmışlar sahaya. Tamamen angarya olarak gördükleri bir maç. Büyükşehir Belediye’de eksikler oldukça fazla ancak koşan, boğuşan ve kazanmayı daha çok isteyen onlar. Koştuğun anda ne eksik fark ediliyor, ne de rakibin kalitesi. Onlar istediler ve kazandılar. Oh kebap! Kartal Avrupa’dan sonra kupaya da el salladı. Gel keyfim gel! Bundan sonra hafta araları ayaklarını uzatıp istirahat edecekler! Ne güzel 3′te sıfır. Aferin hepinize çok yakıştı!

Elde kaldı Süper Lig

13 Ocak 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Sanlı Sarıalioğlu

Sanlı Sarıalioğlu

Ferrari ve Sivok’un ne denli önemli olduğu bir kez daha anlaşıldı. Bu ikili yok ve daha 26. dakikada skor 0-3. Eh maşallah! Kasımpaşa, Beşiktaş kalesine her gidişinde altın buldu, hiç boş dönmedi. Kartal’ın özellikle göbeği tam bir maden. Kasımpaşa işledi de işledi.

Havada da işler Beşiktaş için hepten berbattı. Kasımpaşa’nın ilk iki golünü atan Merthan ve Cenk’in bu pozisyonlarda yanlarında tek siyah-beyazlı oyuncu yoktu. Beşiktaş kibar takım. Rakibini rahatsız ederler mi hiç? Kasımpaşa’nın ikinci golünde yeni transfer Ramazan Özcan da müthişti! Boşa çıktı, kalesini boşalttı ve Cenk’e bir kıyak da o yaptı.

Ne biçim iş bu? Kaç gündür kamptalar. Antalya’dan gelip ilk resmi maçlarına çıkıyorlar ve yürüyerek oynuyorlar. Hem de “Kupaya tamam mı yoksa devam mı” dedikleri bir maçta. Sanki kupada yol almak istemiyorlar.

Herkes Nihat’ın dönüşünü bekliyor. Ne yazık ki bu oyuncu her geçen gün daha da kötüye gidiyor. İki pas yapamıyor, pozisyona girmek istemiyor. Sorumluluk almıyor, toptan kaçıyor. Hayret ki hayret. Hiç futbol oynamamış gibi. Tello da dökülüyor. Duran topları bile iyi kullanamıyor. Top tekniği mükemmel Yusuf zaman zaman inanılmaz “Kazmalıklar” yapıyor. Nihat yok, Tello yok, Yusuf bir var bir yok. Peki bu takım karşı kaleye nasıl gidecek? Ve orada nasıl etkinlik sağlayacak?

SAFRALAR ATILMALI

Mustafa Hoca inadına devam ediyor. Nihat ısrarı çok pahalıya mal oluyor. Çift santrfor uygulamasını benimsememenin faturası da ağır oluyor. Son 15-20 dakikalarda Nobre’yi oyuna alarak hiçbir şey yapamazsın. Nobre-Bobo mutlak suretle ilk on birde oynamalı.

İkinci yarıda oyuna giren Holosko da artık tamamen düzelmiş. Bir forma da ona verilmeli. Genç Necip ikinci yarıda oyuna girdi ve çok da iyi oynadı. Bu çocuk göz ardı edilmemeli. Ayakları yumuşak, topu iyi kullanıyor. Ayrıca kesici özelliği de var. Ne yani Fink veya Uğur İnceman bu çocuktan daha mı iyi? Tello’yu da kulübeye çekmenin zamanı geldi. Safralar atılmalı yola sağlamlarla devam edilmeli.

Kupa büyük olasılıkla gitti, elde kalan sadece Süper Lig. Bunun kıymeti bilinmezse bütün bir sezon boşa harcanmış olur. Artık gerçekleri görmenin zamanı geldi. Radikal kararlar alınmazsa hayal kırıklığı daha da büyük olur.

Yılmaz Vural’a helal olsun. Kasımpaşa mükemmel oynuyor. Hem gole gidiyor hem de kendi kalesini çok iyi koruyor. Topu hiç boşa kullanmıyorlar. Hep ayağa pas yapıyorlar. Oyunu çirkinleştirmeyi hiç düşünmüyorlar. Futbolun gereklerini harfiyen yerine getiriyorlar. Bileklerinin hakkıyla kazandılar.

Sonraki yazılar »