Bu Kartal Yeter mi?
14 Temmuz 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Sanlı Sarıalioğlu
Beşiktaşlılar ellerinde kağıt kalem takımlarının ideal on birini yapıyorlar. Kadronun yeterli olup olmadığını tartışıyorlar. Gönderilecek yabancıları belirliyorlar. Bu arada ben de bu tür sorularla sık sık karşı karşıya kalıyorum. Haydi biraz kafa yoralım.
Geçen sezon gol yönünden çekilen sıkıntıyı hepimiz biliyoruz. Bunun nedeni kanatların iyi işlememesi, orta alandan gol bölgelerine yeterli katkının sağlanamaması ve Bobo dışında (Nobre`yi ve Batuhan`ı Denizli oynatmadı) bir golcünün olmamasıydı.
Bu sezon kanat oyuncuları olarak Hilbert ve Quaresma transfer edildi. Hilbert`ten henüz olumlu sinyal alınmıyor. Nedir, ne değildir bilmiyoruz. Quaresma büyük yetenek ve inanıyorum ki bu sezon Dünya futboluna kendisini bir kez daha kanıtlamak için üstün performans gösterecektir.
Peki Beşiktaş`ın başka bir icraatı var mı? Yok. Hilbert`ten yararlanılamazsa sağ kanat kırık kalır. İbrahim Toraman`ın hücum yönü, Ekrem`in de savunması zayıf. Santrfor alınmazsa gol sıkıntısı yine yaşanır. Orta alana ofansif ve defansif yönü de iyi biri transfer edilmezse ileri uç-defans arasında yine iletişim sağlanamaz. Guti`den söz ediliyor, bilemiyorum bu boşluğu doldurabilir mi?
Kadroda şu anda 12 yabancı oyuncu var. Bir veya iki yabancı daha transfer edileceği düşünülürse sayı 13-14`e yükselecek. Demek ki eldeki yabancılardan 3 veya 4`ü gönderilecek. Benim üç adayım geçen sezondan bu yana şunlar: Zapotocny, Tello, Fink. Dördüncü konusunda kararsızım.
Şimdi gelelim şu andaki oyuncularla 4-4-1-1`e göre ideal on bire.
6 yabancı sınırlaması kadro kurmayı oldukça zorluyor. Beşiktaş`ın handikabı fazla sayıda kaliteli Türk oyuncuya sahip olmaması. Sağbek ve aynı zamanda stoper mevkiinde banko oynayabilecek bir yerli oyuncusu daha olsa yabancı kullanma yönünde biraz rahatlar. İki yabancı (Santrfor artı orta alan) ve bir yerli (Sağbek, stoper) kaliteli oyuncu transferi ise Beşiktaş`ı önümüzdeki sezonun en favori bunun da ötesinde, en çok keyif veren takımlarından biri yapar.
Sanlı Sarıalioğlu / Yeni Şafak
KAPILARI KAPATMAYIN
30 Haziran 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Sanlı Sarıalioğlu

Getafe`ye dönen İbrahim Kaş Beşiktaş`a sitemde bulunmuş. Geçirdiği kaza sonrası Beşiktaşlı yöneticilerin ve Mustafa Denizli`nin ilgisizliğinden söz etmiş. Daha da ileri gitmiş yöneticilerin hakkında yalan haber yaptırdığını belirtmiş.
“Giderken kapıyı açık bırakmak” lafını sıkça kullanırız. Ne yazık ki gençlerimiz köprüleri yıkıp gitmeyi marifetmiş zannediyorlar. Neden susmayı bilmezler. Neden hatayı hiç kendilerinde bulmazlar.
Ekrem Gaziantep`ten sessiz sedasız geldi. Formayı çekip aldı, sırtına geçirdi. Kimseye vermedi. Necip de aynen Kaş gibi, Serdar Özkan, Batuhan gibi alt yapıdan tırnaklarıyla kazıyıp geldi. O da son maçlarda formayı kaptı. Bundan sonra geri verirler mi vermezler mi bilemem. Ancak sevgili İbrahim, sevgili Serdar ve sevgili Batuhan sizler davranışlarınızla, profesyonellik anlayışınızla ve performanslarınızla formaları ellerinizin tersiyle ittiniz.
Suçu başka yerlerde aramak en büyük kolaycılık değil mi? Bir dönüp bakın bakalım arkanıza nerelerde yanlışlarınız oldu. Hangi bozuk yollara daldınız. Lastik nerede patladı. Öz eleştiriyi yapmazsanız. Bundan sonra da doğruları bulmanız çok zorlaşır.
Bin bir umut saçarak gelen pek çok genç sporcumuzun bugün ne denli hayal kırıklıkları içerisinde olduklarını hepimiz biliyoruz. Bizler sizlerin futbolumuza en üst düzeyde hizmet etmenizi bekliyoruz.
Bu ayıp bize yeter!
Dünya Kupası`ndan bir türlü bu coşkuyu bu keyfi alamadım. Bilemiyorum belki de beklentim çok fazlaydı. O nedenle hayal kırıklığı içindeyim. Elenenlere şampiyonaya el sallayanlara bir kaçı dışında hiç ama hiç üzülmedim. Bilakis sevindim. Hatta bazıları için “Oh be kurtulduk!” dedim. Neydi o Fransa`nın hali. Ribery`si, Thery Henry`si, Malouda`sı Gouvu`su Diabi`si Anelka`sı ile saha içinde olduğu gibi saha dışında da tam anlamıyla skandaldılar. Sözüm ona müthiş bir vururcu time sahiptiler. Üç maçta sadece 1 gol atabildiler ve de bir puan aldılar. Demek ki sadece yıldızlarla başarı kazanılmıyor.
İngiltere de içler acısıydı. Gruplarından sadece Slovenya`yı yenerek çıkabildiler. Daha sonrasında da Almanya`dan feci tokat yediler. Gruplarındaki ilk iki maçtan sonra Beyaz TV`deki spor programımızda İngiltere`den ne köy ne kasaba olamayacağını özellikle belirtmiştim. Yanılmamışım. En ufak iz bırakmadan kaybolup gittiler. İngilizlerin milli takımlarını değil kulüp takımlarını izlemek büyük zevk.
İtalya`da oynanan futbolu oldum olası beğenmem. Yeni Zelanda`nın Slovakya`nın bulunduğu gruplarında hiç galip gelmeden elendiler. Tek düşünceleri “Aman gol yemeyelim, aman yenilmeyelim…” Peki karşı kale ne olacak? Bu futbola nasıl alkış tutabiliriz.
Fransa, İngiltere, İtalya`nın yanı sıra elenen diğer takımları şöyle bir gözümün önüne getirdim. Bizim milli takımımızla onları mukayese ettim. Bir kaçı hariç hiçbirini bizden daha iyi bulmadım. Ve biz son derece zayıf grubumuzdan (İspanya, Belçika, Bosna Hersek, Ermenistan, Malta) İspanya ile beraber çıkıp şu şampiyonaya katılamadık. Bu ayıp bize yeter.
Yeni Şafak
Schuster işini bilir
28 Haziran 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Sanlı Sarıalioğlu
Geçen sezon Galatasaray UEFA eleme maçları için sezonu erken açmış, erken form tutmuş ve daha sonra bir düşüş yaşamıştı. Pek çok kimse bu düşüşü sezonu erken açışa bağlamıştı. Şimdi yine aynı türkü söyleniyor ve bu kimseler Beşiktaş’ı da aynı tehlikenin beklediğini belirtiyorlar.
Bu değerlendirmeler nasıl yapılıyor, neye dayanarak yapılıyor aklım almıyor. Yok böyle şey, hiç yok. Beşiktaş’ı da böyle bir tehlikenin beklemesi söz konusu değil.
Sezon erken açıldığında her teknik direktör antrenman programını, yüklemelerini ona göre yapar ve her şey yine tıkır tıkır işler. Schuster bu işlerin kurdu, işini bilir. Kondisyonerleriyle birlikte en mükemmeli gerçekleştirir. Ve hiçbir problem yaşanmaz.
Schuster’in görev yaptığı takımlardaki uygulamalarını biliyoruz. Zaten kendisi de; topa daha çok sahip olan, oyunu daha çok rakip yarı alana yıkan taraftarın ve de futbolcuların keyif alacağı bir takım yaratmaya çalışacağını özellikle belirtti. En çok da “Büyük camialar her zaman kazanmak için oynarlar” sözü hoşuma gitti.
Kazanmak için oynayan takımın öncelikli hedefi elbette goldür. Hepimiz biliyoruz ki Beşiktaş geçtiğimiz sezon bu yönde büyük sıkıntılar yaşadı. Son derece kısır bir dönem geçirdi.
Geçen sezonki maç kasetlerini izleyen Schuster de bunu belirtti. Demek ki bu yönde önlemleri olacak. Her şeyden önce Schuster’in daha ofansif on birlerle takımını oynatacağını bu ilk demeçlerinden anlayabiliriz. Böyle de olması şart.
Mustafa Denizli nedense, defansif yönden fazla tutucuydu. Gol yememek ilk hedefiydi. Böyle de oldu. Beşiktaş ligin en az gol yiyen ekibi unvanını aldı. Fakat bu unvan attığı gol sayısının azlığı nedeniyle kendisini dördüncü sıradan yukarıya taşıyamadı. En önemlisi de Beşiktaş sergilediği futbolla taraftarına keyif veremedi.
Quaresma Beşiktaş’ın gol gücünü muhakkak ki artıracaktır. Ancak bir nokta santrforun daha alınması şart. Beşiktaş’ta şu anda Bobo ve Nobre dışında bu görevi üstlenecek biri yok. Kaliteli bir santrfor ve defansın sağına Gökhan Gönül tipinde bir oyuncu, Schuster’in işini çok kolaylaştırır.
Nouma at üstünde!
Kuşadası’nda Beşiktaş gecesi yapıldı. Yaz aylarını Kuşadası’nda geçiren biri olarak ben de oradaydım. “Şampiyonluk yok, kupa yok, bu ne balosu?” demeyin. Kuşadalı Beşiktaşlılar Derneği bunu geleneksel hale getirmiş. Her yıl birlikte oluyorlar ve bundan sonra da olacaklar. Çok da iyi yapmışlar. Gecenin renkli siması tartışmasız Nouma’ydı. Atın üstünde salına salına geldi. Evet evet, ne atı demeyin. Resmen atın üstünde yemeğe geldi. Sonra indi, herkesle kucaklaştı. Bol bol fotoğraf çektirdi, imza dağıttı. Yapmadığı şirinlik kalmadı. Beşiktaşlı taraftar Nouma’yı çok ama çok seviyor.
Şimdi Nouma’ya bir rakip çıktı. “Quaresma Quaresma” sloganları da o gece Kuşadası semalarını çınlattı. Quaresma yazan çakma formalar çoktan bulunmuş ve sırta geçirilmiş bile. Beşiktaşlı Quaresma’ya bir kurtarıcı olarak bakıyor. Kuşadalılar bu transferden inanılmaz mutlular. Quaresma için ödenen astronomik rakam umurlarında bile değil. Şimdi hedeflerinde Robinho var. Hatta bunu öyle iddialı biçimde söylüyorlar ki Başkan’dan bu konuda söz aldıklarını bile belirtiyorlar. Vay be kulakları amma da delik.
Taraftar elbette isteyecek de, bu işler öyle kolay mı? Gerçi Beşiktaş alışık para harcamaya. Bonkörlükte üstüne yok. İster misiniz Robinho da çatkapı gelsin. İşte o zaman seyreyleyin siz cümbüşü. Eh Beşiktaşlı haklı, uzun süredir hasret yıldız oyuncuya.
Green de sattı mı!
Dünya Kupası özetlerinde İngiltere kalecisi Green’in Amerika’dan yediği gol zaman zaman gösteriliyor. Düşünüyorum da bizim milli takımımızın kalecisi, örneğin Volkan, böyle bir gol yeseydi herhalde idam edilirdi. “Yaktı, yıktı, mahvetti, vatan haini!” çığlıkları ortalığı kaplardı. Çok merak ediyorum, dünyanın en iyi kalecilerinin de bu tür goller yiyebileceğini biz ne zaman öğreneceğiz?
Hey gidi hey. Geçen sezon şanssız goller yiyen ülkemizdeki kalecilerimize neler denmedi. En ağır suçlamalar yapıldı. Adeta hedef tahtası haline geldiler.
Leo Franco aforoz edildi. Forması elinden alındı. Murat Şahin’e, İvesa’ya, Serkan Kırıntılı’ya iğrenç bir biçimde acımasızca yüklenildi. Bu şekilde değerlendirmeler yapanları ben ikiye ayırıyorum:
1-) İçleri kötülüklerle dolu olanlar ve futbolun ruhunu bilmeyenler.
2-) Rakiplerinin başarısını bu tür suçlamalarla gölgelemek, kendi camialarına da “Ne yapalım onlar şikeyle şampiyon oldular veya üstümüzde yer aldılar” mesajını vermek.
İşin en acıklı yanı da buna inanan büyük bir kesimin olması. Ne çirkin, ne üzücü.
Çingene pazarlığı!
Fenerbahçe’yi hep beraber ibretle izliyoruz. İnanılmaz bir kaos, son derece çirkin tablolar. Daum ve Fenerbahçe yönetimi karşılıklı restleşiyor. Yönetim Daum’u yıldırmak için ağır şartlar ileri sürüyor. Rapor getir… Sabah 09.00-18.00 arası Samandıra’da tesiste ol… Yardımcılarını gönder… Tam bir soğuk savaş.
Daum hepsine ‘eyvallah’ diyor. Komutan olarak geldiği Fenerbahçe’de şu anda çırak bile değil. Aykut Kocaman’ın altında çalışmaya da razı oluyor. Aslında bu, 8.4 milyon eurodan vazgeçmemek için yapılan çırpınışlar. Belli ki Daum avukatlarıyla görüşmüş, stratejisini belirlemiş öyle gelmiş. Adam aptal mı, “Verin önümüzdeki iki yılın parasını” diyor. En azından pazarlıkta elini kuvvetli tutmak istiyor. Geçtiğimiz günlerde de yazmıştım, be kardeşim neden 3 yıllık mukavele yaparsınız? Daum bulunmaz hint kumaşı mı? Böylesine bir hata gerçekten olacak iş değil. Bunun sorumlusu da tek başına Aziz Yıldırım. Ondan başka kim, “3 yıl” kararını verebilir.
Bu hata sadece Fenerbahçe’de değil, G.Saray’da, Beşiktaş’ta, pek çok kulübümüzde yapılıyor. Teknik direktörler, futbolcular, uzun süreli mukaveleler nedeniyle ceplerine paralar konularak gönderiliyor. Oh ne güzel! Gelirken para, giderken para! Nerede görülmüş böyle çiftlik. Başkanlar hata üstüne hata yapacak, faturayı kulüpler ödeyecek.
Bu arada Aykut Kocaman kenarda bekliyor. Kocaman’ın yardımcıları bile belli. Şu anda düştüğü durum içler acısı. Zaten geçen sezon ne olduğunu, ne iş yaptığını anlayamamıştı. Şimdi de iç karartan bir belirsizlik. Evet Fenerbahçe büyük kulüp, ancak büyük kulüp böyle yönetilmez. Başkanı böyle sorumsuzca davranmaz, kulübü boşlukta bırakmaz. Bir kesim diyor ki, “Daum-Kocaman birlikteliği şimdi ne şekilde yürüyecek?” Hiç kimse Daum’un kulüpte kalacağını düşünmesin. Bunlar iki tarafın pazarlık için yaptıkları hamleler. Sözüm ona satranç oynuyorlar. Ancak satrancın da bir adabı, bir kuralı var. Bu iş çingene pazarlığına döndü. Tüm bu gürültünün sonunda Daum gidecek, Fenerbahçe’de euroları ödeyecek. Elbette pazarlıkta nereye kadar inilirse. Neresinden bakarsanız bakın, skandal üstüne skandal. Çok üzücü, çok yakışıksız.
Servet ayağa düştü
Servet hep gündemde. Milli takımımızın olmazsa olmazı ne yazık ki ayağa düştü. “Satıldı, satılacak. Gitti, gidecek. Rijkaard istiyor, istemiyor” lafları bir türlü bitmek bilmiyor. Her gün yeni bir haber.
Servet, “Madem istenmiyorum yurt dışına giderim. Bursaspor’a veya Türkiye’deki herhangi bir kulübe beni kimse zorla gönderemez” diyor. Biz futbolcuyu satılık mal olarak değerlendirdiğimizden Servet’in bu tür bir çıkış yapması kuşkusuz pek çoğumuzun tuhafına gidiyordur. “Kulübü nereye isterse oraya verir. Futbolcu kabul etmek zorundadır” diyenlerin sayısının hiç de az olmadığını biliyoruz.
Doğru ya, futbolcu pazarı değil; esir pazarı! Buyurun beyler satılık köleler var! Seç seç al, beğen beğen al!
Servet için çok üzülüyorum. Çocuğu ne duruma düşürdüler. Ülkemizin fizik olarak en güçlü en dayanıklı defans oyuncusu boşlukta sallanıp duruyor. En çok acı veren de kulüp içinde herhangi birinin Servet’in elinden tutmaması. Futbolun başına getirilen Adnan Sezgin, hiç mi Servet’in koluna girip, “Gel konuşalım seninle biraz” demez. Servet özellikle ilgisizlikten şikayetçi. Haklı, yerden göğe kadar haklı. Ben Beşiktaş’ın futbol sorumlularından biri olsam Servet’i anında alırım. (Daha düşük bir bonservis ücretiyle)
Bu düşüncemi Servet, Sivas’ta oynarken de dile getirmiştim. Evet topu iyi kullanamıyor ancak diğer bütün yönleriyle ideal bir stoper. Bu ortam kuşkusuz Servet gibi, milli takımımızı da çok etkileyecektir.
Maç tribünde oynandı
26 Nisan 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Sanlı Sarıalioğlu
Tribünlerin sahanın içiyle ilgisi yoktu. Onlar bir hafta önceki derbide kalmışlardı. Protestolar bitmek bilmiyordu. Federasyon ve hakemler hedef tahtalarıydı. Bu arada Fenerbahçe’ye de bolca gönderme yapıldı. Küfrü, protestoyu tasvip etmeyiz, edemeyiz. Hele hele İnönü’de 23 Nisan münasebetiyle misafir edilen yüzlerce çocuğun önünde. Düşünsenize belki de hayatlarında ilk kez stada gelen bu çocuklara ne de güzel örnek olduk. Lanet olsun…
Ancak bir gerçeği de belirtmemiz gerekir. Hakemler bu sezon sıralamayı belirlemede ciddi birer unsur oldular. Takımların kaderi iki dudaklarının arasında. Bu maçta da inanılmaz hatalar yaptılar. Sivas’ın bir penaltısını çiğ çiğ yediler. Ayrıca bu pozisyonda Sivok’a kırmızı kart çıkarılmalıydı. İkinci yarıda da Kuddusi Müftüoğlu, ikinci sarı kartını Yasin’e çıkaramadı, bir de Beşiktaş’ın penaltına kan doğradı.
İlk yarıda futbol yoktu. Beşiktaş hiç pozisyona giremedi. Takım halinde de sıfırdı. Tek tek bireyler olarak da sınıfta kaldı. Hiçbir oyuncu oyuna ağırlığını koyamadı. Kanatlar çalışmadı. Holosko ve Tello inanılmaz derecede kötüydüler. Bobo yine ileride yalnız kaldı. Hiç yardım alamadı. Bu durumda zorlanması gayet doğaldı. Her şeye karşın bir attı, bir de attırdı. Orta alanda Fink ve Necip oyuna egemen olma adına fazla bir varlık gösteremediler. Uğur karşı kaleyi en fazla düşünen oyuncu oldu. Fakat bir noktaya kadar.
SİVAS İSTEDİĞİNİ ALDI
İkinci yarıda iki takımın da girdiği pozisyonlar vardı. Ve oyun tempo kazandı. Top iki kale arasında gidip gelmeye başladı. Özellikle de 45-55 arası futbol olarak da doyurucuydu. Son vuruşlarda biraz becerikli olsalardı iki takım da gol sayısını arttırabilirlerdi. Özellikle de Holosko gol kaçırma rekorunu kırdı. Bobo’nun ikramında topu ağlara göndermekten başka yapacağı hiçbir şey yoktu.
Bu sezon ikinci kez ilk onbirde oynayan Rıdvan, ofansif organizasyonlarda başarılıydı. Fakat, savunma yönüyle pek güven vermedi. Ferrari, belli ki sakatlığın etkisinden henüz kurtulamamış. Sivok her maçında belirli bir çizginin altına düşmüyor. Necip’ten daha iyi işler beklerdim.
Sivasspor’un amacı tek puanı kapmaktı. Bu nedenle de savunma önlemlerine ağırlık vermişler. Bu arada da kontra ataklarla gol arıyordu. Küme düşme tehlikesini iliklerine kadar hisseden Sivasspor’un mücadelesine şapka çıkarıyorum. Var güçleriyle boğuştular. Sonunda da amaçlarına ulaştılar.
Maç protestolarla başladı. Protestolarla bitti. Her iki takım da futbolu ikinci yarıda hatırladı. El ele kol kola bir 90 dakika noktalandı.
Kuş kafesten uçtu
19 Nisan 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Sanlı Sarıalioğlu

Beşiktaşlı taraftar rahatladı. İşkence bitti. Son perde Kadıköy’de oynandı. Koskoca bir sezona koskoca bir nokta kondu. Şimdi tatil zamanı. Sadece kırmızı kart gören Ernst değil, bütün futbolcular defteri kapattı. Oh ne güzel, gel keyfim gel!
Alışıksa kuş kafese dönermiş. Dönmedi, uçtu gitti. Kehanetler de işe yaramadı. Mustafa hoca, bu kez tutturamadı.
Beşiktaş, Fenerbahçe’yi yenerse ligde yeniden söz sahibi olacaktı. Şimdi soruyorum, kazanmayı amaçlayarak oluşturulan onbirde Toraman’ın ön liberoda ne işi var. Ayrıca Holosko neden kulübede oturdu. 7. yabancı olarak Ferrari yedek soyundurulamaz mıydı. Böylece Toraman, geri dörtlünün ortasında Sivok ile birlikte oynardı. Holosko, Tello-Bobo forvet olarak kullanılabilirdi. Veya Fink’in yerine de Holosko tercih edilebilirdi. Bu alternatifler düşünülseydi Beşiktaş’ın hücum derinliği ve etkinliği çok daha iyi olmaz mıydı. Beşiktaş, dünkü ilk onbiriyle Fenerbahçe kalesine organize ataklarla gidemezdi. Nitekim ilk 45 dakikanın tamamında da bu çok net bir biçimde görüldü.
DENİZLİ DE YANLIŞ YAPTI
İkinci yarıda Denizli, İbrahim Kaş-Uğur değişikliğini tercih etti. Bu bile Beşiktaş’ın oyunu rakip alana yıkmasına yetti. Fakat bu kez hakem faktörü ortaya çıktı. Hüseyin Göçek, iki penaltıdan sadece birini verdi. Lugano’nun el hamlesine gözlerini kapattı. Verilen penaltıyı da Bobo, Volkan’a teslim edince Kartal’ın kaderini belli oldu.
Mustafa Denizli’nin faydadan çok zararı olan Tello’yu oyunda tutması, Holosko’yu 85′de hatırlaması garip uygulamalardı. Mustafa hocanın yanlışları da maçta büyük rol oynadı. Fenerbahçe ilk yarıda farkı arttırabilirdi. Emre ve Alex’in yaratıcı ayaklarından daha fazla yararlanabilirdi. İkinci yarıda skoru koruma çabası içersine girmesi sıkıntılar yaşamalarına neden oldu. Guiza, adeta casus gibiydi. Fenerbahçe’yi frenleyen adam oldu. Bilica-Lugano ikilisi başarılıydı. Çok az hata ile oynadılar. Volkan galibiyetin baş mimarı oldu.
Beşiktaş, son sözü söyledi. Fenerbahçe, şu anda büyük avantaj sağladı. Fakat derbideki performansıyla her maçı kazanamayacağını da bilmeli. Şampiyonluk için daha fazlası gerekiyor.
Pes etmediler
30 Mart 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Sanlı Sarıalioğlu
Hakem maçın en çok konuşulan adamı. Eskişehirspor’un ilk golünde hiçbir şey yok. Hata Ferrari’de. Eskişehir’in penaltısı bana göre doğru değil. Bu arada ilk yarının son dakikasında Bobo’ya yapılan hareket de kesin penaltı.
Maçın ilk kahramanı bana göre Rüştü. Eskişehir iki farklı öndeyken müthiş iki kurtarış yaptı. Ve maçın kopmasını önledi. Beşiktaş’taki tüm futbolcuların skora isyan edişleri gerçekten görülmeye değerdi. Hiçbiri yenilgiyi kabullenmiyordu. İnanılmaz bir hırs, istek ve saldırı vardı. Pes etmiyorlardı. Tribünün desteği de dört dörtlüktü.
İkinci yarıda sahnede artık sadece Beşiktaş vardı. Anormal bir biçimde maça asılıyorlardı. Özellikle de Nihat çıkıp Holosko girdikten sonra Beşiktaş’ın kanat atakları daha da etkili olmaya başladı. Holosko Beşiktaş’ın temposunu bir kat daha artırmıştı. Kenar kulvarlarda Holosko ve Tello’ya arkalarındaki İbrahim ve Ekrem’den de büyük yardım geliyordu.
Ernst’in ve Fink’in dikine deparları Eskişehirspor’u göbekte de zorluyordu. Gol geldim, geliyorum diyordu. Bu baskıya, bu prese Eskişehirspor’un dayanması çok güçtü. Pozisyonlar artık birbirini izliyordu. Ve sonunda da beklenen oldu.
Ferrari, sadece Eskişehir’in ilk golünde hatalı değildi. Sakatlanıp oyundan çıkana kadar pek çok yanlışa imza attı. Hayret, Ferrari’yi hiç böyle görmemiştim. Toraman tam bir fedai. Savunmanın sağında başladı, orta alanının göbeğine geçti, stoper olarak da oyunu bitirdi. Her bölgede de görevini yaptı. Alkışı fazlasıyla hak etti. Diğer stoper Sivok da son derece başarılıydı. Oyuna sonradan giren Uğur mükemmel oynadı. İleri geri durmadan çalıştı. Hem Eskişehirspor’un hem de Beşiktaş’ın ataklarında muhakkak vardı.
Eskişehirspor cesur futbol oynuyor. Oyunu çirkinleştirmeyi hiç düşünmüyor. Rıza hocayı kutlarım. Çok iyi bir kadro oluşturmuş. Takımın alternatifleri de oldukça fazla. Zaten aldıkları sonuçlar bunu gösteriyor.
Beşiktaş öldü öldü dirildi. Sonunda muradına erdi. Geç oldu ama temiz oldu. Skor Beşiktaş lehine çok daha farklı olabilirdi. İkinci yarıda Beşiktaş’ın ofansif zenginliği inanılmaz boyutlardaydı. Attıklarında fazlasını kaçırdılar. Bu arada bir kaza kurşununa kurban gitmemek için de büyük özen gösterdiler. Hak ettiler ve kazandılar.
Bu puanlar çok aranır
23 Mart 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Sanlı Sarıalioğlu
Kasımpaşa’nın defansif oynaması olanaksız. Ne oyuncu kadrosu buna uygun ne de Yılmaz Vural’ın düşünce şekli. Sürekli golü düşünen bir takım. Kendi defansında neler olduğu onları fazla ilgilendirmiyor. Daha maçın 20. dakikasında Holosko biraz becerikli olsaydı iş o anda biter ve Kasımpaşa sahaya havluyu atardı. Yılmaz hocamızın tek parolası hücum. İyi güzel ama bu işin bir de diğer yönü var.
Holosko’nun kaçırdığı gollerde zemin elbette önemli faktördü. Ancak bu toplar ayağı biraz düzgün birine gelseydi o zemine rağmen skor tabelası değişirdi.
İlk yarıyı şöyle özetleyebilirim. Beşiktaş yine iyi defans yaptı. Bu bölgenin komutanı Ferrari’ydi. Her yere yetişti, tüm açıkları kapadı. Geri dörtlüye Ernst ve Necip’in katkıları da küçümsenmeyecek düzeydeydi. Bu nedenle de Kasımpaşa sadece Cenk ile yarım pozisyona girebildi. Oyun daha çok Beşiktaş yarı alanında oynandı. Ancak Kasımpaşa bunu pozisyon zenginliğine dönüştüremedi. Beşiktaş ceza alanına kadar geldi orada bir duvara tosladı ve geri döndü.
Beşiktaş ilk 20 dakika yaptığı iyi savunmanın yanı sıra etkili kontrataklarda da bulundu. 20 ile 45 arasında ise yattı, uyudu. Karşı kaleye hiç gitmedi. Top kayıpları çoğunluktaydı. Zemin bunda önemli rol oynadı. Fakat futbolcuların beceriksizlikleri de ön plandaydı. Bobo hiçbir şey yapmadı. Yusuf ve Tello da… Bu durumda Beşiktaş’ın pozisyon sayısını artırması elbette çok zordu.
CESUR YÜREK YILMAZ VURAL
İkinci yarı tam bir gol düellosu şeklinde geçti. Maçın ilk kahramanı Rüştü’ydü. İnanılmaz üç kurtarışla takımına nefes aldırdı. Ancak Sivok’un rahatsızlanarak oyunu terk etmesi Beşiktaş defansını büyük zafiyete uğrattı. Kasımpaşa’nın ilk golünde Ekrem’in ikinci golünde ise İbrahim Kaş’ın büyük hataları vardı. Her şeye karşın Beşiktaş oyunu bırakmadı.
Mustafa Denizli’nin oyuncu değişiklikleri de siyah-beyazlıların oyununa hareketlilik getirdi. Ve bu kez sahneye Tello çıktı. Bir attı, bir attırdı. Son dakikalarda top her iki kale arasında durmadan gidip geldi. Daha yüksek skorla da maç bitebilirdi. Her iki takım gol sayısını rahatlıkla artırabilirdi.
Öncelikle ‘Cesur Yürek’ Yılmaz Vural’ı kutluyorum. Takımına açık futbol oynattırıyor. Oyunu güzelleştirmek için her şeyi yapıyor. Ve de onun yüreğinde korku hiç yok. Kasımpaşa’da Yekta’yı çok beğendim. Beşiktaş’ta da öne çıkan oyuncular Rüştü, Ferrari ve Tello idi.
Beşiktaş bu yitirdiği iki puanı elbette çok arayacak. Her şeye rağmen keyifli, zevkli bir maç izledik. Oyun temposu zaman zaman en üst düzeye çıktı. Hakem de bunda büyük rol oynadı. Çok iyi bir yönetim gösterdi. Oyunun hızına engel olmadı. Son derece objektifti.
Ürkek Kartal
17 Mart 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Sanlı Sarıalioğlu
O hücum futbolunu seven Mustafa Denizli gitti, sanki yerine bir başka teknik direktör geldi. Savunma önlemleri dizi dizi. Geride iki İbrahim ve Sivok ile Ferrari’den oluşan bir dörtlü. Önünde İbrahim Toraman. Toraman’ın önünde Fink. Bu 6 oyuncunun gözü hep kendi kalesinde. Denizlispor, tek santrafor Youla ile şansını deniyor, Beşiktaş 6 oyuncu ile kalesini bekliyor. Bu 6 oyuncunun takımına ofansif katkısı hiç yok denecek kadar az.
Denizlispor’un gücü belli. Ancak karşısında bekleyen bir takım bulunca elbette onlar da, “haydi şu karşı kaleye gideyim” diyecekler. Beşiktaş davetiye çıkarmasa Denizlispor’un tehlike yaratması olanaksız.
İlk yarıda Beşiktaş ve Denizli’nin 2′şer tehlikeli atağı vardı. Ve skor 0-1. Demek ki şans Beşiktaş’tan yanaymış. Bir duran top değerlendirmesi ilk yarının skorunu belirlemeye yetti.
İkinci yarıda yenik durumdan kurtulmak isteyen Denizlispor karşısında Beşiktaş’ın farkı arttıracağını düşünüyorduk. Denizlispor saldıracak, oyun disiplininden uzaklaşacak ve savunmasında boşluklar bırakacağı düşüncesindeydik. Ne gezer. Beşiktaş, sadece ve sadece attığı tek golü koruma çabasındaydı. Gol sayısını arttırmak akıllarının kenarından bile geçmiyordu. Son 45 dakikada Bobo’nun pozisyonu dışında karşı kalede hiç etkili olamadılar. Son 15 dakikada ise Denizlispor’un atakları karşısında paniklediler.
DEFANSA LAF YOK
Yok hayır, şampiyonluğa oynayan bir büyük takım bu denli futboldan uzaklaşamaz. Bu denli korkak ve ürkek olamaz. Takım halinde hiçbir şey yapamadıkları gibi aralarında sivrilen tek kişi de yoktu. Ne Bobo, ne Tello, ne Ekrem, ne de Fink oyuna ağırlıklarını koyabildiler. Holosko attığı gol ve Bobo’ya verdiği mükemmel gol pasıyla gözümüze çarptı. Ve ilginçtir Mustafa Denizli, bu oyunculardan sadece Fink’i o da 81. dakikada kenara aldı.
Beşiktaş’ın geride dörtlüsüne İbrahim Kaş dışında tek olumsuz laf edemem. Birebir markajda çok başarılıydılar. Kademe ve yardımlaşmayı kusursuz yaptılar. Oyun disiplininden hiç uzaklaşmadılar. Fakat bunlar da oyunu başlatma yönünde yetersizdiler. Ayrıca da İbrahim Kaş, zaman zaman büyük hatalara imza attı.
Şimdi düşünün, defanstan iyi top çıkmıyor, orta alan oyunun kontrolünü sağlayamıyor, ileri uçtakiler de dağınık. Böyle bir takım tabiki kabuslar görerek 90 dakikayı tamamlar.
Denizlispor, gücünün yettiğince mücadele etti. Yenik duruma düştükten sonra golü de çok düşündü. Ama silahları sınırlıydı. Bu nedenle de çaresizdiler. Çok istediler, çok koştular, fakat skoru değiştiremediler.
Beşiktaş, çok önemli bir 3 puan daha kazandı. Ancak yine de düşünüyorum, bu ürkeklik Kartal’ı nereye kadar taşır.
Nereden nereye
11 Mart 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Sanlı Sarıalioğlu
Beşiktaş’ın on biri, savunma ağırlıklı gibi görünüyordu. Geri dörtlünün önüne bir de İbrahim Toraman konulmuştu. Necip ve Fink de rakip hücumlarda rol üstleniyorlardı. Karşı kaleye gitmek için üç oyuncu vardı: Holosko, Bobo ve Tello. İlk 25 dakika oyun kısır bir çekişme içerisinde geçti. Bu bölümde Beşiktaş 11. dakikada Bobo ile ancak tek pozisyona girebildi.
25′ten sonra Denizli takım içerisinde görev değişikliği yaptı. Toraman’ı defansın sağına Ekrem’i orta alanın soluna aldı. Tello da santrfor arkasında görev yapmaya başladı. Bu değişiklikler Beşiktaş’a hareket getirdi. Büyükşehir Belediye kendi yarı alanından çıkamamaya başladı. Ekrem ve Holosko biraz dikkatli olsalardı, gol için devrenin sonuna kadar beklemeye gerek kalmazdı.
İlk yarının özeti şöyle: Her iki takım da göğüs göğüse mücadele etti. Beşiktaş dört pozisyona girdi, birini golle sonuçlandırdı. Ve de en önemlisi rakibine hiç pozisyon şansı tanımadı. Ferrari-Sivok ikilisi hiç riske girmediler. İki İbrahim’in orta alan görevlilerine katkısı da Beşiktaş’ı rahatlatan faktörler oldu. Rüştü, kurtarış yapmadan ilk 45 dakikayı tamamladı.
İkinci yarıda Beşiktaş, “Önceliğim gol yememek” dedi. Geri dörtlü bu yönde son derece dikkatliydi. Ve Beşiktaş takım halinde kapanıyor, Büyükşehir’e boş alan bırakmıyordu. Topu kazandıktan sonra da çabuk ataklarla gol arıyordu.
NECİP UMUT VAAT EDİYOR
Büyükşehir, yenik durumdan kurtulmak için ister istemez oyunu Beşiktaş yarı alanına taşıdı. Beşiktaş için bu bulunmaz fırsattı. Biraz daha cesur, biraz daha yürekli olsalardı gol sayısını daha da artırarak 90 dakikanın sonunu çok rahat getirebilirlerdi. Fakat belliydi ki Mustafa Denizli savunma önlemlerinin azalmasına katiyen izin vermemişti. İlk hedef 3 puandı. Top Büyükşehir Belediye’ye geçtiğinde Beşiktaş takım halinde topun arkasında yer alıyordu. Genelde saha markajı yapıyorlardı. Oyun kendi ceza alanlarına yaklaştığında hemen adam adama markaja geçiyorlardı. Büyükşehir Belediye’nin boy üstünlüğünü, rakibin tehlikeli adamlarını ikişer kişiyle tutarak bertaraf ediyorlardı.
Beşiktaş defansı tümüyle başarılıydı. Maçın tamamında Belediye’ye tek pozisyon verdiler. Orta alanda genç Necip ilerisi için büyük umut vaat etti. Bu çocuk hem topu iyi kullanıyor hem de rakibiyle dişe diş mücadele ediyor. Ernst’i fazla aratmadı. Oyundan çıkarken de haklı olarak tribünlerin alkışını aldı. Bobo, Fenerbahçe’ye attığı golün benzerini sergiledi. Tello yavaş yavaş toparlanıyor. Zaman zaman iyi işler yaptı. Holosko takıma hareketlilik getiriyor. Fuleleriyle rakip defansı yıpratıyor ve yoruyor.
Nereden nereye… Beşiktaş tekrar potaya girdi. Artık bunun kıymetini bilmeli. Bundan sonra yapılacak hataların telafisi olmaz.
Kartal dereyi geçti
28 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Sanlı Sarıalioğlu
İki takım arasında çok büyük kalite farkı vardı. Buna karşın Beşiktaş, yoğun savunma önlemleriyle sahadaydı. Geri dörtlünün önünde İbrahim Toraman, onun önünde Fink ve Ernst ve bunlara ilave olarak da Ekrem’in defansif katkıları. Yani Beşiktaş tam 8 oyuncuyla kalesini koruma telaşındaydı. İlginçtir; bu Beşiktaş maçın hemen başında iki farklı öne geçti. Artık statta herkes siyah-beyazlıların skoru artıracağını düşünüyordu. Bu düşüncenin bir nedeni de Kayserispor’da banko oynayan 6 oyuncunun sakatlık nedeniyle olmayışıydı. Özellikle de Cangele ve Saidou’nun bulunmayışı Kayserispor için çok önemli aleyhte faktördü.
Şimdi diyeceksiniz ki peki Beşiktaş iki farklı öne geçtikten sonra ne yaptı? Hemen yanıtlayayım “Yattı, uyudu” Sözüm ona skoru korumaya çalıştı. Skoru korumaya çalışırken de topun kendisinde kalmasını hiç düşünmedi. Top kimin ayağına geldiyse gelişi güzel uzun vuruşlar yaptı. Her giden top çok kısa süre sonra tekrar geri döndü. Kayserispor’un ofansif etkinliğinin çok zayıf oluşu, Beşiktaş’ın ekmeğine yağ sürdü.
Mustafa Denizli, saha kenarından tehlikeyi görüp oyuncularını uyarmalıydı. Bu şekilde oynayarak işi riske soktuklarını futbolcularına anlatmalıydı. Bilmiyorum belki de Kayserispor’un pasif oyunu Mustafa Denizli’yi yanılttı. 81. dakikada gelen Kayserispor golünde Beşiktaş nihayet tehlikenin farkına varmıştı.
ESKİ TELLO’DAN BAZI PASAJLAR
Ferrari, Sivok, Toraman üçlüsü uzunca süre Kayserispor’a göz açtırmadı ancak Makukula’yı tutmak da öyle kolay iş değildi. Bu üçlü, defansif anlamda görevlerini yaptılar. Ancak işin topu oyuna sokma kısmında sınıfta kaldılar. Özellikle de İbrahim Toraman çok pas hatası yaptı. İbrahim Kaş, hantallaşmış. Üç maçlık ceza fizik gücünden pek çok şeyi alıp götürmüş. Umarım bundan sonra benzer aptallıklar yapıp ceza almaz. İbrahim Üzülmez kendi bölgesinde hiç zorlanmadı ancak her zaman övgüyle söz ettiğimiz o sol kanat bindirmelerini de yapmadı. Fink ve Ernst, düz adamlar. Ne etliye ne sütlüye karışıyorlar. “Sadece ve sadece gözlerimizi kaparız, görevimizi yaparız” diyorlar. 2-3 pas da şöyle ileriye dönük atsanız günaha mı girersiniz… Kaleyi 3-4 kez şutlarınızla yoklasanız fena mı olur… Yok, bu ikilinin karşı kaleyle ilgisi yok. Ernst çıktı, Necip girdi. Beşiktaş daha iyi pas yapmaya çalıştı. Tello, çok güzel bir vuruşla bu sezonki ikinci golünü attı. Bu arada Beşiktaş’ın diğer golünde de pay sahibiydi. Öyle ağam şaham değildi fakat eski Tello’dan bazı pasajlar sundu. Umarım artık bu çizgisini daha da yukarılara taşır. Ekrem çok koşuyor, çok çalışıyor ancak bal yapmayan arı. Be kardeşim iki de güzel pas at. Takımının hücum zenginliğine ortak ol. Evet ikinci gol onun ama yine soruyorum daha başka ne yaptı?
Kayserispor’un eksikleri bellerini bükmüştü. O kadroyla daha fazlasını yapabilecek çapta değillerdi. İster istemez skora boyun eğdiler fazla direnç gösteremediler. Yedikleri erken goller de morallerini bozdu. Beşiktaş, çok önemli bir maçını kayıpsız atlattı, dereyi güç bela da olsa geçmesini bildi. Ancak şunu çok iyi bilmeli. Bu futbolla her zaman 3 puan alınmaz.


