İyi bir vurucu gerek
28 Haziran 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Güven Taner
Beşiktaş’ın transferi yürüten yöneticileri, “başka adam almayacağız” diyor. Ancak medyada hemen bu demecin yanında alınacak başka adamların isimleri veriliyor! Nereden çıkıyor bu?
Ya yöneticiler ‘var olanı gizliyor’ ve medya bunu ustaca ortaya çıkarıyor!
Söz gelimi Guti, söz gelimi Robinho’nun Beşiktaş’a alınacağı haberlerinde ısrar ediyor!
Ya transfer haberleri çok ilgi çektiği ve ‘yalan da olsa hoşa gittiği için’ medya bir olabilirliğe bağlayıp o haberleri sürdürüyor.
Ancak yeni aldığım bilgiler ve izlenimim Beşiktaş’ın şu an için başka transfer yapma fikrinde olmadığı. Bu daha baştan beri böyle idi.
Eğer… Çalışmalar sürdürülürken Schuster ille de “şuraya şöyle biri gerekli” derse, belki… O da belki…
Çünkü Beşiktaş iki şeyin farkında:
Her şey transferle bitmiyor…
Ve para yok, para!
Olanı dikkatli kullanmak gerek…
Öyle olmalı…
İki oyuncu aldı Beşiktaş… Quaresma’nın sözleşme fesih bedeli 7,3 milyon avro… Hilbert için böyle bir ödeme yok…
Oynatmadan para ödediği iki adamı vardı, Serdar ve Batuhan… Verim alamadığı bu iki adama ödediklerini şimdi, oynayacak Hilbert’e verecekler. Batuhan’ın sözleşme feshinden elde edilecek miktar 2,3 milyon… Bunu düşerseniz, Quaresma’nın getirdiği yük 5 milyon avro olacak… Bir de Zapo ile Delgado’yu satabilirlerse, bu yılın transfer harcaması nerede ise sıfıra düşecek.
Bu da bir katkı kulübe… Zira borçlar giderek sıkıştırıyor. Ve şu biline ki Beşiktaş kulübünün en önemli harcaması ‘maaşlar!’
Peki, ille de transfer yapılmalı mı?
Elbette gereksinme varsa yapılır. Ancak bunun bir ana fikri olur. Getirdiği götürdüğü iyi hesaplanır.
Hızla birkaç örneğe göz atalım:
Delgado sakattı, donduruldu Tabata alındı? Erhan kiraya gitti, İ.Kaş geldi!
Zapo kiraya verildi, Fink alındı!
Genç İsmail, İ.Üzülmez’den formayı alamadı! Üretimde ne fark etti?
Yalnızca harcamalar arttı.
Beşiktaş gol yememeyi biliyordu, atmayı beceremiyordu…
Hücuma çabuk gitmiyordu, orada yaratıcı değildi, vuruş becerisi kıttı! Transferde bunun çözümü bulunmalıydı.
Quaresma bu konuda önemli adım.
Hilbert önemli adım…
Şimdi sıra bir iyi vurucu bulmakta…
Ve… Elden çıkarılacak olan yabancıları doğru seçmekte.
Bugünün adayları Zapo ile Delgado…
Çalışmalar Schuster’e ne gösterecek, bir-iki haftaya anlarız.
Uysal takım kızgın taraftar
26 Nisan 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Güven Taner

Beşiktaş’ta bir hafta önce yılın son büyük hedefinden de kopmuş olmanın, daha yerinde bir söyleyişle ‘koparılmış olmanın’ yarattığı amaçsızlığa düşmüşlük vardı.
İçine yuvarlandığı boşlukta isteksiz, coşkusuz, solgun bir mücadele verdi.
Taraftar içine düşülen bu durumdan ‘dış güçleri’ sorumlu tutuyordu. Çünkü yok yere kırmızı kart gösterilen ve cezalandırılan İ.Toraman ile Ernst’e ve amaçsız kalmaktan sorumlu tutmadıkları teknik direktör Mustafa Denizli’ye sevgi gösterisinde bulundular, güvenlerini gösterdiler.
Ancak TFF Başkanı Özgener’e ve özellikle F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım’a uzun süren tepki verdiler. Beşiktaş’ın havlu atmasının önde gelen nedenleri onlardı Beşiktaş taraftarına göre. Böyle düşünmekte ve tepki de haklı sayılabilirlerdi, ancak tepkinin küfür yüklü olması hoş değildi ve Beşiktaş bu yüzden ağır bir fatura ödeyecek.
Takım şampiyonluğun gitmesinden sonra, ikinciliği, üçüncülüğü kovalamanın çabasını göstermeliydi. Bu çabanın olmayışı takım için kötü bir nottu. Duruma profesyonel bakamıyorlar demekti bu. Beşiktaş usta olduğu savunmayı bile iyi yapamadı. Avrupa’da ‘az gol yiyen takımlar’ klasmanında önde olmak, pek değer taşımıyor. Bu ancak yeterince gol atabilirsen değer kazanır. Az gol yemek, bırakın Avrupa’yı Türkiye’de bile iş yapmadı görüyoruz.
Sivasspor’da da tehlikeden kendini kurtarmanın coşkulu bir çabası yoktu. Ya da o çabayı gösterecek gücü taşımıyordu.
Beşiktaş kaşına kaşına gol yiyecek derecede uysal oynadı. Golü yedikten sonra geri düşmenin itişiyle kendini zorlaması dünkü tek olumlu yanıydı. Üç hafta aradan sonra gol attı takım! Holosko ile net pozisyonlar harcadı. Bir penaltısı verilmedi. Bunlar çürük dolu kasadan seçebildiğimiz meyveler. Beşiktaş büyük takım olduğunu unutmadan, boynu büküklükten kendini sıyırıp kalan tüm puanları toplamanın güvenli çabasını harcamalı.
Derbide Aziz Yıldırım baskısı
19 Nisan 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Güven Taner

Kazanmak Fenerbahçe için Kupa yarı finalinden finale, Beşiktaş için ise çeyrek finalden yarı finale çıkmak gibi olacaktı. Ama yenilmek var ya… İkisi için de büyük hedeften kopmaktı. Beşiktaş tam elveda derdi. Fenerbahçe’ye kırık bir umut kalırdı. Kazanmanın bu denli değerli olduğu bir maçta, en korkulu rakip öncelikle yitirme endişesidir.
Fenerbahçe bu endişeyi, Beşiktaş’ın maçlara geç konsantre olma sorununu kullanıp hücum ederek kırma yolunu seçti. Ve daha ilk dakika yeni aşılmışken boş bırakılan Alex’in güzel vuruşu ile öne geçti.
Bu gol Fenerbahçe’nin hücum ağırlıklı plan uygulamasında güven kazanmasını sağladı. Beşiktaş’ın İbrahim Üzülmez ve İsmail ile çok dinamik ve olumlu çalışması beklenen sol kanadının darmadağınık olması maçının akışında kilit rol oynadı. Beşiktaş gol sonrası ayaklarının üstüne kalkabilmek için çok didindi. Bu duruşu sağladı, ancak üstüne etkili hücumlar ekleyemedi. Kanatları işlemedi, hızlı ataklar gerçekleştiremedi.
Denizli ikinci yarıda İbrahim Kaş’ı çıkardı, İbrahim Toraman’ı ortadan sağ kenara çekti. Ortaya Uğur İnceman’ı koydu. Bu yeni planlama ile Beşiktaş maçı dengeli oynamaya başladı. 58.dakikada maça ne yazık ki hakem hatası damga vurdu. Lugano ceza alanı içinde topu eli ile engelledi.
Göçek bu tartışma kaldırmaz, pırıl pırıl penaltının üstüne pisleyip, devam dedi! 65.dakikada Bilica’nın Uğur’u indirmesine de penaltı çalmasaydı, onun lisansını yırtarlardı. Ancak Bilica hem penaltı için hem de karar sonrası penaltı noktasını kazdığı için iki kez sarı kart görmeliydi. Tüm hakemlerin bu kazma olayını atlaması utanç vericiydi.
Hakemler hatalı faul ve ofsayt kararları da verdiler. Guiza’nın kart görmemesi tuhaftı! Ernst ve Toraman en fazla sarı kart alırlardı ama kırmızı gördüler! Artık inanmaya başladım ki çoğu hakem, mahalle baskısı türünden bir Aziz Yıldırım baskısı altında. Yazık!
Fark yemekten fark atmaya…
30 Mart 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Güven Taner
Bursaspor’un yenilmesi yeniden şampiyonluk umudu sundu peşindeki üç takıma. Beşiktaş bunu mutlaka kullanmalıydı, ama o havada başlayamadı maça. Rakibi de Beşiktaş ile eşit verim gücüne sahip zorlu bir takımdı. Eskişehir maça sert ve istekli başladı. Hele takım savunmasını en iyi yapan rakibinin, en iyi savunma adamı Ferrari’nin hatasıyla 2.dakikada golü bulunca özgüvenleri iyice arttı…
Denizli geçen hafta çok savunma hataları yapan takımını eski düzenine döndürmüştü. İyileşen Toraman geri dörtlünün sağında, Fink ile Ernst göbekte idi. 6 yabancı hakkı dolunca da Holosko kulübede kaldı, Nihat sahadaydı. Savunmayı ilk yarıda iyi yapamadı Beşiktaş. Sivok da hatalarla oynadı. Nihat önceki durgun hallerinden iyiydi. Denizli, 22. dakikada 2-0 geri düşünce, sahadaki görevlerle oynadı. Ekrem’i sağ geriye, Toraman’ı ön liberoya çıkardı. Fink ile Fabian daha öne gidebildiler. Yediklerinden sonra iki de pozisyon veren Beşiktaş değişikliklerin ürünüyle devre bitene değin bir gol attı, bir de yüzde yüzlük kaçırdı. Hakem Özkahya’nın Beşiktaş’a karşı çaldığı penaltı halis değildi! İçinde biraz önyargı vardı! O hassasiyetteki bir hakem Beşiktaş lehine de iki penaltı (Ernst ve Bobo’nun düşürülmeleri) çalmalıydı. 55.dakikada Ferrari sakatlanınca, Toraman bu kez stopere çekildi, ortaya Uğur girdi. Ve kontenjan açılınca Denizli, Nihat’ın yerine Holosko’yu sürdü. Beraberlik kurulduktan sonra iki takım da kazanmaya oynadı. Ama gözü kara değil. Eskişehir’in temposu biraz düşünce, Beşiktaş daha çok adamla çıkma riskine girmekten zarar görmedi ve armağanını üçüncü golle aldı. Durumu korumak, 2-0’ın altından kalkmak kadar önemliydi. Bunu da hücumu yok saymadan oynayarak başardı. Serdar iki net pozisyonda topa vurmayı becerse tarihi bir farkı da bulurdu. Beşiktaş fark yemekten döndü, farkı kaçırdı.
Atarım diyen attı, Yemem diyen yedi!
23 Mart 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Güven Taner
Süper Ligin ilk 6 haftası şampiyon Beşiktaş için kâbus gibiydi! Tam 12 puan yitirmişti! Peki ya Kasımpaşa? Onun için kâbus sözcüğü de yetmez. Çünkü sıfır puanda kalmıştı!
Ancak Kasımpaşa o günden bu yana, biri dışında gol atmadan maç kapamadı! Beşiktaş da 19 karşılaşmanın 12’sinde gol yemedi!
“Atarım arkadaş” diyen ev sahibi ile “yemem arkadaş” diyen konuk kapıştı dün akşam Recep Tayyip Erdoğan Stadı’nda. Ev sahibi Kasımpaşa hızla yüklendi, Beşiktaş yavaş karşılık verdi. Kasımpaşa ne denli hızlı hücum yapmaya çalışıyor az pasla çıkıyorsa, Beşiktaş o denli ağır ve çok pasla gitti ileri.
Beşiktaş usta ayaklarından ‘yaratıcılık’ kovaladı. İşte bu tercihi Beşiktaş’a zarar verdi. Kasımpaşa’nın çok adamla çıktığı zaman boşalttığı alanları hızla kullanmasını önledi. Oysa tam Holosko’nun koşturulacağı, Tello ve Yusuf ile besleneceği bir maçtı.
İlk yarıda iki kez bunu başardılar. Holosko net pozisyonlara girdi, ama kötü vuruşlar yaptı! Beşiktaş golü yiyene dek kontrollü hücumu benimsedi, ancak çıkarken iyi pas yapamadı, çok top kaybetti. Beşiktaş’ın savunma güzellikleri tam dozunda değildi dün. Hele ikinci yarıda takım savunması giderek eridi. Kaleci Rüştü’nün kıl payı önlediklerinden sonra eski Beşiktaşlı Gökhan Güleç’in golünü engelleyemediler. Gökhan’a dönerek vuruş izni veren Ekrem’in savunma yetersizliği de ortaya çıktı.
Denizli 73.dakikada takımı gol bulmaya gönderdikten sonra, Nihat Kahveci ile Tabata’yı da oyuna sürdü. Bundan sonrası karşılıklı bir risk oyunuydu. Tabata’nın ondan hep beklenen nefis ara pası ve Tello’dan hep beklenen nefis vuruş Beşiktaş’ın beraberliğini getirdi.
Bobo’nun attığı gol tam zamanında olmuştu. Ancak Beşiktaş’ın savunması savunma değildi dün. Avantajı koruyamayışları şampiyonluk iddialarının çürümeye başlamasına da neden oldu. Oyunun iki yönünü tempolu oynayamamak Beşiktaş’ın en büyük derdi.
Beşiktaş dizini döv
17 Mart 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Güven Taner
Beşiktaş ligin ilk 8 haftasını lider Fenerbahçe’den 12, ikinci G.Saray’dan 7, üçüncü Bursa’dan 4, dördüncü Kayseri’den 3 puan geride, 8.sırada geçmişti.
İlk 8 hafta ile ikinci yarının 8.haftası arasındaki 17 maçtaki üretimi Bursa ile eşit, onun dışında her rakibinden fazla!
Son 17 haftada Fenerbahçe’ye 14, G.Saray’a 5, Kayseri’ye 11 puan fark attı! Yalnızca Bursa’nın gene 4 puan (1+3) gerisinde!
Beşiktaş’ın bu grafiği bir yandan ligimizin yarış çalkantısını bir yandan Bursaspor’un yarıştaki verim devamlılığını gösteriyor!
Bu gerçeğe bakarak Beşiktaşlı ilk 6 haftada yitirilen 12 puan için bol bol dizini dövebilir.
Yerin dibine batırılan Beşiktaş ile yere göğe sığdırılamayan G.Saray, Fener arasında ne kadar fark var apaçık görüyoruz işte. Ligin geri kalanına da buna göre bakmak gerek.
Rijkaard doğru söyledi
Rijkaard’a, “Rakipler Bursaspor’a üç büyüklere karşı oynadıkları gibi oynamıyorlar” dediği için pek kızdılar.
Bu hep böyle…
Tüm dünyada böyle…
Çılgın hoca Yılmaz Vural ne diyor… “Büyüklere karşı fazla motive olunca yapacaklarını da yapamıyorlar!”
‘Büyüklere fazla motive olma’, bir itiraftır…
Ayrıca yapacaklarını da yapıyorlar.
Ve böylece yaptıklarının fazlasını yapabileceklerini, ancak hocalarının bunu sürekli başarmalarını sağlayamadığını da ortaya koyuyorlar!
Hocalarının futbolculara veremediğini ‘Büyüklere yenilmekten gocunmamak!’ duygusu sağlıyor. Hocaları da dahil, yenilirlerse “büyüğe yenildim”, deyip geçiyorlar ve tepki almıyorlar! Ammaaa bir kazanırlarsa var ya… O yıl küme düşseler bile, bunu bırakıp “Biz filan büyüğü bile yendik de…” diye başlıyorlar söze. Bir kariyer şişinmesi yapıyorlar bunu.
Vural hocanın Kasımpaşa’sı büyüklere karşı Bursa’ya verdiği savunma açıklarını verir miydi? Kimsede Bursa’ya özel kıyak yapma amacı yok elbette. Ancak tümünde büyüklere kök söktürüp kahraman olma duygusu var.
Olay budur.
Devam et!
Kale arkası tribününden kaleciye taş yağıyor, devam et!
Köşe gönderleri bölgelerinden oyunculara taşlar yağıyor, devam et!
Taş hakeme geliyor, dur!
Cana kast eden o taşlarla ille birinin kafasının kırılması bekleniyor!
Rakip gol atmış, bir güruh kopmuş tribünden ellerinde kırık sandalyeler, bir şeyler ata ata sahaya dalıyorlar, devam et!
İlle de hakemin ya da oyuncunun fiziksel zarar görmesi isteniyor!
Vahşete destek gibi!
Hakemler oyuncular hepsi aslan gibi delikanlı. Karşılık verseler sahaya dalan çapulcuların suyunu çıkarırlar… Ama sporcunun silahı o değil, akıl olmalı!
Onlar akıllarını kullanıp içeri çekildiler.
Ne yapsınlar, kelleyi uzatıp dayak mı yesinler, bıçak mı yesinler?
İçeriden çıkıp dehşet yaşanmış ortama nasıl geri dönsünler?
O psikoloji ile işlerini nasıl doğru yapsınlar?
Siz böyle, “devam etselerdi” demeye devam edin…
Saldırıdan korunanı suçlayarak, saldıranı şımartın!
Bu böyle devam etmez!
Kıl payı ama iyi gidiyor
17 Mart 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Güven Taner
Denizlispor ilk 20 haftada 7 puan toplamıştı, son dört haftada, rakibi Beşiktaş gibi o da 10 puan aldı! Hem özgüven, hem umut kazanmaktı bu. Beşiktaş’a yenilmesi çok şey kaybettirmezdi, ama kazanmanın lige tutunma adına müthiş bir getirisi olurdu. Bu durum onları ya rahatlatacak ya gerecekti.
Beşiktaş’ın önünde “tüm maçlarını kazanırsan şampiyon olabilirsin’ gibi bir formül durmaktaydı. O da bunun gerginliğine kapılabilirdi. Gergin olmadılar, ancak ikisi de aşırı tedbirli idiler.
Beşiktaş şampiyonluğu, Denizli ligde kalmayı amaç edinmişti.
Bu gerçekler iki takımı da kontrollü olmaya itti. Beşiktaş ayağa paslarla çıkmayı ilke edindi. Ancak bu, kazanmak için önce gol yememeyi amaç edinerek kapalı bekleyen Denizli savunmasının daralttığı alanlarda çok top yitirmesine yol açtı. Golünü bu nedenle ancak bir karambolda buldu. Denizli ilk yarıda uzun paslarla ve hızlı adamlarıyla çabuk açılarak, Beşiktaş’ın öne çıkardığı savunmasını aşmayı planladı. Ki bununla önemli iki pozisyon buldu, bir topu direkten döndü. İlk yarıda Beşiktaş’ın iki katı şut attı (9/5’e 4/2) ve çerçeveyi buldu.
Devre sonundaki Beşiktaş golü ikinci yarının akışına çok az etki etti. Denizlispor durumu kurtarmak için gözü kara bir oyuna yönelmedi. Hatta giderek temposu bile düştü. Mücadeledeki bu yavaşlama ve Denizlispor’un savunmasını öne çıkararak oynamaya başlaması Beşiktaş’a hücum için alanlar açtı. Daha çok yüklenme olanağı sağladı. Ancak iyi organize olamadığı, uyumlu düzenlemeler yapamadığı için bu olanağı kullanamadı. Giderek yorgunluk etkisine girdiğinden orta alan direnci kırıldı ve bu kez Denizlispor’un baskısını yedi. Mustafa Denizli, Fink ile Üzülmez’i alıp Ernst ve Necip’i oyuna sürerek orta alan temposunu yükseltmeyi amaçladı. Maç akışında fizik güç kaybı Beşiktaş’ın lig yarışında ayağına dolanacak bir dert gibi duruyor.
Beşiktaş da artık yola çıktı
11 Mart 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Güven Taner
Şampiyonluk isteyen her takımın bugün önünde ‘tüm maçlarını kazanmak’ gibi bir zor koşul var. Herkes kaybetmemeyi sağlayacak, alabileceği en sağlam önlemi almak ve kazanma amacını önde tutmak durumunda.
Beşiktaş, Belediyespor karşısında Kayseri’de başlattığı ‘olabildiğince güvenli, ancak olabildiğince hücumcu, gol arayan’ bir anlayışla savaşım verdi gene.
Karşısında futbolu sert yorumlayan, Beşiktaş ne denli faulsüz oynuyorsa, o denli faulü seven ve hatta rakibin ani hücumlarını önleme ilkesi seçen bir takım vardı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin genel ilkesi savunmasını kalabalık tutmak, rakibe alan bırakmamaktı. Bunda da genel olarak başarılıydı.
Beşiktaş bu nedenle makul bir dönemde gol bulmalı, gol arayışını daralan zamanda büyük risklere girerek yapmak zorunda kalmamalıydı. Zira o durumda hem savunması açmak zorunluluğu doğardı hem de giderek yorulacağından geri dönüşleri zor olur, sıkıntıya girerdi.
Siyah-Beyazlı takım ilk yarıyı istediğine uygun oynadı, pozisyon vermeden, üç pozisyon üreterek ve sona doğru bir gol bularak kapadı.
Öne geçmenin rahatlığı ile ağırlaştı Beşiktaş. İBB bunu değerlendirmek için daha atak bir oyun tutturması Beşiktaş’ı uyardı ve mücadele yeniden dişe diş bir hale geldi.
Beşiktaş’ta beklenen fiziksel düşüş de olmadı. Artık her maçı mutlaka kazanmak koşulu altında oynamanın itişiyle olacak bir inanç ve isteklilik de gelmişti Beşiktaş’a. Takım oyunu kadar, bireysel toparlanmalar da göze battı. Tello bir önceki maçın formunu koruyordu. Holosko’nun çalışkanlığı göze batıcıydı.
Genç Necip’in kendini oyuna verişi, takımın iyi işleyen bir parçası durumunda oluşu da Beşiktaş adına sevindiriciydi. Takımın en iyi parçalarından biri olan Ernst’in bulunmayışı hiç fark edilmedi. Bunda her oyuncunun çalışkan olması kadar Teknik Direktör Mustafa Denizli’nin, onun yokluğuna göre takımı düzenlemesinin de rolü büyüktü.
Fark yapacakken
28 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Güven Taner
Beşiktaş şampiyonluk tramvayının arka tamponuna asılmış gitmekte. İçeri dalabilmesinin yolu artık maç kaybetmemekten geçiyor. Kayseri güçlü bir rakip. İnatçı. Kazanmaya programlı. Kolay kolay gol yemiyor. Sen ondan gol yedin mi, altından kalkman zor.
Mustafa Denizli giderek unutulmaya yüz tutan takım savunmasını yeniden iyileştirmeli, atmadan gol yememeliydi… İ.Toraman’ı geri dörtlünün önüne koydu bu kez. Ancak bununla beşli, hatta yedili katı savunma yaptığını düşünmeyelim. Bu uygulama Beşiktaş’ı birinci ve ikinci bölgede her zaman kalabalık tutmaya ve üçüncü bölgede çabuk çoğaltmaya yönelikti.
Plan tutar mı tutmaz mı diye düşünmeye kalmadı tek paslı hızlı hücumda daha ikinci dakikanın ortasında iken Tello ile golü buldu. Bu gol planının işlemesine büyük destekti. Bir ve ikinci bölgede yığıldı, savaştı, ileri çabuk top çıkardı. Kayseri açıldığı için hücum alanı buldu Beşiktaş. Tolunay Kafkas’ın takımını yeniden düzenlediği ilk dönemde bir süre ağırlaştı ama yeniden hızlanınca baskın taraf oldu. Bir topu direkten döndü, bir gol ve iki pozisyon daha üretti ilk yarıda. Bunlarda biraz özenli davransa devreyi daha farklı kapardı.
Neyi nasıl yaparsa kazanacağı artık belli olmuş Beşiktaş’ta ikinci yarıya bir konsantrasyon kaybı ile kendi alanına gömülerek oynama vardı. Kazandığı toplarla organize çıkışlar yapamadı. Yorgunluk etkisine de girmişti, ele geçirilen avantajı yitirme endişesi de etkili olmaktaydı.
Çok top kaybı ve pas hatası yaptı. Fizik gücü maç içinde hızla erimese, Kayseri’nin risk alıp yüklendiği sırada verdiği açıkları iyi kullanıp daha da gol bulur, tam tersine kalesinde hiç gol görmezdi.
Kayseri galibiyeti Beşiktaş’ı yarışın içinde tutan çok değerli bir galibiyet. Teknik Direktör Mustafa Denizli umudu net bir biçimde ele geçirebilmek için Ankaraspor maçı boşluğunda olabildiğince fizik güç artırmayı başarmalı.
Beşiktaş’a yaramadı
22 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Güven Taner
Beşiktaş’ın zirveden dört takımın birbiri ile oynadığı haftada maçını kazanması şampiyonluk yarışı içinde kalması açısından çok büyük önem taşıyordu. İyi savunma ve çok iyi hücum da gerekti bunun için. Hücum adamları iyi olmalılardı. Teknik Direktör Mustafa Denizli karşılaşmadan 3 puan istiyordu. Kazanmak için tempo yapacak, önde basacaktı. Bobo yerine oyuna Nobre ile başladı.
Galatasaray’da iyi top kullanan adam sayısı çoktu. Kenarlardan etkili çıkıyordu. Keita’nın, Caner’in önü iyi kesilmeli ve karşı ataklar çabuk yapılmalıydı. Bunun için solda Üzülmez’in önünde Ekrem oynadı. Toraman ve Holosko sağı kullandı.
Beşiktaş’taki sürpriz, oynatılan adamlar değil, takımdaki işe sarılış ciddiyetinin yüksekliği idi! Geçen hafta G.Antep maçında hiç olmayan bu özellik dün yeterince vardı! İyi savaşım verme isteği ile doluydular. Topu çabuk kullandılar, top kullanma becerisi yüksek rakiplerine top aldırmamada başarı gösterdiler. Ama ancak ilk yarıda. Bu yüzden baskılı oynayan ve pozisyon zengini Beşiktaş’tı.
38’inci dakikada Holosko’nun kafa vuruşunda Galatasaray kalecisi Leo Franco topu iki hamlede kale içine girmiş izlenimi veren bir noktada tuttuğunda belki de golünü attı. Belki, diyorum çünkü bu ince pozisyonda yardımcı hakem Tarık Ongun’un dediği olacaktı… O da “gol” demedi! Dese de olurdu.
İkinci yarı başında Beşiktaş’ın tempo yitirmesi, G.Saray’ın daha çok alan bulmasına ve hücuma çıkmasına, top kullanma rahatlığı elde etmesine yaradı.
Denizli 60.dakikada ağırlaşan iki adamı Nobre ile Holosko’yu oyundan alıp Bobo ile Nihat’ı; Rijkaard da Caner’i çıkarıp Jo’yu sahaya sürdü. İkisi de kazanmaya oynuyordu artık.
İlginçtir Galatasaray’dan beklerken Beşiktaş rakibinden çok yoruldu. Oyunun tempo yitiren yapısı Galatasaray’ın iyi top kullanan adamlarını öne çıkardı. Beşiktaş fizik düşüş sorununu bir an önce çözmez ise yarışta giderek geri düşecek.



