Fark yapacakken

28 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Güven Taner


güventaner

Beşiktaş şampiyonluk tramvayının arka tamponuna asılmış gitmekte. İçeri dalabilmesinin yolu artık maç kaybetmemekten geçiyor. Kayseri güçlü bir rakip. İnatçı. Kazanmaya programlı. Kolay kolay gol yemiyor. Sen ondan gol yedin mi, altından kalkman zor.
Mustafa Denizli giderek unutulmaya yüz tutan takım savunmasını yeniden iyileştirmeli, atmadan gol yememeliydi… İ.Toraman’ı geri dörtlünün önüne koydu bu kez. Ancak bununla beşli, hatta yedili katı savunma yaptığını düşünmeyelim. Bu uygulama Beşiktaş’ı birinci ve ikinci bölgede her zaman kalabalık tutmaya ve üçüncü bölgede çabuk çoğaltmaya yönelikti.

Plan tutar mı tutmaz mı diye düşünmeye kalmadı tek paslı hızlı hücumda daha ikinci dakikanın ortasında iken Tello ile golü buldu. Bu gol planının işlemesine büyük destekti. Bir ve ikinci bölgede yığıldı, savaştı, ileri çabuk top çıkardı. Kayseri açıldığı için hücum alanı buldu Beşiktaş. Tolunay Kafkas’ın takımını yeniden düzenlediği ilk dönemde bir süre ağırlaştı ama yeniden hızlanınca baskın taraf oldu. Bir topu direkten döndü, bir gol ve iki pozisyon daha üretti ilk yarıda. Bunlarda biraz özenli davransa devreyi daha farklı kapardı.

Neyi nasıl yaparsa kazanacağı artık belli olmuş Beşiktaş’ta ikinci yarıya bir konsantrasyon kaybı ile kendi alanına gömülerek oynama vardı. Kazandığı toplarla organize çıkışlar yapamadı. Yorgunluk etkisine de girmişti, ele geçirilen avantajı yitirme endişesi de etkili olmaktaydı.

Çok top kaybı ve pas hatası yaptı. Fizik gücü maç içinde hızla erimese, Kayseri’nin risk alıp yüklendiği sırada verdiği açıkları iyi kullanıp daha da gol bulur, tam tersine kalesinde hiç gol görmezdi.

Kayseri galibiyeti Beşiktaş’ı yarışın içinde tutan çok değerli bir galibiyet. Teknik Direktör Mustafa Denizli umudu net bir biçimde ele geçirebilmek için Ankaraspor maçı boşluğunda olabildiğince fizik güç artırmayı başarmalı.

Beşiktaş’a yaramadı

22 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Güven Taner

güventaner

Beşiktaş’ın zirveden dört takımın birbiri ile oynadığı haftada maçını kazanması şampiyonluk yarışı içinde kalması açısından çok büyük önem taşıyordu. İyi savunma ve çok iyi hücum da gerekti bunun için. Hücum adamları iyi olmalılardı. Teknik Direktör Mustafa Denizli karşılaşmadan 3 puan istiyordu. Kazanmak için tempo yapacak, önde basacaktı. Bobo yerine oyuna Nobre ile başladı.
Galatasaray’da iyi top kullanan adam sayısı çoktu. Kenarlardan etkili çıkıyordu. Keita’nın, Caner’in önü iyi kesilmeli ve karşı ataklar çabuk yapılmalıydı. Bunun için solda Üzülmez’in önünde Ekrem oynadı. Toraman ve Holosko sağı kullandı.

Beşiktaş’taki sürpriz, oynatılan adamlar değil, takımdaki işe sarılış ciddiyetinin yüksekliği idi! Geçen hafta G.Antep maçında hiç olmayan bu özellik dün yeterince vardı! İyi savaşım verme isteği ile doluydular. Topu çabuk kullandılar, top kullanma becerisi yüksek rakiplerine top aldırmamada başarı gösterdiler. Ama ancak ilk yarıda. Bu yüzden baskılı oynayan ve pozisyon zengini Beşiktaş’tı.

38’inci dakikada Holosko’nun kafa vuruşunda Galatasaray kalecisi Leo Franco topu iki hamlede kale içine girmiş izlenimi veren bir noktada tuttuğunda belki de golünü attı. Belki, diyorum çünkü bu ince pozisyonda yardımcı hakem Tarık Ongun’un dediği olacaktı… O da “gol” demedi! Dese de olurdu.

İkinci yarı başında Beşiktaş’ın tempo yitirmesi, G.Saray’ın daha çok alan bulmasına ve hücuma çıkmasına, top kullanma rahatlığı elde etmesine yaradı.

Denizli 60.dakikada ağırlaşan iki adamı Nobre ile Holosko’yu oyundan alıp Bobo ile Nihat’ı; Rijkaard da Caner’i çıkarıp Jo’yu sahaya sürdü. İkisi de kazanmaya oynuyordu artık.

İlginçtir Galatasaray’dan beklerken Beşiktaş rakibinden çok yoruldu. Oyunun tempo yitiren yapısı Galatasaray’ın iyi top kullanan adamlarını öne çıkardı. Beşiktaş fizik düşüş sorununu bir an önce çözmez ise yarışta giderek geri düşecek.

Her şeyi var, futbolu yok!

15 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Güven Taner

<a href=”http://www.kartalpencesi.com/wp-content/uploads/güventaner.jpg“>
<img src=”http://www.kartalpencesi.com/wp-content/uploads/güventaner.jpg
alt=”güventaner” title=”güventaner” width=”175″ height=”200″
class=”alignnone size-full wp-image-1459″ /></a>

 

Beşiktaş’ta hoca dâhil herkes tamir oldu. Cezalar bitti. Ve Tabata bile form tuttu. Artık çok daha iyi oynamalıydı. Denizli, Tello’yu kulübeye çekip, sağda Holosko’yu kullanma olanağını bulmuştu. Ortanın soluna İsmail’i koyup temposu yüksek bir Beşiktaş planlamıştı.

Ancak kendi kendine tuzak kurar gibi oynadı Beşiktaş. Bir kere tempolu değildi. Topu birinci bölgede ağır ağır dolaştırdı, oradan üçüncü bölgeye hızla ve olumlu biçimde çıkaramadı.

Daha ikinci bölgede pas hatalarına başlıyor, kalabalıklaştığı üçüncü bölgede çok daha da hataya düşüyordu. Ve bununla da kalmıyor, topu kapıp hızla çıkan Antep’e hücum için geniş alanlar veriyordu. Ne hücuma ne savunmaya dönüşte gereken hızda idi. Antep bir golü rahatça attı iki daha atabilirdi ilk yarıda.

Beşiktaş’ın etkili olmasının beklendiği kanatlarda, Üzülmez-İsmail ve Ekrem-Holosko ikilileri ne çabukluk gösterdiler ne de uyumluydular. Savunma görevlerini de yerine getiremediler.

Yalnız onlar mı, savunmanın ve orta alanın göbeğindeki Toraman-Sivok ve Ernst-Fink ikilileri de bilenen verimlerinden çok düşüktüler. Gaziantep’e pozisyon kazandıran hücumların üretilmesinde bu ikililerin yetersizlikleri önemli rol oynadı.

Ligdeki son 10 maçında 16 gol atıp 5 gol yemiş Beşiktaş; 7 atıp 11 gol yemiş Gaziantep’e pozisyon bulma ve gol atma rahatlığını ikinci yarıda da verdi! Rakibin yakın direğe gelen korner topuna kafa vurmasına üç kişi engel olamadı! Antep ne denli istekli ise Beşiktaş o ölçüde tutuk ve güvensizdi.

Beşiktaş’taki yalnızca güvensizlik değil, fiziksel güç yetersizliğiydi. Belki de güvensizliği tetikleyen de buydu. Hedef ile birlikte maç sayısının azalması takıma zindelik katacağına bir umursamazlık getirmiş. Rüştü hariç tabii. O da arkadaşları gibi olsaydı, Beşiktaş utandıracak, büyük bir fark yerdi.

Delgado arsızlığı

07 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Güven Taner

güventaner

Delgado, “Beni ellerinin tersi ile ittiler” dedi!

Alınganlık göstermiş.

28 yaşındaki kimi delikanlı olgunlaşıyor ama kimi bunu başaramıyor.

Beşiktaş kulübü ona bir yılda 2.2 milyon avro ödüyor. Garanti para bu. Tedavi masraflarını yapıyor.

Arjantinli, dünyanın hiçbir kulübünde bu kadar para edecek bir futbolcu değil. Bonservisi için de Ülker’e 7,5 milyon avro ödenmişti!

Böyle bir maliyeti olan, ama sakatlığı nedeniyle de olsa karşılığında hiçbir değer üretemeyen biri azıcık da karşısındakini düşünmez mi?

Beşiktaş onun dondurulmuş sözleşmesini çözse idi bu kez hem ondan yararlanamayacak hem -yetersiz de kalsa- oynatabildiği bir başka yabancı oyuncusuna hiç verim almadan ödeme yapacaktı!

Paranı alıyorsun, otur aşağı çalış, kendine gel, değil mi?

Hayır, hem parasını alacak, hem oynamayacak hem başkasının kör topal da oynamasına engel olacak!

Beşiktaş onun sözleşmesini, sahaya çıksa da bir şey verecek durumda olmadığı için askıya aldı.

Ayrıca yurt dışında bir kulübe kiralık gitme izni de verdi. Bu arada oradan da ek para kazanır.

Delgado, Beşiktaş’ın bir yandan futbol oynayamayacağını ileri sürmesinin bir yandan da yurt dışında oynaması için izin vermesinin bir çelişki olduğunu, eğer oynayamayacak durumda ise başka yerde nasıl oynayacağını anlamadığını söylüyor!

Oynayabilecek durumda olması kulübün değil onun iddiası! Kulüp de “Eğer sahada verimli olacak durumda olduğuna inanıyor isen, buyur git bir yerde oyna” diyor sana!

Onunla söyleşi yapmıştım. Çok aklı başında olduğunu biliyorum. Ancak o sürede vicdan sahibi olup olmadığını görememişim. Vermeden aldığı halde dahasını istemek başka nasıl açıklanır?

HOCAM GEÇMİŞ OLSUN

Mustafa Denizli hocam bir operasyon geçirdi. Hastaneye ziyaretine gitmedim, çünkü ‘mikrop kapar gerekçesiyle’ haklı olarak odasına kimse sokulmuyordu.

Yanına yalnızca TFF Başkanı Mahmut Özgener alındı.

Dikkatinizi çekerim:

Memlekette mikropsuz adam da var yani!

Ne demek şimdi bu?

03 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Güven Taner

güventaner
Demirören 7343 geçerli oydan 4506’sını alarak, 2837 oy toplayan Murat Aksu’ya 1.669 fark attı!

Ne anlama geliyor bu?

Neden böyle oldu?

Tribünler “Yeteer Yıldırım Demirören” diye bağırırken, kongre üyelerinin önemli çoğunluğu “Devam Demirören” dediler! Bu, Demirören’den memnun olduklarını mı yoksa Demirören’e karşı çıkan Murat Aksu’yu Demirören kadar bile yeterli bulmadıklarını mı gösteriyor?

Başka neden mi var?

Hepsinden bir harman yapmak en doğrusudur.

Öncelikle seçimin sonucuna etki eden politik tabanlı propaganda öğesinin sürekli kullanılması durumunda kulübün geleceğini olumsuz etkileyeceğini bir kenara not etmeli herkes.

Demirören, 4506 oyun anlamlı olduğu kadar 2837 oyun da göz ardı edilmemesi gereken anlamı olduğunu görmeli.

Aksu, seçim kozu olarak yalnızca iktidardaki başkanın hatalarını kullandı. Ağırlığı, kendi özelliklerinin daha iyi olduğunu kabul ettirme üzerine kursa ve onları gösterebilse idi yıpranmış rakibini sandıkta her şeye karşın yenebilirdi. O da “Ben hata yapmadım” inancını irdelemeli, yenilgi nedenini kendinde de aramalı.

Beşiktaş bundan sonra parasal kriz yönetimine girmeli, transfer yatırımlarına büyük özen göstermeli. Söz gelimi Tabata ile Nihat alınmasa idi, sportif anlamda hiçbir gerileme olmaz, 20 milyon avrodan fazla para elde kalır, Başkana olan borcunu kapardı! Bir yönetim kurulu bunu önceden görebilmeli. Bu da işini bilen bir transfer kurulu oluşturmaktan, transferlerde yüzde 75-80 yanılan Başkanı transfer saptamalarından ve pazarlıklarından çekmekten geçer.

Muhalefet hep diri durmalı. Yönetimi uyarıcı davranmalı. Yapıcı amaçla eleştirilerini sürdürmeli.

Ve hele şu tribünden küfür ve sigaranın temizliği konusunda desteğini hiç kesmemeli.

Taraftar, kongre üyeleri gibi Başkan Demirören’e yeni bir şans tanımak durumundadır. Demokrasi böyle bir sonuç doğurmuştur. Bundan sonra başkana yapılan saldırılar kulübe zarar vermekten öteye geçmez.

Unutmasınlar ki yeni yönetim öyle bir yönetici harmanı ile kurulmuştur ki muhalefeti kendi içindedir. Bu yönetim kendi kendini tartışacak bir yapıda görünmekte. Dilerim Demirören dönemlerinin kanseri, yetersiz transferlere dur diyebilmenin başarısını gösterirler.

İşte o zaman ekonomik güç de sporsal güç de tavana vurur.

Duraklama Devri

30 Ocak 2010 Yazan Barış Kahraman  
Kategori Güven Taner

Beşiktaş artık tek hedefe kalmış, onda da kredisi tükenmişti. Süper Lige tutunabilmesi, iddiasını artırabilmesi için her maçını kazanmak durumundaydı. Ancak son 8 resmi maçında tek galibiyeti vardı. İkinci bir gerileme devri yaşanmaktaydı. Bunun başlıca nedeni çok sayıda oyuncunun verimsizlikte süreklilik göstermesiydi. Teknik direktör Denizli onları silkeleyip verime döndürmek sorumluluğundaydı.
Hoca da dâhil artık form tutmalıydılar.

Beşiktaş’ın oyuna girişi, işine özenişi, panikle değil mantıkla mücadele edişi, oyunun akışına egemen olmasını sağladı bir süre. Ancak bunu üretime çevirememek gibi bir yanlışın da içine düştüler. Çok pasla hücuma hazırlandılar. Topu çabuk kullanmanın kararsızlığına kapıldılar ve bu durum Antalyaspor’un savunmasını kurup, alan kontrolünü eline almasına yaradı.

Patlama yapması için, (yani kendi normalini bulabilmesi için!) aylardır beklenen Nihat dün biraz daha süre ister gibiydi! Tello da öyle! Bunca sabrı hak ediyorlar mı bilmiyorum… Tabata küçük bir ışık yaktı dün. Bobo ligin ilk yarısındaki yükseliş devrinin formunu gösterdi. Yanına çabuk adam gitse daha verimli olacaktı. Ernst ve Fink’in formsuzluklarından kısa sürede kurtulmaları Beşiktaş için sevindiriciydi.

Mücadelenin ateşi yardımcı hakemin yakaladığı penaltıdan Beşiktaş’ın öne geçmesi ile yükseldi. Antalya karşılık vermek için tempo artırınca Beşiktaş’a savunmada yük bindi, ancak hücum için alan açıldı. Denizli, Tabata ile Nihat’ın yerlerine Holosko ile Necip’i koyarak Beşiktaş’ın da hızını artırmayı amaçladı. Bu değişim Beşiktaş’ın daha etkili hücum yapmasına ve pozisyon bulmasına yaradı. İşte bu dönemde sezon başından bu yana giderilemeyen vuruş yetersizlikleri ağırlığını koydu. Yedisi çerçeveye 14 şutta tek gol bulamadılar! Oyun ve sonuç bir düşüşün durdurulduğunu düşündürüyor.

Beşiktaş’ın adı Markanın tadı

25 Ocak 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Güven Taner

güventaner

Bu ülkede herkes biliyor ki naklen yayın havuzunu dolduranlar üç büyüklerdir. Hangisinin daha çok değer akıttığı ihale dönemlerine göre değişir. Havuzun değeri, dolduranların sayısı azaldıkça değil çoğaldıkça artar.

Galatasaray kulübü başkanı Adnan Polat, havuzu Fenerbahçe ile Galatasaray’ın doldurduğunu söyledi, hemen uyanıp ardından Beşiktaş’ı ekledi.

Konunun üzerinde kalmak istediğim ilk boyutu işte bu ‘Beşiktaş’ı sonradan ekleme’ bölümü!

Sayın Polat’ın bir hatasıdır hatta bir ayıbıdır bu. Ancak söylemin kaynağı yalnızca Polat’ın düşünme ya da onu seslendirme eksikliği değil; yanı sıra Beşiktaş’ı yönetenlerin onu bu tür düşünmeye itmesidir.

Polat’ın o yanlış söylemi şu sıralar Beşiktaş’ı temsil edenlerin, başkalarına Beşiktaş’ın büyüklüğünü anımsatan yapıda görünmemesinden kaynaklanıyor.

Beşiktaş’ı yönetenlerin ve yönetmeye soyunanların büyük bir değeri korumak zorunda olduklarını iyi öğrenmeleri gerekiyor.

Bunun birinci koşulu da kişinin sözünün arkasında durabilmesidir. Tutacağı sözleri söylemesidir.

Ve marka değeri korumak…

Ligimizin marka değeri futbol değerinin itmesiyle oluşmuyor, taraftarlık değeriyle oluşuyor. Seyirciden çok taraftara satıyoruz malı. O malın etiket rakamlarını da yıllardır üç büyükler yazdırıyor. Bu değeri korumalı yanı sıra yeni değerleri onlara eklemeliyiz. Ve üç büyükleri bir öcü gibi değil bir marka kurucusu olarak saygıyla ele almalıyız.

Üç büyükler Anadolu kulüplerini ezen birer kurum değildir. Onları ayakta tutan bir kurumdur. İki kesim birden aynı markayı satmaya çalışan öğelerdir. Bunlar arasında bir taraf kayırılıyor, öteki kesim eziliyor kavgası yaratmak marka değerine vurulan en acımasız baltadır. Üç büyükler elbette kayırılmamalı, ama ‘üç büyüklük’ değeri mutlaka korunmalıdır.

Anadoluluları koruyan kahraman edasıyla ortaya çıkarak, aslında kendinden söz ettirmeyi amaçlayan sinsi ve sorumsuz çıkarcıların kavga yaratmaya yönelik tutumları, marka değerine en büyük darbeyi indirmektedir.

Önce bireysel çıkarları bırakıp toplumsal çıkar kovalamaya yönelelim, enerjimizi kavga yerine büyümeye, olanaklarımızı doğru kullanmaya harcayalım.

Göreceksiniz, ortak alın terimizle ortaya çıkacak ürünü o zaman el birliği ile nasıl koruyoruz.

Top sende Mustafa hocam

25 Ocak 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Güven Taner

güventaner

Çifte şampiyon Beşiktaş ilk 6 maçta 12 puan yitirdi! Sonraki 8 maçta da hiç yitirmedi! Hangisini ele alsanız, ötekinin şaşırtıcı olduğunu düşündürüyor!

Beşiktaş’ın üretemediği dönemdeki sıkıntısının temel gerekçesi futbolcuların formsuzluğuydu. Bu sorun belli bir oyuncu grubunun kendine gelmesi ile aşıldığında ‘takımca savunma’ becerisi arttı ve 8’de 8 yaptı Beşiktaş! Ne var ki bu dönemde de hücum işlerini yürütme görevinde olan oyuncuların verim ortalaması düşüktü. Buna karşın savunma işlerinin iyi yürütülmesi, ayağa kalkmayı ve yeniden iddia kazanmayı sağladı. Savunma bloğundaki sakatlıklar takım savunması gücünü zedeleyince yeniden ‘kaybetme süreci’ başladı.

Takımın oyun ilkeleri bir yıl önce çifte şampiyonluğu getiren ilkelerle aynıydı. Kadrodan Delgado, Zapo, Cisse, G.Zan çıkmış; ama tümü hocanın kontrolünde bir dolu ekleme yapılmıştı. ( Fink, Ferrari, Nihat, Tabata, İsmail, Rıdvan, Erhan…)

Ancak bu yıl ‘uygulamada yetersizlik’ baş gösterdi! Bunun ilk nedeni olarak ‘bireysel verimsizliği’ gördüm. Çoğu oyuncunun kendi normalini bile gösterememe durumu söz konusuydu. Bir oyuncu hep aynı yüksek verimde olamazdı. Ancak Beşiktaş’ta sıkıntıyı yaratan, çok sayıda oyuncunun ‘sürekli’ verimsizlikleriydi.

Ki geç de olsa özür dileme kararları ile bunu kendileri de onayladılar.

Bir profesyonel oyuncu elinden gelenin en iyisini göstermek sorumluluğundadır. Yerine getirmez ise hesabını o verir.

Çok sayıda oyuncu verimsizlikte süreklilik göstermekte ise durum biraz değişir. Artık sorumluluk ağırlığı, oyuncudan yüksek verim üretme görevinde olan teknik direktöre geçer.

O sorumluluğu üzerinden atamaz.

Hele çifte şampiyonluğu kazanan kadro onun yönetiminde yeniden yapılandırılmış ise…

Şöyle bir hafızamızı yoklayalım. Bu yıl Tello, Yusuf, Tabata, Nihat, Bobo, Nobre, Serdar, Uğur hiç üretken olamadılar.

Hatta giderek verimliler düşmeye başladılar! Bakın Ernst’e, Ekrem’e…

Evet öncelikle futbolcular sorumluluklarını yerine getirmeli, ancak hoca da bu durumu yönetmeli ve sonuç alabilmeli.

Hadi Mustafa hocam silkelen ve silkele şunları.

Bak artık önüne gelen Beşiktaş’ı silkeliyor!

Bir şey var, ama…

18 Ocak 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Güven Taner

güventaner

Gruptaki ilk iki maçını yitiren Beşiktaş’a bu maçı kazanması yetmeyecekti. Üstüne K. Şeker’i de yenmeliydi. O da yetmezdi, İBB, K.Paşa ve Manisa’dan ikisinin kalan maçlarından puan almaması gerekirdi. Beşiktaş’ın olmazsa olmazı bu maçı kazanmaktı.
Böyle bir durumda olan takımın amacına uygun bir planı bulunmaz mı? Bir takım bu planı uygulamak için canını dişine takmaz mı?

Beşiktaş’ta durum farklıydı. Neyi nasıl yapmak istedikleri de belli değildi, bir şey yapıp yapmama niyetinde oldukları da!

Öyle garip bir durumdaki Beşiktaş, hocası çifte şampiyonluğu kazanan takımın üzerine daha öte başarılar elde etmek için kattığı Tabata ve Nihat’ı kulübede oturtuyor, yerlerine genç Necip’i oynatıyor. Ve gerçek şu ki bedava Necip yalnız bonservis bedeli toplamları 12 milyon avro olan Nihat ve Tabata’dan daha verimli!

Bu takım ligde ilk yarı tamamlanırken formdan düşmüştü. Bunu gidermek için devre arasında harıl harıl çalışmıştı. Ve tuhaftır ki çalışarak üstüne koyması gerekirken, tersine, sahip olduklarından kayba uğramıştı!

Beşiktaş hücumlarında çok top kayıpları kötü paslar yaptı. Buna karşın ilk yarıda iki gol pozisyonu buldu, birinde topu direkten döndü.

2. yarıda etkili bir Beşiktaş gene yoktu. Bırakın etkili hücum başlatmayı, bir de savunma hatası yaptılar. Hücum adamı sıkıntısı içindeki İBB, Beşiktaş’ın savunma hatasından yararlanarak iyi bir ver-kaç ile pozisyona girdi ve golünü buldu.

Beşiktaş buna karşı da bir hamle yapamadı! Oyuncu değişikliklerine karşın!

Çalıştıkça batmış sanki takım. Ya da çalışıyor gibi yapmışlar. Bu arada inançları, coşkuları boşalmış!

Ligin ilk yarısında Beşiktaş’ın iyi yanı vardı. Savunmayı iyi yapıyorlardı. Hücum yetersizdi. Şimdi her yanı kötü. Savunmada bir oyuncunun bulunmaması bir takımı bu denli etkilemez. Başka bir şey var!

Ne verdiniz ki ne istiyorsunuz?

18 Ocak 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Güven Taner, Haberler

güventaner
Yönetici “ne üretiyorsunuz ki paranızı istiyorsunuz” der. Ya da böyle düşünür, söylemese de belli eder. Bir biçimde duyumsatır futbolcularına…

Futbolcular da “sözleşmemizin gereklerini yerine getiriyor musunuz ki karşılığını bekliyorsunuz” diye bakarlar konuya. Ve bunu bir biçimde toplumu bilgilendirerek yaparlar.

Birinci elden gelen bu bakış açıları, öncelikle iki kesimin de sorumluluklarını yeterince ve gereğince yerine getirmediğini, getiremediğini gösterir.

Bu tür yakınmalar işler iyi gitmediğinde daha çok ortaya çıkar.

Burada bir püf nokta vardır:

Futbolcunun kulüpten talebi ‘nesnel’dir, kulübün futbolcudan talebi ‘öznel’dir.

Futbolcu sözleşmesinde yazılı paraları ister, kulüp onun karşılığında ‘üretken iyi oyun’ bekler. İkisi de karşılıklı haktır.

Futbolcunun kulüpten sözleşme karşılığını alma garantisi ve yaptırımı vardır da, kulübün futbolcudan o öznel değeri almasının garantisi ve yaptırımı yoktur! Vardır da yoktur! Adam gerekçesine uydurarak verimsiz kalabilir. Ya da bilerek ve isteyerek verimsiz kaldığını kanıtlamak çok ama çok zordur!

Bu durum tamamen futbolcunun kişiliğine, emdiği sütün saflığına, yeteneklerinin gerçekliğine ve elinden geleni vererek kendini toplum içinde bir değer olarak tutma isteğine, ciddiyetine bağlıdır.

Bir yönetici, futbolcu transfer ederken bunlara da bakmalıdır.

Bunu yapmaz ise sonra başına gelene şaşırması, şaşırtıcı olur!

Beşiktaş şimdi işte bu sorunu yaşamakta.

Futbolcuların önemli bir bölümü ‘iyi seçilmemiş’. Bu nedenle kulübün birçok futbolcusunun ‘verimsizlikte süreklilik’ durumuna katlanmak gibi bir dev sorunu var!

Sezon başından bu yana Beşiktaş’ın iyileşmesi için iki ana ilaç düşünmekteyim. Biri ocak transferiyle güçlenmekti. Ki bu bile kesin çözüm olamayabilirdi. Ana ilaç ise, eldeki verimsiz oyuncuların verim çizgisine yükselmeleri ya da yükseltilmeleridir.

Tello, Nobre, Bobo, Tabata, Yusuf, Nihat, Serdar… Takımın yarısı sayılan bu oyuncu grubu ne derece yarar sağladı! Onlar verimli olsa durum böyle mi olur?

Ya onlar kendilerine çeki düzen verecekler ya da hoca vermelerini sağlayacak.

Ya da tümünün başı yanacak!

Beşiktaş’ın ki zaten yanmakta!

Sonraki yazılar »