Yaşta değil başta!

02 Eylül 2010 Yazan Sinan Yeşiltaş  
Kategori Köşe Yazıları

Başladılar düşünmeye.

Baktılar ; Ernst-Aurelio gibi sapasağlam bir ortasaha. Ve bunların yedekleri(Necip,Fink) bile bu ligin tozunu attıracak cinsten.

Baktılar ; bunların önüne bir de Guti gibi Real Madrid’in kaptanlığını yapmış , harika pas yeteneği olan bir oyun kurucu transfer edilmiş.

Baktılar ; Quaresma gibi her iki kanatta da fırtınalar estiren , forvetlerden çok gol atan , canıyla başıyla mücadele eden , şampiyonluk için kanımı akıtcam diyen bir futbolcu gelmiş.

Bunların üstüne üstlük ekstradan Türkiye ligi için fazla bile olan Hilbert ,
Türkiye liginin en iyi kalecisi olmaya aday Cenk Gönen,
Alternatif olarak defansa Ersan Güllüm,
Türkiye liginde şampiyon olamamış takımda 31 gol atma başarısı göstermiş Fatih Tekke transfer edilmiş

Düşünmüşler…

Acaba ne yapıp edip , kötülesek?

Hatta izlediler. Baktılar futbollarında da eleştirilecek bir nokta yok.
Çok araştırdılar.

Ulaştıkları , çamur atabilecekleri bir nokta buldular.

Neymiş ; futbolcuların yaşları çok fazlaymış.

Bugünlerde Türkiye’nin yeni yıldızı Necip‘i Beşiktaş keşfedip yetiştirmedi mi?

Cenk Gönen,İsmail Köybaşı,Ali Küçik,Batuhan Karadeniz,Cumali Bişi…

Peki ya bunlar?

Geçen sene şampiyonluğa en kritik zamanlarda katkısı tartışılmaz olan Yusuf Şimşek ve Rüştü Reçber‘in yaşlarına mı laf yapıyorsunuz?

Veya milli takımın vazgeçilmez ortasahası Aurelio‘yu bize kaptırmanıza mı?

Veya bize şampiyonluğu getiren ve yılın kadrosu kurulduğunda herkesin düşünmeden ismini yazdığı Üstün Alman Teknoloji Ernst‘e mi?

Veya Real Madrid’in kaptanlığını yapmış , tecrübe abidesi Guti‘ye mi?

Veya Türkiye liginin gol kralı, Beşiktaş’a transfer olmasına ramen ‘Ben Trabzonsporluyum’ diyebilecek bir delikanlı, avrupa kupası kazanmış bir Fatih Tekke‘ye mi?

Veya Beşiktaş’a yıllarını vermiş, taraftarın vazgeçilmez sevgilisi İbrahim Üzülmez‘e mi?

Unutmayın… Akıl yaşta değil baştadır.

Başarıyı tecrübe getirir.

Sizin yaptığınız bu lekeleme bizi sadece güldürür…

Kadro Kalitesiyle Gelen Galibiyet!

01 Eylül 2010 Yazan Barış Kahraman  
Kategori Köşe Yazıları

“Biri yada birileri sevgili hocamıza ligin artık başladığını ve oyuncu denemenin zamanının geçtiğini söylemeli” diye başlamıştım geçenki yazıma. Kadro seçimindeki yanlışları söylemiştik.

Kardemir Karabükspor maçına çıktığımız kadroya bakıyoruz şimdi;

Ekrem Dağ, Zapotocny, İbrahim Toraman, İbrahim Üzülmez; bu sene çok göreceğimiz defans dizilişi, hızlı futbolculardan oluşuyor, özellikle bekler dirençli.

Fabian Ernst, Necip Uysal, Guti, Tabata, Quaresma; dirençli bir orta saha, hem mücadele gücü yüksek Ernst ve Necip sayesinde hemde ayağında top tutabilen bir diziliş, hartırlarsanız İ.B.B. maçını arada mükemmel derecede fark var..

ve tek santrafor Mert Nobre.. En azından santrafor mevkine aışkın bir futbolcu Nobre zaten soldan Quaresma sağdan Tabata açık futbolcuları gibi oynayıp yardım etti maç boyunca..

Çok iyi oynadığımızdan değil takımın kalitesinden dolayı galip geldiğimiz bir maç oldu, İ.B.B maçına göre kadro seçimi doğruydu..

Ancak Karabükspor’a bu kadar pozisyon verilmesi de başka bir tehlike işareti, hızlı kanat oyuncularına sahip olsalardı belkide İ.B.B. maçı gibi baş ağrısı çekecektik.. Defansta mıdır sorun, yoksa defansı çok önde tutan hocadan mıdır göreceğiz.. Hocaya sorsan sahanın zemini kötü..

Geçtiğimiz seneleri hatırlayalım, her maça farklı bir kadroyla çıkan M.Denizli ne kadar çok eleştirilmişti bir hatırlayalım.. Yabancı hocanın kredisi fazla ne de olsa.. Şimdi yine çıkar bir kaç kişi ligin başı eleştirmeyin diye.. Oysa güzel olan kazanmaya rağmen eleştirmek değil midir? İşler kötü giderken herkesin söyleyecek sözü oluyor zaten.

Beşiktaşlılık ve Transfer

31 Ağustos 2010 Yazan Sinan Yeşiltaş  
Kategori Köşe Yazıları

Geçen seneki gol sorunumuzu halletmiş bir şekilde transferler yapılmış ve takımda fazlaca alternatifler oluşturulmuş.

Ancak taraftarın ağzında hala bir laf  “Robinho”.

Kim bu Robinho? Nasıl kazandı gönüllerimizdeki tahtı?

Attığı goller ya da çok fazla ün sahibi olması mı?

Biz halkın takımıyız arkadaşlar. Bırakın yıldız transferini. Beşiktaş’ın yıldız transferi Necip Uysal‘dır.

Sevinmek için sevmemiştik hani?

Gerek yok bilgisayar başlarında transfer haberleri bekleyerek sabahlamaya.

Bizim aşkımız Robinho’ya değil , renklere.

Pascal Nouma nasıl efsane oldu bir hatırlayalım.

Takım arkadaşı için sahada rakip futbolcuya saldırdı. Beşiktaş için ölümüne savaştı. Terinin son damlasına kadar mücadele etti.

Bunları yaptığı için onu yücelttik. Onu bu yüzden Beşiktaşlı Pascal yaptık.

Mağlup durumdayken Beşiktaş’ın çocuğu Nihat Kahveci oyundan çıkıyor. Islıklanıyor…

Nihat bunu mu haketti bu tercihi yaparken? Avrupa’ya gitti. En iyi şekilde ülkemizi ve Beşiktaş’ı temsil etti. Ayrıca tekrar ülkemize dönmeye karar verdiğinde bazı renkli takımların teklifine rağmen Beşiktaş’ı seçti. Bu ıslık için mi?

Beşiktaş’ın yıldızları Nihat’tır,Pascal’dır,İlhan Mansız’dır,İbrahim Üzülmez’dir,Şifo Mehmet’tir.

Tabii ki Quaresmalar,Gutiler gelicek. Onlarıda destekleyeceğiz. Bize başarı getirecekler. Ama şunu unutmamalıyız. Ne kadar transfer yapılırsa yapılsın, bu oyuncuların kaptanı yine Deli İbo‘dur.

Ne gerek var Robinho’ya , verin 10 numarayı Deli İbo’ya…

Bırakın Robinho’yu. Biz Beşiktaşlıyız. Gelse ne olur gelmese ne…

Yine gidip destekleyeceğiz Şanlı Beşiktaş’ı Şeref Bey’de.

Yine bağıracağız : Gündoğdu diye!

Uyan Schuster geldik!.

22 Ağustos 2010 Yazan Barış Kahraman  
Kategori Köşe Yazıları

Biri yada birileri sevgili hocamıza ligin artık başladığını ve oyuncu denemenin zamanının geçtiğini söylemeli. Kariyerinde Real Madrid’i çalıştırmak gibi bir tecrübeye sahip olmasına rağmen İ.B.B. maçı tamamen faciaydı. Kimi iş kazası, kimi ısınamadı, kimi futbolcuları tanımıyor diye adlandırır, ben ise intihar olarak adlandırıyorum..

Takımda Bobo’dan başka santrafor olmadığını görmek için müthiş bir futbol bilgisine sahip olmaya gerek yok. Elindeki tek santraforu bırakın yedek oturtmayı tribüne gönderiyorsun, bununla birlikte zaten sıkıntı çektiğimiz defansta değişikliğe gidip Zapo’yu da tribüne gönderiyorsun üstelik kulübede müdafa oyuncumuz olmamasına rağmen! sonra da maç kazanırım.. peki hocam nasıl kazanacaksın? Santraforsuz çıktığın, yedekte defansının olmadığı, orta sahanın mükemmel derecede basit kurulduğu bir takımla mı maç kazanıcaksın? üstelik rakibin hızlı oyuncuları olmasına rağmen defansı önde tutarak mı? hem önde tutuyorsun, hem Ferrari gibi bir ağır adam oynuyor bu nasıl çelişki?

Schuster’in Ferrari’yi istemiyorum demesisinin nedenini İ.B.B. maçı ile anlamış olduk. Peki ya Erhan’ı neden istiyor? yada Delgado’yu? Yada Hilbert’i? Erhan sağ bek oyuncusu profilinden çok uzak, kanatları o kadar boş bırakıyorki ataklar hep sağ kanatımızdan geliyor, Hilbert desen zaten piyasada yok ne teknik var ne futbol kabiliyeti, 9 numaramızın laneti onuda sardı şimdiden! Delgado için zaten hiçbirşey demiyorum! Dünya üzerinde en kolay para kazanan futbolcudur sanırım, oturarak para kazanıyor keza Nobre’de öyle.

Hee ligin başı olur böyle hatalar denilecektir, olmaz arkadaş! Böyle basit hatalar olmaz, iyi bir hazırlık dönemi geçirildi, uefa’da maçlar oynandı hala neyin denemesi yapılıyor? Madem futbolcuları daha çözemedin, ligi daha tanıyamadın, Tayfur Hoca nerede? Neden onu da gönderdin tribüne?

Birileri Schuster’i daha büyük facialara neden olmadan dürtmeli, uyansın artık gekdik.. Daha sonra da hızlı futbolculara sahip bir takıma karşı defansı bu kadar önde tutmaması gerektiğini, tutacaksa ortsahasının dirençli, defansının hızlı olması gerektiğini, santraforsuz gol atılamayacağını Schuster’e uzun uzun anlatmalı..

Biraz araştırmayla aslında Schuster’in söylenildiği kadar başarılı bir hoca olmadığını göreceksiniz.. Real Madrid hariç hiçbir başarısı yok..

Barış Kahraman – 22 Ağustos

Bu Kartal Yeter mi?

14 Temmuz 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Sanlı Sarıalioğlu

Beşiktaşlılar ellerinde kağıt kalem takımlarının ideal on birini yapıyorlar. Kadronun yeterli olup olmadığını tartışıyorlar. Gönderilecek yabancıları belirliyorlar. Bu arada ben de bu tür sorularla sık sık karşı karşıya kalıyorum. Haydi biraz kafa yoralım.

Geçen sezon gol yönünden çekilen sıkıntıyı hepimiz biliyoruz. Bunun nedeni kanatların iyi işlememesi, orta alandan gol bölgelerine yeterli katkının sağlanamaması ve Bobo dışında (Nobre`yi ve Batuhan`ı Denizli oynatmadı) bir golcünün olmamasıydı.

Bu sezon kanat oyuncuları olarak Hilbert ve Quaresma transfer edildi. Hilbert`ten henüz olumlu sinyal alınmıyor. Nedir, ne değildir bilmiyoruz. Quaresma büyük yetenek ve inanıyorum ki bu sezon Dünya futboluna kendisini bir kez daha kanıtlamak için üstün performans gösterecektir.

Peki Beşiktaş`ın başka bir icraatı var mı? Yok. Hilbert`ten yararlanılamazsa sağ kanat kırık kalır. İbrahim Toraman`ın hücum yönü, Ekrem`in de savunması zayıf. Santrfor alınmazsa gol sıkıntısı yine yaşanır. Orta alana ofansif ve defansif yönü de iyi biri transfer edilmezse ileri uç-defans arasında yine iletişim sağlanamaz. Guti`den söz ediliyor, bilemiyorum bu boşluğu doldurabilir mi?

Kadroda şu anda 12 yabancı oyuncu var. Bir veya iki yabancı daha transfer edileceği düşünülürse sayı 13-14`e yükselecek. Demek ki eldeki yabancılardan 3 veya 4`ü gönderilecek. Benim üç adayım geçen sezondan bu yana şunlar: Zapotocny, Tello, Fink. Dördüncü konusunda kararsızım.

Şimdi gelelim şu andaki oyuncularla 4-4-1-1`e göre ideal on bire.

6 yabancı sınırlaması kadro kurmayı oldukça zorluyor. Beşiktaş`ın handikabı fazla sayıda kaliteli Türk oyuncuya sahip olmaması. Sağbek ve aynı zamanda stoper mevkiinde banko oynayabilecek bir yerli oyuncusu daha olsa yabancı kullanma yönünde biraz rahatlar. İki yabancı (Santrfor artı orta alan) ve bir yerli (Sağbek, stoper) kaliteli oyuncu transferi ise Beşiktaş`ı önümüzdeki sezonun en favori bunun da ötesinde, en çok keyif veren takımlarından biri yapar.
Sanlı Sarıalioğlu / Yeni Şafak

TAKDİRE TAKDİR

01 Temmuz 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Yemen Ekşioğlu


Beşiktaş`ta şuanda Q7, Hilbert ve Schuster var. Necip de kimsenin umrunda değil, A2`den Avusturya`da kampta bulunan Cumali, Ali Kuçik, Erkan Kaş, Onur Bayramoğlu ve kampa götürülmeyen Sezer Özmen ile kaleci Umut Kaya da kimsenin umrunda değil. Ama benim umrumda.

Abdül Kadir Yetimoğlu, Mertcan Açıkgöz, Orhan Öztürk, Bilal Çağrı Aras, Yosi Franci, `Onur belgesi`. Abdulkadir Gözü, Ceyhun Baskın, Mehmet Kocaman, Abdulrahman İlkyaz, Fatih Aydın, İlyas Taha Ahat, Hasat Konya, Yiğithan Eroğlu, Ramazan Başbuğ, Enes Çalışkan, Taha Uman, Umut Çalışkan… Evet bunlar da takdir belgesi alanlar ve takdirlerini takdir ediyorum. Şimdi soracaksınız kim bunlar diye. Tabi kimsenin umrunda değil. Beşiktaş`ta şuanda Q7, Hilbert ve Schuster var. Necip de kimsenin umrunda değil, A2`den Avusturya`da kampta bulunan Cumali, Ali Kuçik, Erkan Kaş, Onur Bayramoğlu ve kampa götürülmeyen Sezer Özmen ile kaleci Umut Kaya da kimsenin umrunda değil. Ama benim umrumda. Bilmiyorlarki Beşiktaş`ın geleceği Q7`de değil. Gelecek, bu çocuklarda. Bunları yetiştiren hocalar takdir edilmesi gerekirken çoğu kovuldu! Bu da yukarıdakilerin takdiri. Bakın sözleşmeleri yenilendi demiyorum, işten el çekildi demiyorum, `kovuldu` diyorum! Yakıştı mı? Yakışmadı. Ama dün ben Fulya`da yakışan çok güzel bir şey gördüm, gazetede resimlerini de görmüşsünüzdür. Minik takım kadrosunda 12 tane yukarıda isimlerini saydığım çocuklarımızın okullarında almış olduğu takdir ve onur belgesi ile birlikte 11 çocuğum da teşekkür belgesi aldı. Ama bu satırlara isimleri sığmıyor. Fahrettin hoca, Cem hoca ve Hüseyin hoca yönetimindeki bu takdirlik çocukları ben de takdir ediyorum. Atatürk ne demiş; sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim… İnşallah bu minikler ileride bazı abileri gibi şımarmazlar ve yukarıda formayı kaptıkları zaman aşağıdaki hocalarına “bizi yanlış yetiştiriyorlar” siteminde bulunmazlar.

Ama bilmeliler ki, o yukarıdaki abileri ile bu minikler de dahil olmak üzere buralara kadar yetenekleriyle geldiler. Ancak burada kalmaları da Beşiktaş terbiyesine bağlı. O terbiyeyi alamayanları hep beraber görüyoruz…

Benim takımım!

01 Temmuz 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Köşe Yazıları

Beşiktaş’ın önümüzdeki sezon nasıl bir anlayışla sahada yer alacağı herkesin merak ettiği bir konu. Schuster’in takımın başına geçmesi ile beklentilerin yanı sıra soru işaretleri de arttı. Alman teknik adamın kariyeri düşünüldüğünde, takımın hücuma dönük bir diziliş ve anlayışla sahaya çıkacağını düşünebiliriz.
Bırakalım o takımı ile ilgili kafa yorsun ben size kendi takımımı anlatayım.
Beşiktaş’ın çok geniş ve alternatifli bir kadroya sahip olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar bu oyuncuların bir kısmı ile sezon başlamadan yollar ayrılacaksa da, biz hepsini oynayacakmış gibi kabul edelim ve Nouma’nın kadrosunu kuralım.
Bence Beşiktaş bu sezon klasik 4-4-2 ile oynamalı.
Kalede Rüştü ve Hakan, siyah-beyazlıların yükünü kolaylıkla taşıyacaklardır. Yine de benim tercihim, tecrübesi ve kalitesi ile öne çıkan Rüştü. Savunmanın göbeğinde bana kalırsa Ferrari ve Toraman görev almalı. Savunmanın solunda tabii ki ‘Deli İbo’ formayı kimseye bırakmayacak. Ama İsmail’in de o bölgede, görevi yerine getirebilecek bir isim olduğunu unutmayalım. Defansın sağında, hiç durmadan koşan ve mücadele eden Ekrem Dağ tek alternatifim.

Ortada Ernst ve Sivok
Orta sahaya gelirsek. Göbekte iki ön liberonun görev yapması bence çok önemli.. Ernst’in yanında tecrübesi, mücadeleciliği ile Sivok favori ismim. Özellikle de S.Prag’da bu pozisyonda çok başarılı olmuştu.
Yeni transferler Quaresma ve Hilbert takımımın kanatlarını oluşturuyorlar. Ancak ben bu oyuncuları ters kanatlarda oynatırdım. Hilbert solda, Quaresma ise sağda oynamalı ve ortaya doğru kat ederek savunmanın dengesini bozup şut imkanlarını zorlamalılar.
Forvet hattında Beşiktaş’ın tek alternatifi Bobo.
Brezilyalı oyuncu çok yetenekli ve mücadeleci.
Hava toplarında başarılı ve son vuruşları çok iyi. Bobo’nun yanına ise bana göre çok koşan, merkezde oynayan bu oyuncunun etrafında dolaşan ver kaçlarla pozisyon yaratan bir isim gerekli. Bobo ile oynayacak futbolcu, ben ve Ahmet Dursun gibi ikili oluşturmalılar.
Bu pozisyon için ideal adayım Bursaspor’da başarılı bir sezon geçiren Sercan Yıldırım. Sercan, Beşiktaş’a transfer edilirse çok faydalı olur ve Bobo ile harika bir ikili oluşturur.
Tabii transfer gerçekleşmezse kadroda bu işi layığı ile yapabilecek bir yıldız da var, o da Nihat Kahveci. Nihat geçen sezona iyi başlamadı ve hayal kırıklığı yarattı. Ancak sezonun son bölümlerinde neler yapabileceğini gösterdi. Milli Takım kampında da yeni sezon için olumlu sinyaller verdi. Bobo-Nihat ikilisi Beşiktaşla bu sezon harika işler yapmaya aday futbolcular.

Forvet arkası Nihat
Kadroma bakarak oyunu kuracak bir futbolcunun yer almadığını düşünebilirsiniz. Bana kalırsa Ernst’in yanı sıra Quaresma ve Hilbert de kanatlardan oyunu kurmakta çok başarılı olacaklardır.
Ernst ve Sivok’tan oluşan göbek, savunma ile uyum içinde Beşiktaş’ın yeni sezonda çok az gol yemesini sağlayacak, ayrıca hücum hattındaki oyuncuları da rahatlatacaklardır.
Kuşkusuz Schuster’in 11′i daha farklı olacak.
Onun dörtlü savunmanın önünde tek ön libero kullanması büyük bir olasılık. Kanatlarda Hilbert’i sağda, Quaresma’yı solda oynatacak, Ernst’in önünde Delgado ya da Tabata’ya görev verecektir.
Tek forvet oynayan Bobo’nun arkasında Nihat’ı görevlendirmesi de muhtemel.
Hocanın nasıl bir diziliş ve kadro ile takımı sahaya çıkaracağını tahmin etmek kolay değil tabii.
Ama bir gerçek var ki, Beşiktaş bu sezon çok alternatifli geniş bir kadroya sahip. Bu kadro yapısı da Alman hocanın takımı başarıya götürmesi için yeterli olacaktır.

KAPILARI KAPATMAYIN

30 Haziran 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Sanlı Sarıalioğlu


Getafe`ye dönen İbrahim Kaş Beşiktaş`a sitemde bulunmuş. Geçirdiği kaza sonrası Beşiktaşlı yöneticilerin ve Mustafa Denizli`nin ilgisizliğinden söz etmiş. Daha da ileri gitmiş yöneticilerin hakkında yalan haber yaptırdığını belirtmiş.

“Giderken kapıyı açık bırakmak” lafını sıkça kullanırız. Ne yazık ki gençlerimiz köprüleri yıkıp gitmeyi marifetmiş zannediyorlar. Neden susmayı bilmezler. Neden hatayı hiç kendilerinde bulmazlar.

Ekrem Gaziantep`ten sessiz sedasız geldi. Formayı çekip aldı, sırtına geçirdi. Kimseye vermedi. Necip de aynen Kaş gibi, Serdar Özkan, Batuhan gibi alt yapıdan tırnaklarıyla kazıyıp geldi. O da son maçlarda formayı kaptı. Bundan sonra geri verirler mi vermezler mi bilemem. Ancak sevgili İbrahim, sevgili Serdar ve sevgili Batuhan sizler davranışlarınızla, profesyonellik anlayışınızla ve performanslarınızla formaları ellerinizin tersiyle ittiniz.

Suçu başka yerlerde aramak en büyük kolaycılık değil mi? Bir dönüp bakın bakalım arkanıza nerelerde yanlışlarınız oldu. Hangi bozuk yollara daldınız. Lastik nerede patladı. Öz eleştiriyi yapmazsanız. Bundan sonra da doğruları bulmanız çok zorlaşır.

Bin bir umut saçarak gelen pek çok genç sporcumuzun bugün ne denli hayal kırıklıkları içerisinde olduklarını hepimiz biliyoruz. Bizler sizlerin futbolumuza en üst düzeyde hizmet etmenizi bekliyoruz.

Bu ayıp bize yeter!

Dünya Kupası`ndan bir türlü bu coşkuyu bu keyfi alamadım. Bilemiyorum belki de beklentim çok fazlaydı. O nedenle hayal kırıklığı içindeyim. Elenenlere şampiyonaya el sallayanlara bir kaçı dışında hiç ama hiç üzülmedim. Bilakis sevindim. Hatta bazıları için “Oh be kurtulduk!” dedim. Neydi o Fransa`nın hali. Ribery`si, Thery Henry`si, Malouda`sı Gouvu`su Diabi`si Anelka`sı ile saha içinde olduğu gibi saha dışında da tam anlamıyla skandaldılar. Sözüm ona müthiş bir vururcu time sahiptiler. Üç maçta sadece 1 gol atabildiler ve de bir puan aldılar. Demek ki sadece yıldızlarla başarı kazanılmıyor.

İngiltere de içler acısıydı. Gruplarından sadece Slovenya`yı yenerek çıkabildiler. Daha sonrasında da Almanya`dan feci tokat yediler. Gruplarındaki ilk iki maçtan sonra Beyaz TV`deki spor programımızda İngiltere`den ne köy ne kasaba olamayacağını özellikle belirtmiştim. Yanılmamışım. En ufak iz bırakmadan kaybolup gittiler. İngilizlerin milli takımlarını değil kulüp takımlarını izlemek büyük zevk.

İtalya`da oynanan futbolu oldum olası beğenmem. Yeni Zelanda`nın Slovakya`nın bulunduğu gruplarında hiç galip gelmeden elendiler. Tek düşünceleri “Aman gol yemeyelim, aman yenilmeyelim…” Peki karşı kale ne olacak? Bu futbola nasıl alkış tutabiliriz.

Fransa, İngiltere, İtalya`nın yanı sıra elenen diğer takımları şöyle bir gözümün önüne getirdim. Bizim milli takımımızla onları mukayese ettim. Bir kaçı hariç hiçbirini bizden daha iyi bulmadım. Ve biz son derece zayıf grubumuzdan (İspanya, Belçika, Bosna Hersek, Ermenistan, Malta) İspanya ile beraber çıkıp şu şampiyonaya katılamadık. Bu ayıp bize yeter.
Yeni Şafak

Tatlı-sert rekabet

29 Haziran 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Köşe Yazıları

Beşiktaş yeni sezon için sahaya indi. Hem taraftarlar hem de futbolcular için yeni bir başlangıç, yeni bir umut olacak bu. Tabii yeni bir teknik direktörün göreve gelmesi, birçok futbolcu için de ‘fırsat’ anlamına geliyor. Schuster her ne kadar Beşiktaş ile anlaştığı günden bu yana takımın maçlarını izliyor, oyuncuları tanımaya çalışıyor olsa da onun için her oyuncunun eşit şansı var. Bu durum dışarıdan bakıldığında kadroda yer bulması tahmin edilmeyen birçok oyuncu için şans doğuracak. Teknik direktörlerin yeni takımları ile geçirdikleri ilk kamplar hep sürpriz sonuçları beraberinde getirmiştir. Bu kamp sonunda hiç beklenmedik isimler ön plana çıkabilir, kadroda yer bulabilir ve vazgeçilmezler arasına girebilir. Böyle bir durumla karşılaşırsak hiç şaşırmayalım. Böyle olunca futbolcular da kendilerini göstermek için müthiş bir mücadele ortaya koyacak ve birbirleriyle tatlı-sert bir rekabet içine girecekler. Beşiktaş kampa 28 futbolcu ile gitti. Futbolcu sayısının fazla olması kamp dönüşü bazılarının takımdan gönderileceği sonucunu da beraberinde getiriyor. Teknik direktörler sezon boyu 20-24 arasında futbolcu ile çalışmayı tercih eder. Mustafa Denizli geçen sezon daha da az futbolcuyu takımda tutmayı uygun buldu. Kampa götürülen genç oyuncular Cumali Bişi, Ali Kuçik, Erkan Kaş, Erkan Reşmen, Onur Bayramoğlu ve Atınç Nukan’ın en az ikisinin bu sezon A Takım ile antrenmanlara çıkmasını bekliyorum.

Zapotocny ve Erhan gider
Kamp dönüşünde 7-8 futbolcu ana kadroda yer almayacak. Herkesin merak ettiği, bu isimlerin kimler olacağı. Tabii yapılabilecek yeni transferleri de bu hesaba katmak gerekir. Bana sorarsanız geçen sezon kiralık olarak forma giyen ve takıma dönen Zapotocny ve Erhan, Schuster’in kadrosunda yer almaz. Yabancı kontenjanı ile ilgili problemi de hesaba katarsak Fink’in de gönderilmesi muhtemeldir. Bu arada Alman hocanın vatandaşına nasıl yaklaşım göstereceği de sonucu etkileyebilir. Beşiktaş’ın takıma yeni bir yabancı yıldız kazandırmak için çalışma içersinde olduğunu gözlemliyoruz. Transfer gerçekleşirse yabancı kontenjanından bir futbolcunun daha gönderilmesi gerekiyor. Ben bu isim için Delgado ya da Tabata’dan birini aday görüyorum. Bu iki yıldızın da farklı artıları var ve hocanın karar vermesi için kamptaki performansları belirleyici olacaktır. Eğer iki yabancı alınırsa o zaman Holosko ve Tello’dan biri gidebilir. Bence Beşiktaş tecrübeli futbolcu Yusuf ile de yollarını ayıracaktır. Kim giderse gitsin, umut edelim ki Kara Kartal önümüzdeki sezon en güçlü kadro ile sahaya çıksın ve hem ülke içinde hem de dışında başarılı sonuçlar elde edilsin.

Q7 tam bir baş belası!

29 Haziran 2010 Yazan Ertürk Yıldırım  
Kategori Turgay Demir

Beşiktaş geçen sezon en çok kanat akını yapan takım. Aynı zamanda en çok korner kullanan ekip. Bu demektir ki rakip kale civarına bolca gidilmiş. Yani Denizli’nin takımında da oraya gidene kadar sorun yoktu. Asıl sorun rakip kale önünde oyalanmaktı. Kartal gider, kapıyı tıklatıp geri dönerdi. Zorlayamazdı. İkinci bindirmeyi dahi yapamazdı, üçüncüyü hak getire. Hal böyle olunca sayısız kanat akınına rağmen geçen sezon ciddi bir gol sorunu yaşadı Beşiktaş. Bu manzaraya rağmen transferde kanatların takviye edilmesi ve golcü alınmaması ilginç tabii. Savunmanın sağına Hilbert, ortanın soluna (duruma göre sağda da oynayabilir) ise Quaresma geldi. Yani güçlü olan kanatlar daha da güçlendirildi. Golcüler cephesinde yeni bir şey yok. ‘Herhalde yönetimin bir bildiği vardır’ diyeceğim ama görünen köy kılavuz istemez. Durum gayet açıkt; Beşiktaş’ın, Bobo ve Nobre’den daha yüksek bir gol yüzdesi olan ve sırtı kaleye dönük de oynayabilen bir golcü alması şart. Bunu şimdilik ben söylüyorum ama ilk hazırlık maçından sonra Schuster’in de aynı türküyü söyleyeceğine eminim. Hazır Quaresma gibi bir yıldız alınmışken iyi bir golcüyle bu iş taçlandırılmalı derim ben. Bu arada madem sözü Quaresma’ya getirdik ordan devam edelim. Antrenmandaki çift kalede hem sağ, hem sol kanattan etkili hücumlar yaptı. Kolay adam geçiyor ve kısa mesafede çok etkili. Rüştü’ye attığı gol tam usta işiydi. Sağ ayağıyla uzak köşeye vuracakmış gibi yaptı ve son anda ayağını tam kepçeleyip topu Rüştü’nün kapattığı köşeden ağlara gönderdi. Üstelik bunlar henüz ısınma hareketleri. Bu adam gerçek bir baş belası (!) benden söylemesi. Bundan önce gelen birçok yıldızı unutturacağına şüphe yok. Dostlar alışverişte görsün misali takılmıyor. İyi çalışıyor. Hangi kanatta oynarsa oynasın Beşiktaş’a katkı sağlayacaktır önemli olan bu katkıların tabelaya yazılıp yazılmayacağı… O noktada da yukarıda anlattığımız golcü sorunu çıkıyor karşımıza. Schuster ya Nobre, Bobo ve Nihat gibi silahlarını partalıp patlatacak ya da yeni bir golcü isteyecek. İki kere iki dört!

* * *
Soğuk melek!
Beşiktaş ve Milli Takım’ın bütün kamplarını takip eden biri olarak Schuster’in ilk iki antrenmandaki tavrı garibime gitti. Alman hoca; Tigana, Çalımbay, Sağlam, Denizli, Lucescu, Terim ve Hiddink gibi antrenmanı yaşayan bir teknik adam değil. Daha çok kenardan seyrediyor. Heyecansız, donuk. Hep böyle midir yoksa zamanla açılır mı bilinmez ama ben daha hırslı olan ve bunu takıma da aşılayan bir Schuster bekliyordum. Bizim Sarışın Melek biraz soğuk galiba. Del Bosque de Real’den geldi ama o böyle değildi. Yani mevcut manzarayı Real Madrid havasına bağlamak da mümkün değil. Antrenmanlar konusunda medyanın yaşadığı sıkıntı da hocanın soğukluğunun bir kanıtı. Önce sadece yarım saat açık olan çalışmalar, medya ordusunun ortak isteklerini iletmeleri sonucu araya giren Serdal Adalı vasıtasıyla “Sabahları açık, akşamları kapalı” şeklinde dönüştü. Yarın akşamlar da mı açılır, yoksa sabahlarda mı kapanır onu şimdilik biz de bilmiyoruz. Sabah ola hayrola…

* * *
İspanyol zulmü!
Beşiktaş’ın İspanyol kondisyoneri Carlos daha ilk antrenmanda futbolcuların pestilini çıkardı. Öylesine ki kondisyon çalışması bittiği anda tüm futbolcular ‘ole’ çekip alkışlamaya başladılar. Zaten o tempo biraz daha sürseydi muhtemelen takımın yarısı bayılırdı. Gerçekten çok zorluyor İspanyol. Takım çalıştırmıyor adeta zulüm yapıyor! Eee sezon başı yüklemesi dediğin de böyle olur zaten. Schuster’le ilgili düşüncelerimizi kısa bir süre sonra sizlerle paylaşacağız, sistemi nedir, ne yapar, ne yapmaz hepsini analiz edeceğiz ama izlediğim iki antrenman sonrasında kondisyoner ve yardımcının benden geçer not aldığının altını çizmeliyim. Bu tempoyla 10 gün sonra bu futbolcular uykularında bile koşmaya başlarlar ve kolay kolay da yorulmazlar.

* * *
Dünyalı Kartal!
Hoca Alman, yardımcıları İspanyol, futbolcular karışık. İki Çek, bir İtalyan, üç Brezilyalı, bir Portekizli, bir Arjantinli, bir Şilili, üç Alman, bir de Slovak… Dil konusu tam bir curcuna… Bu durum özellikle antrenmanlarda futbolcuları zorluyor. Şimdilik Tayfur Almanlar’ın, Nihat ise yardımcı hocaların can simidi konumunda. Futbolun dili ortaktır, bir süre sonra bu sorun çözülür ama çözülene kadar da Nihat ile Tayfur biraz hırpalanırlar gibi görünüyor.

* * *
Jabulani yuvarlak mı?
Hani hep söyleriz; top yuvarlaktır! Peki Dünya Kupası topu için bunu söylemek mümkün mü? Tamam görünüşte yuvarlak ama bu nasıl yuvarlak ki, atan başka, tutan başka şeyler söylüyor. Kalecilere göre, berbat, sinir bozucu, hiç icat edilmemeliydi? Forvetlere göre (En azından bazıları ısrarla böyle söylüyor) ise nereye vurursan oraya giden harika bir top. Gel de çık işin içinden. Vuvuzela tartışmaları bile “jabulani” tartışmasının gerisinde kaldı. Son kararı final maçında verebiliriz belki! Kazanana göre harika bir top olarak tarihe geçecek bu alet. Kaybeden için ise sanırım mazeret şimdiden hazır; jabulani. İşin doğrusu şu: Dünya Kupası ya da Avrupa Şampiyonası için özel topu üretmek yanlış. Oyuncular alışana kadar turnuva bitiyor zaten. Bence FIFA’nın kendi kendisine sorması gereken soru şu: Futbolculara yeni topa alışacak zamanı neden vermiyoruz?

* * *
Denizli Lig TV’de…
Hayırlı olsun… Şansal ağabeyin karşısında Mustafa Denizli’yi görecek olmak beni ayrıca mutlu etti. Diyeceksiniz ki sana ne oluyor? Şu oluyor: İki sezondur hocanın sahada göremediğini yazdık, o tersini yaptı. Şimdi o tribünde gördüğü hataları dile getirecek ve bizi anlamış olacak.

* * *
Günün sözü
Kendine bir anlam arayan tek varlık insandır.
Albert Camus