Kartal dereyi geçti
28 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Sanlı Sarıalioğlu
İki takım arasında çok büyük kalite farkı vardı. Buna karşın Beşiktaş, yoğun savunma önlemleriyle sahadaydı. Geri dörtlünün önünde İbrahim Toraman, onun önünde Fink ve Ernst ve bunlara ilave olarak da Ekrem’in defansif katkıları. Yani Beşiktaş tam 8 oyuncuyla kalesini koruma telaşındaydı. İlginçtir; bu Beşiktaş maçın hemen başında iki farklı öne geçti. Artık statta herkes siyah-beyazlıların skoru artıracağını düşünüyordu. Bu düşüncenin bir nedeni de Kayserispor’da banko oynayan 6 oyuncunun sakatlık nedeniyle olmayışıydı. Özellikle de Cangele ve Saidou’nun bulunmayışı Kayserispor için çok önemli aleyhte faktördü.
Şimdi diyeceksiniz ki peki Beşiktaş iki farklı öne geçtikten sonra ne yaptı? Hemen yanıtlayayım “Yattı, uyudu” Sözüm ona skoru korumaya çalıştı. Skoru korumaya çalışırken de topun kendisinde kalmasını hiç düşünmedi. Top kimin ayağına geldiyse gelişi güzel uzun vuruşlar yaptı. Her giden top çok kısa süre sonra tekrar geri döndü. Kayserispor’un ofansif etkinliğinin çok zayıf oluşu, Beşiktaş’ın ekmeğine yağ sürdü.
Mustafa Denizli, saha kenarından tehlikeyi görüp oyuncularını uyarmalıydı. Bu şekilde oynayarak işi riske soktuklarını futbolcularına anlatmalıydı. Bilmiyorum belki de Kayserispor’un pasif oyunu Mustafa Denizli’yi yanılttı. 81. dakikada gelen Kayserispor golünde Beşiktaş nihayet tehlikenin farkına varmıştı.
ESKİ TELLO’DAN BAZI PASAJLAR
Ferrari, Sivok, Toraman üçlüsü uzunca süre Kayserispor’a göz açtırmadı ancak Makukula’yı tutmak da öyle kolay iş değildi. Bu üçlü, defansif anlamda görevlerini yaptılar. Ancak işin topu oyuna sokma kısmında sınıfta kaldılar. Özellikle de İbrahim Toraman çok pas hatası yaptı. İbrahim Kaş, hantallaşmış. Üç maçlık ceza fizik gücünden pek çok şeyi alıp götürmüş. Umarım bundan sonra benzer aptallıklar yapıp ceza almaz. İbrahim Üzülmez kendi bölgesinde hiç zorlanmadı ancak her zaman övgüyle söz ettiğimiz o sol kanat bindirmelerini de yapmadı. Fink ve Ernst, düz adamlar. Ne etliye ne sütlüye karışıyorlar. “Sadece ve sadece gözlerimizi kaparız, görevimizi yaparız” diyorlar. 2-3 pas da şöyle ileriye dönük atsanız günaha mı girersiniz… Kaleyi 3-4 kez şutlarınızla yoklasanız fena mı olur… Yok, bu ikilinin karşı kaleyle ilgisi yok. Ernst çıktı, Necip girdi. Beşiktaş daha iyi pas yapmaya çalıştı. Tello, çok güzel bir vuruşla bu sezonki ikinci golünü attı. Bu arada Beşiktaş’ın diğer golünde de pay sahibiydi. Öyle ağam şaham değildi fakat eski Tello’dan bazı pasajlar sundu. Umarım artık bu çizgisini daha da yukarılara taşır. Ekrem çok koşuyor, çok çalışıyor ancak bal yapmayan arı. Be kardeşim iki de güzel pas at. Takımının hücum zenginliğine ortak ol. Evet ikinci gol onun ama yine soruyorum daha başka ne yaptı?
Kayserispor’un eksikleri bellerini bükmüştü. O kadroyla daha fazlasını yapabilecek çapta değillerdi. İster istemez skora boyun eğdiler fazla direnç gösteremediler. Yedikleri erken goller de morallerini bozdu. Beşiktaş, çok önemli bir maçını kayıpsız atlattı, dereyi güç bela da olsa geçmesini bildi. Ancak şunu çok iyi bilmeli. Bu futbolla her zaman 3 puan alınmaz.
Fark yapacakken
28 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Güven Taner
Beşiktaş şampiyonluk tramvayının arka tamponuna asılmış gitmekte. İçeri dalabilmesinin yolu artık maç kaybetmemekten geçiyor. Kayseri güçlü bir rakip. İnatçı. Kazanmaya programlı. Kolay kolay gol yemiyor. Sen ondan gol yedin mi, altından kalkman zor.
Mustafa Denizli giderek unutulmaya yüz tutan takım savunmasını yeniden iyileştirmeli, atmadan gol yememeliydi… İ.Toraman’ı geri dörtlünün önüne koydu bu kez. Ancak bununla beşli, hatta yedili katı savunma yaptığını düşünmeyelim. Bu uygulama Beşiktaş’ı birinci ve ikinci bölgede her zaman kalabalık tutmaya ve üçüncü bölgede çabuk çoğaltmaya yönelikti.
Plan tutar mı tutmaz mı diye düşünmeye kalmadı tek paslı hızlı hücumda daha ikinci dakikanın ortasında iken Tello ile golü buldu. Bu gol planının işlemesine büyük destekti. Bir ve ikinci bölgede yığıldı, savaştı, ileri çabuk top çıkardı. Kayseri açıldığı için hücum alanı buldu Beşiktaş. Tolunay Kafkas’ın takımını yeniden düzenlediği ilk dönemde bir süre ağırlaştı ama yeniden hızlanınca baskın taraf oldu. Bir topu direkten döndü, bir gol ve iki pozisyon daha üretti ilk yarıda. Bunlarda biraz özenli davransa devreyi daha farklı kapardı.
Neyi nasıl yaparsa kazanacağı artık belli olmuş Beşiktaş’ta ikinci yarıya bir konsantrasyon kaybı ile kendi alanına gömülerek oynama vardı. Kazandığı toplarla organize çıkışlar yapamadı. Yorgunluk etkisine de girmişti, ele geçirilen avantajı yitirme endişesi de etkili olmaktaydı.
Çok top kaybı ve pas hatası yaptı. Fizik gücü maç içinde hızla erimese, Kayseri’nin risk alıp yüklendiği sırada verdiği açıkları iyi kullanıp daha da gol bulur, tam tersine kalesinde hiç gol görmezdi.
Kayseri galibiyeti Beşiktaş’ı yarışın içinde tutan çok değerli bir galibiyet. Teknik Direktör Mustafa Denizli umudu net bir biçimde ele geçirebilmek için Ankaraspor maçı boşluğunda olabildiğince fizik güç artırmayı başarmalı.
Günü kurtarmış olmayın!
28 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Yemen Ekşioğlu
Köşe başı bir maçtı… Var mısın, yok musun? Yediği gol pozisyonu dahil, 78. dakikada Makukula’nın faulü dışında Rüştü yere bile yatmadı. Bunun başarının altındaki ana sebep Ferrari ve Sivok… Denizli, Kaş, Üzülmez, Sivok ve Ferrari dörtlüsünün önüne Fink, Ernst ve Toraman’ı yerleştirerek sadece dün gece için değil, benim Beşiktaş’ta hep görmek istediğim, rakibin ilk defa bu kadar pozisyonsuz ve çaresiz kaldığı bir müsabaka izledim. 63. dakikada Tello kulübeye çekildi. Ancak bilinmelidir ki bu maç, geldiğinden beri bana göre Tello’nun en iyi oynadığı müsabakaydı. Bu istek ve arzusunun devam etmesi en büyük dileğim. Her ne kadar ikinci dakikada Fink-Tello imalatıyla meydana gelen gol Beşiktaş’ı rahatlatmışsa da, Tello, Bobo’nun servisi, Ekrem Dağ’ın son vuruşundan gelen gole şapka çıkarmamak ayıp olur. Bir ayıp da Necip’e yapılana… Fink’in yerine Necip’in oynaması hiçbir şeyi değiştirmezdi. Gönlündeki Milli Takım müjdesiyle Kayseri’de olan Necip’in kulübede değil, sahada olması gerekirdi. Oyuna girdikten sonra ne farketti. Beşiktaş, Kayseri’den çok kritik bir 3 puanla döndü. Şampiyonluk hesapları içinde olduğu bu dönemde, alınan 3 puanın ne denli önemli olduğunu ilerleyen haftalarda göreceğiz.
U-14, U-15, U-16 ve U-17 altyapı takımları dün itibariyle Beşiktaş’ın, hem İstanbul’daki gruplarında, hem de Marmara gruplarında şampiyon olan ilk takımları. Yani geleceğin yıldızları emin adımlarla geliyor. İlgisizlere duyurulur!
Beşiktaş’tan takım olma dersi
28 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Sergen Yalçın
Beşiktaş muhteşem bir galibiyet aldı.
Tek tek, bireysel olarak baktığınızda fark yaratan oyuncu yok, ancak ekip olarak müthiş mücadele eden, alan kapatan, iyi yer tutan bir takım vardı. Çok zor görünen mücadelede Tello’nun golü Beşiktaş’ı rahatlatan en önemli faktördü. Çok erken öne geçmek Beşiktaş’ı rahatlatırken, Kayseri’nin bildik oyun karakterini terketmesine neden oldu.
Denizli’nin başarılı tercihi
Katı defans yapıp, kendi yarı alanını kapatan Kayseri, geriye düşünce kendine ait olmayan bir tarz benimsemeye çalıştı. Rakibe önde basıp, pres yapmaya, topu rakip alanda tutmaya çalıştılar ancak çok fazla başarılı olamadılar. Hücum hattında Cangele ve Makukula’nın bireysel yeteneklerine bel bağlayan Kayseri, Cangele’nin oynamadığı dün gece sadece Makukula’dan medet umar hale geldi.
Tam bu noktada Mustafa Denizli’nin kadro tercihindeki başarı ortaya çıktı. Dörtlü savunmanın önünde Toraman, Ernst ve Fink’i görevlendiren Denizli, Kayseri’ye pozisyon şansı tanımadı. İleride Bobo’nun bırakılıp, onun arkasında Tello ve Ekrem gibi seri, hızlı, çabuk oynayan ikilinin tercih edilmesi de akıllıcaydı. Bu üçlünün güzel oyunu da galibiyetin şifrelerindendi. Yine de Mustafa hocaya sormadan edemeyeceğim. Madem Bobo bu kadar iyiydi, geçen haftaki Galatasaray derbisinde neden oynamadı?
Sadece Makukula yetmedi
Oyuna dönelim… İkinci yarıda oyunun hakimiyeti Kayseri’de gibi gözüktü ancak bu flu görüntü, doğal olarak yeterli pozisyon sağlamadı ev sahibine… Bunun en büyük nedeni, yukarıda az da olsa değindiğim oyun planı. Makukula dışında bireysel yetenekleri fazla oyuncularının olmaması, hücum etkinliklerini kısıtlı tuttu. Dün geceki mücadele Kayseri için bir ayna gibiydi aynı zamanda. Kayseri’nin oyun karakteri tamamen gözler önüne serildi. Geriye düşüp, kazanmak zorunda oldukları anlarda yeterli hücum alternatiflerinin olmadığı ortaya çıktı.
Beşiktaş farkı kapatabilir
Beşiktaş biraz daha akıllı oynayabilseydi, daha farklı kazanabilirdi. Oyuncular maça inanılmaz başladı. Fizik ve kafa olarak çok hazırdılar. Oyun başlar başlamaz golü bulup, sonrasında yedi oyuncuyla geriye yaslanınca, oyunun kontrolünü hep ellerinde tuttular. Genelde hakem yazmam ancak dün İlker Meral’in Kayserili oyuncuların sertliklerine çok fazla prim tanıdığını da eklemeliyim. Bundan sonraki süreç Beşiktaş için ne getirir? Bu galibiyetle şampiyonluk şansı devam ediyor. Dün alınan üç puan büyük moral olacaktır. Bu mantalite, bu oyun değişikliğiyle devam edilirse, Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın iyi olmadığı dönemde farkı kapatıp, zirveye yaklaşır, hatta mutlu sona ulaşabilir.
Orta dolunca!
28 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Turgay Demir
Denizli nasıl olduysa uyandı, orta sahayı kalabalık tuttu ve Beşiktaş zorlu deplasmanda rahat kazandı. Kral çıplak diyeceksek, gerçek bu. Demek ki neymiş Mustafa hoca, orta sahayı kalabalık tutmak gerekirmiş. Manzara gayet açık ve net. Beşiktaş maçın her dakikasında kontrolü elinde tuttu. Ortadaki Ernst, Fink ve Toraman sağlam durunca arkadakilere pek fazla iş kalmadı. Sağ kanatta görev alan Tello, asist değil gol vuruşu yapacağı bir konumdaydı.. Daha maçın başında konumunun hakkını verdi. Ekrem ve Üzülmez sol kanattan defalarca bindirdiler.. İnanmayacaksınız ama Ekrem ilk kez topu da çok iyi kullandı.. Gol vuruşundaki sakinliği ve tekniği ise şaşırtıcıydı. Evet hoca bu kez doğru olanı yaptı. Tello ve Rüştü dışındaki tüm oyuncuları koşan, mücadele eden isimler arasından seçti. (Aynı şeyi Diyarbakır, Bursa, Manisa ve Gaziantep maçlarında yapmış olsa Beşiktaş şimdi ligi alıp götürmüştü..)
Bıkıp usanmadan yazdım
Her neyse, bir yerden başlaması da iyi diyeceğim ama diyemiyorum. Çünkü önümüzdeki hafta yine orta sahayı boşaltıp 4-2-3-1 ucubesine döneceğinden adım gibi eminim. Kayserispor çift forvet oynadı ve sahanın her yerinde eksik kaldı. İlk golde Fink dört kişinin arasından yürüyerek geçti tüm savunma seyretti. Tolunay Kafkas 21. dakikada Bayram’ı dışarı alıp Mehmet Eren’i geri çekti. Troisi ile hücum gücünü arttırmayı hedefleyen hocanın bu planı fazla bir şeyi değiştirmedi. İkinci yarıya başlarken Beşiktaş’ta Toraman biraz daha geri çekilirken, Ernst ve Fink rakibi daha önde karşıladılar.. Kayseri riske girip çok adamla saldırdı. Erken gol bulabilseler maça ortak olma şansları vardı ama Makukula’nın golü böyle bir maç için geç kalmıştı. “Nihat, Holosko, Tello, Tabata’dan en fazla ikisi sahada olmalı.. Orta sahada kalabalık olursa Beşiktaş’ın yenemeyeceği takım yok.” Bu cümlelerle aylardır bıkmadan, usanmadan Beşiktaş’ın kırmızı çizgilerinin altını çizdim.. O çizgiler çiğnenmeyince Beşiktaş, Beşiktaş gibi oynadı. Dün geceki hikaye bundan ibarettir.
Not: Toraman savunmanın sağında, Necip önde oynarsa bu sistem çok daha iyi çalışır. Benden söylemesi.
Geçmiş olsun Nobre!.
27 Şubat 2010 Yazan Barış Kahraman
Kategori Haberler, Manşet
Beşiktaşımız’ın Brezilya asıllı Türk futbolcusu Mert Nobre’nin oğlu Nicolas Nobre dün öğle saatlerinde rahatsızlanarak hastaneye kaldırılmıştı.
7 yaşındaki Nicolas yoğun bakıma alınmış ve tedavisine başlanmıştı. Nicolas’ın bu sabah yapılan son kontrolleri sonrası sağlık durumunun iyiye gittiği ve bu öğleden sonra yoğun bakımdan çıkarılacağı öğrenildi. Nicolas Nobre’nin kaldırıldığı hastane adına açıklama yapan hastanenin Medical Directör Yardımcısı İlker Kargus, Nicolas’ın durumunun şu anda çok iyi olduğunu geçirdiği rahatsızlığın ise orta kulak iltihabına bağlı bir rahatsızlık olduğunu söyledi.
Küçük Nicolas’ın yaşadığı sağlık sorununun tıp dilinde mastoidit olarak nitelendirildiğini ifade etti. Kargus, hastanın bu geceyi de hastanede geçireceğini ama öğle saatlerinden sonra normal bir odaya alınacağını, yoğun bakımdan çıkarılacağını sözlerine ekledi.
Kaynak: DHA
Bobo-Nobre niye ilk 11′de oynatılmaz!
22 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Sergen Yalçın
Derbide ortaya konan futbol beni fazla şaşırtmadı ama doğrusunu söylemek gerekirse skor biraz şaşırttı. Bana göre, 90 dakikanın büyük bir bölümünde çok üstün oynayan Beşiktaş’ın kazanması gerekirdi. Ancak Kartal, fırsatları harcadı. Bunda futbolcuların beceriksizlikleri ön plandaydı.
Galatasaray’ın taktiği değişmedi
Kadrolara baktığımızda dikkat çeken, Galatasaray’ın, Atletico karşısındaki sistemle, önce beraberliği hedefleyen, sonra “atarsam kazanırım” mantığı içinde olmasıydı. Buna karşın, taraftarının büyük desteğini arkasına alan, inanılmaz hırslı, agresif oynayan bir Beşiktaş vardı. Bu noktada Denizli’yi eleştirmek gerek. Kazanması gereken bir maçta neden Bobo-Nobre çift forvetiyle başlamaz, bunu anlamakta zorlanıyorum. Tek santrfor mantığını anlamak zor. Özellikle böyle maçlarda ihtiyaç duyulacak birinci oyuncu bana göre Bobo. Beşiktaş kanatları çok iyi kullandı. Holosko çıkana kadar iyi oynadı. Diğer kenarda Ekrem çok iyiydi. Burada bir parantez açalım. Ekrem çok çabuk bir oyuncu. Ama işi bir yere kadar yapıyor, sonra tıkanıyor ve son hamleyi yapamıyor. Çünkü son hamle, biraz beceri istiyor. Ne yazık ki, bu da Ekrem’de yok. Ortada Ernst ve Fink, rakibe boş alan bırakmadı. Beşiktaş’ta ön plana çıkan isimse Nobre’ydi. Brezilyalı, ilk kez gözüme bu kadar battı.
‘Derbilerde önemli olan sonuca gitmektir’
‘Dün gece kazanmak Beşiktaş’ın hakkıydı’ demek yanlış olmaz ama derbilerde önemli olan sonuca gitmektir. Maalesef Beşiktaş bunu yapamadı. Böyle fırsatları değerlendiremezsen, ileride sıkıntı yaşarsın. Yarın deplasmana gittiğinde büyük zorluklar çekersin.
Galatasaray, dün gece Beşiktaş’a fazla sıkıntı vermedi. Atılan gol tamamen tesadüf ve Sivok’un büyük hatasından. Yanlış anlaşılmasın, Galatasaray’ın dün geceki sistemi son derece doğruydu. Çok önemli sakatları olan bir takımın, bu şekilde oynaması çok normal. Şuna da vurgu yapalım, Atletico ve Beşiktaş maçlarındaki şans, her zaman yanında olmaz. Madrid’in 3-4, Beşiktaş’ın 4-5 net pozisyonu vardı.
Arda gol dışında yoktu
Arda, Keita, Elano’dan daha tempolu, becerikli olmalarını bekliyordum. Arda, attığı gol dışında yoktu. Keita da öyle. Galatasaray’ın özellikle sol kanadı hiç işlemedi. Caner çok kötüydü. Savunmadan Emre, Neill, Balta çok iyiydi. Ama aynı şeyleri Uğur için söyleyemeyeceğim. Ancak hatalı olan Uğur değil. Keita kendisine hiç yardımcı olmayınca, Uğur yalnız kaldı. Rakip bu kanattan yüklenince, Galatasaray sıkıntı yaşadı. Beraberlik Beşiktaş’a bir şey kazandırmadı. Galatasaray ise büyük moral buldu.
Hakem kötü
22 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Yemen Ekşioğlu
Aleks Taşçıoğlu, 10 santim dışarı çıkan topu görüyor. Doğru karar… Fırat Aydınus’a da maç boyunca çok iyi yardımcılık yapıyor. Ancak Tarık Ongun, Franco’nun elinden 30 santim içeri giren topa ‘devam’ diyor. Aynı Tarık Ongun, İbrahim Üzülmez’in pozisyonuna ısrarla faul çalarken, Keita’nın dirseğini ‘es’ geçiyor. Ve bu takdir haklarının hepsi de Beşiktaş aleyhine… Sakın ola ki bu girişi yaparken, kimse beraberliği hakem triosuna yüklemek istediğimi düşünmesin. Mustafa Denizli’nin de bu sonuçta payı çok büyük. Oyuncu tercihleri tam bir skandal. Hocam; yönetim sana güvendi, takımın en pahalı oyuncusu Tabata’yı aldı. Ama sen bir türlü bu adama güvenemedin. Beşiktaş’ın kazanmak zorunda olduğu bir maç bu, alternatifi yok. İşte bu tür maçlarda sana yaratıcı oyuncu lazım. O yüzden Tabata’nın sahada olması gerekir. Kadroya bakıyorsun, Beşiktaş takımı rakibini bir türlü önde karşılamıyor.
Holosko, Nobre, Ekrem, Fink, Ernst topla kavga eden oyuncular. Rakibe basan yok. Galatasaray’a bir yarım Arda yetti de arttı bile! Sezon başından beri Beşiktaş defansı, Ferrari’siyle rakibine en az pozisyon veren takımdı. Ama dün asist yapan bir defans adamı vardı. O da Sivok. Hiç yakışmadı. Evet hocam, sana gol lazım. Bobo yok, Nobre var. Tamam savaşmak istiyorsun da, tabelayı değiştiremezsen sonucuna katlanırsın. Top sevmiyor, direkler sevmiyor, hakem de sevmiyor; olacağı buydu. Sonuç olarak Denizli’nin oyuncu tercihleri de, değişiklikleri de büyük yanlışlardı. Galiba Beşiktaş bu sonuçla, önümüzdeki maçların zorluğunu da ortaya koyarsak bu sezonu kapattı.
Olmuyor, yürümüyor
22 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Sanlı Sarıalioğlu
Nokta santrforu olmayan G.Saray karşısına ofansif yönü yetersiz iki ön liberoyla çıkmak acaba ne kadar doğruydu? Maç öncesi 8 yabancıdan Fink ve Tello’nun kulübede oturacağını düşünüyordum. Bobo, Tabata sürpriziyle karşılaştım. İlk yarıda Fink ve Tello’nun yerine Bobo ve Tabata olsaydı Beşiktaş için hücum gücü ve pozisyon sayısı ikiye katlanmaz mıydı?
Denizli sürpriz yapmayı seviyor. Bilemiyorum, belki de futbolun savunma güvenliğini biraz abartıyor. İlk yarıdaki lig maçlarında toplam 21 gol atan Nonda, Baros, Kewell yok. Arda ileride tek başına pranga mahkumu. Ve Beşiktaş tek Arda’yı iki stoper (Sivok, Ferrari) ile bekliyor. Defansif yönü iyi olmayan Barış ve Mehmet Topal’ı da sözüm ona Fink ve Ernst ile pasifize etmek istiyor.
Galatasaray’da Barış ve Mehmet Topal’ın yerine oynayacak ofansif yönü güçlü bir oyuncu yok. Ancak Beşiktaş’ta var. Oynat Tabata’yı olsun bitsin. Bobo’yu da Nobre’nin yanına koydun mu yeme de yanında yat.
DENİZLİ ŞAŞIRTMAYI SEVİYOR
Denizli zaman zaman bizleri şaşırtmayı seviyor. 61. dakikada da bunu gördük. Beşiktaş’ın kötüleri Ekrem ve Tello idi. Hocamız tuttu Nobre ve Holosko’ya kemendi attı. Gerçekten olacak iş değil. Yusuf gibi gole yakın, yaratıcı bir ayağı da oyuna almak 74. dakikada aklına geldi.
Beşiktaş mutlak galibiyeti düşünen ve isteyen taraf değil miydi? Oyun felsefesinin buna göre olması gerekmiyor muydu? İki ön libero, tek santrfor ile etkinlik sağlanamadığı görülemiyor mu?
Fink ve Ernst aynen beklediğimiz gibiydiler. Rakibi durdurmaya çalıştılar. Top çalmak için çaba harcadılar. Defanslarına yardım ettiler. Peki bu işin bir de ofansif yönü yok mu? Soruyorum bu iki oyuncu bununla ilgili ne yaptı? Karşı kaleciyi hiç tehdit ettiler mi? Kaç şut attılar? Hangi pozisyonu yarattılar? Eh o zaman neden bir işi iki kişiye yaptırıyorsun?
Nobre oynadığı süre içerisinde hava toplarında son derece etkiliydi. Pozisyonlara da girdi, şanssızdı. Gol kısırlığı apaçık ortadayken sen Nobre’yi kenara alamazsın? Nihat sevdası da Beşiktaş’ı yedi bitirdi. Bu çocuk oynayamıyor. Sebebi ne olursa olsun hiçbir Beşiktaşlıyı ilgilendirmez.
CİMBOM İSTEDİĞİNİ ALDI
Galatasaray istediğini aldı. En önemli oyuncularından noksan olduğu bir maçta neredeyse galip bile gelecekti. Defansta Emre Güngör her geçen gün daha iyi oynuyor. Gökhan Zan zaten şansını yitirdi. Servet dikkat etmezse o da kulübeden maçları izler. Leo Franco, Atletico Madrid maçında olduğu gibi yine çok başarılıydı. Orta alanda Mehmet Topal ve Barış savaşçı kimlikleriyle sivrildiler. Elano’dan ekstra işler bekleniyor dün orta şekerliydi. Atletico Madrid maçının kahramanı Keita, bu kez kayıptı. Üzülmez’e şapka çıkartalım. Kaptan, Keita’ya nefes aldırmadı.
Maç berabere bitti sevinen Fenerbahçe oldu. Beşiktaş bu kafada giderse Türkiye Kupası, Şampiyonlar Ligi gibi lige de havlu atar. Denizli bu formatı kesinlikle değiştirmeli. Olmuyor, yürümüyor.
Beşiktaş’a yaramadı
22 Şubat 2010 Yazan Ertürk Yıldırım
Kategori Güven Taner
Beşiktaş’ın zirveden dört takımın birbiri ile oynadığı haftada maçını kazanması şampiyonluk yarışı içinde kalması açısından çok büyük önem taşıyordu. İyi savunma ve çok iyi hücum da gerekti bunun için. Hücum adamları iyi olmalılardı. Teknik Direktör Mustafa Denizli karşılaşmadan 3 puan istiyordu. Kazanmak için tempo yapacak, önde basacaktı. Bobo yerine oyuna Nobre ile başladı.
Galatasaray’da iyi top kullanan adam sayısı çoktu. Kenarlardan etkili çıkıyordu. Keita’nın, Caner’in önü iyi kesilmeli ve karşı ataklar çabuk yapılmalıydı. Bunun için solda Üzülmez’in önünde Ekrem oynadı. Toraman ve Holosko sağı kullandı.
Beşiktaş’taki sürpriz, oynatılan adamlar değil, takımdaki işe sarılış ciddiyetinin yüksekliği idi! Geçen hafta G.Antep maçında hiç olmayan bu özellik dün yeterince vardı! İyi savaşım verme isteği ile doluydular. Topu çabuk kullandılar, top kullanma becerisi yüksek rakiplerine top aldırmamada başarı gösterdiler. Ama ancak ilk yarıda. Bu yüzden baskılı oynayan ve pozisyon zengini Beşiktaş’tı.
38’inci dakikada Holosko’nun kafa vuruşunda Galatasaray kalecisi Leo Franco topu iki hamlede kale içine girmiş izlenimi veren bir noktada tuttuğunda belki de golünü attı. Belki, diyorum çünkü bu ince pozisyonda yardımcı hakem Tarık Ongun’un dediği olacaktı… O da “gol” demedi! Dese de olurdu.
İkinci yarı başında Beşiktaş’ın tempo yitirmesi, G.Saray’ın daha çok alan bulmasına ve hücuma çıkmasına, top kullanma rahatlığı elde etmesine yaradı.
Denizli 60.dakikada ağırlaşan iki adamı Nobre ile Holosko’yu oyundan alıp Bobo ile Nihat’ı; Rijkaard da Caner’i çıkarıp Jo’yu sahaya sürdü. İkisi de kazanmaya oynuyordu artık.
İlginçtir Galatasaray’dan beklerken Beşiktaş rakibinden çok yoruldu. Oyunun tempo yitiren yapısı Galatasaray’ın iyi top kullanan adamlarını öne çıkardı. Beşiktaş fizik düşüş sorununu bir an önce çözmez ise yarışta giderek geri düşecek.








